Eşref Bitlis, (d. 1933, Malatya - ö. 17 Şubat 1993). Türk orgeneral, eski Jandarma Genel Komutanı.
1952 yılında Kara Harp Okulu'ndan teğmen rütbesi ile mezun oldu. 1966 yılında Kara Harp Akademisi'ni tamamladı. Almanya'da dil eğitimini tamamladıktan sonra 1969 yılında Silahlı Kuvvetler Akademisi'nden mezun oldu. 1973'de Alman Harp Akademisi'ni tamamladı.
Bir yıl Kara Harp Akademisi'nde başöğretmen olarak görev yaptı. 1978'de tuğgeneral oldu ve Bolu Komando Tugay Komutanlığına getirildi. 1982'de tümgeneral ve Kıbrıs 28. Tümen Komutanı oldu. 1986'da korgeneral rütbesi aldı. 1988'de Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı oldu. 1990'da orgeneral rütbesi aldı ve Jandarma Genel Komutanlığı'na atandı.
Bitlis, bölgede konuşlanmış durumda bulunan Çekiç Güç Kuvvetlerinin Türkiye'den ayrılması gerektiğini açıklıyor ve ABD'nin Kuzey Irak'da oluşturmaya çalıştığı Kürt Devleti'nin Türkiye'nin zararına olduğunu söylüyordu. Bu nedenle ABD büyükelçiliği tarafından birkaç defa hükümete şikayet edildiği iddia edildi. 17 Aralık 1992'de Çekiç Güç'e bağlı Amerikan savaş uçakları, kendilerine bildirildiği halde Irak'ın Selahattin kentine gitmekte olan Bitlis'in helikopterine taciz uçuşu yaptı[kaynak belirtilmeli] ve helikopteri inişe zorladı. Komutanlığı döneminde JİTEM'in kurularak yargısız infazların yapılmasına ve itirafçılarla birlikte silah ve uyuşturucu kaçakçılığı yapılmasına karşı çıktığı da basına yansımıştır.
7 Şubat 1993'de 'İncirlik Üssü'nden kalkan ABD uçakları, PKK'ya yardım dağıtıyor.' diyen Eşref Bitlis, 17 Şubat 1993'de Beechcraft B200 King Air tipi uçağın henüz aydınlanamayan nedenlerle düşmesi sonucu hayatını kaybetti.
6 Mart 2010 Cumartesi
Erol Evcil
Tefeci Nesim Malki cinayetinin azmettiricisi olduğu gerekçesiyle yargılanan Bursalı işadamı. Eşrofolu Turizm şirketiyle 1986 yılında iş hayatına atılan Evcil, 1991 yılında Cavit Çağlar'ın oğlu Mustafa Çağlar'la yakın ilişkisi sayesinde iplik işine girdi. Çağlar ve Ali Osman Sönmez'den iplik alarak piyasaya girdi.
Uzun süre sahte pasaport alarak askerlikten kurtulmak için hile yaptığı gerekçesiyle gıyabi tutuklama kararıyla arandı.
Bu süre zarfında İş Bankası'ndan kredi aldı. Asker kaçağı olarak yakalandıktan sonra İstanbul Barosu Yönetim Kurulu'nda yer alan Adil Öngen'in Türkbank'ın Evcil'e satışına engel olduğu için Alaattin Çakıcı'nın adamları tarafından taranması olayına adı karıştı.
Haziran 1997'de Ortadoğu ve Balkanlar'ın en büyük entegre zeytin fabrikasını kurduğunu kamuoyuna ilan eden Evcil'in, adı kısa sürede "Zeytin Kralı"na çıktı. Alaattin Çakıcı'nın arkadaşı olduğu bilinen Evcil'in bu ilişkileri sayesinde kamu bankalarından rahatlıkla kredi aldığı da ortaya çıktı.
İş Bankası'nın, Evcil'in dev yatırımı Eze Zeytincilik'e 150 milyon dolar kredi verdiği, ayrıca Evcil'in 26.7 milyon dolarlık borcunu da karşıladığı ortaya çıktı. Bu süreç, yıllarca İş Bankası Genel Müdürlüğü görevini yürüten Ünal Korukçu'nun bankadan emekli olmasına neden oldu.
Türkbank'ın ise işadamı Korkmaz Yiğit tarafından satın alınma girişiminden önce Evcil'e 12.5 milyon dolarlık döviz kredisinin yanı sıra 1.5 trilyon liralık da dövize endeksli kredi verdiği belirlendi.
Evcil ayrıca Adil Öngen'in arabasının kurşunlanması olayında Çakıcı'yı azmettirdiği gerekçesiyle suçlandı ve hakkında 8 yıl 9 ay hapis istemiyle dava açıldı.
İddianamede, Evcil'in Türkbank'ı almak istediği, banka müdür muavinlerinden Burhan Ünlüata'nın bu girişime engel olması üzerine Ünlüata'nın yakın arkadaşı borsacı Adil Öngen'e baskı yaptığı belirtildi. Evcil'in Öngen'i defalarca telefonla arayarak tehdit ettiği öne sürülen iddianamede, sanığın Çakıcı'yı devreye soktuğu da belirtildi.
Operasyonla yakalandı
Nesim Malki cinayetini azmettirdiği gerekçesiyle tüm dünyada İnterpol tarafından aranan Erol Evcil, 28 Kasım 1999'da Bursa'da bir villaya düzenlenen operasyon sonucu yakalandı.
Uzun süre Bursa'da sorgulanan Evcil'in son bir yıldır Bursa'da saklandığı ortaya çıktı. Evcil, Bursa Emniyeti'nde verdiği ifadede Malki cinayetini azmettirdiğini itiraf etti.
İstanbul DGM'de de sorgulanan Evcil, Kartal Özel Tip Kapalı Cezaevi'ne konuldu. Malki cinayeti ve Türkbank'ın resmi ihalesine fesat karıştırmak iddiasıyla yapılan soruşturma sonucunda, İstanbul DGM Cumhuriyet Başsavcılığı'nca Evcil hakkında kamu davası açıldı.
İddianamede, Evcil'in 'suç işlemek için çete oluşturmak', 'taammüden adam öldürmeye azmettirmek', 'tehditle menfaat sağlamak' suçlarından bir kez idam ve 27 yıldan 44 yıla kadar da hapis cezasına çarptırılması istendi.
Evcil, 27 Mart 2000'de Malki cinayetinin azmettiricisi olarak DGM'de hakim karşısına çıktı. Evcil, iddianamenin üç gün önce kendisine ulaştığını söyledi ve savunmasının hazırlanması için süre talep etti.
Topçu ve Çağlar'ı suçladı
Ancak mahkemede konuşmayan Evcil'in 28 Mart'ta gazetelerde yer alan poliste verdiği ifadeler herkesi şok etti. Evcil ifadesinde, "DYP - SHP döneminde THY'nin uçak alımını kazanmak için Euro Special firması, dönemin Ulaştırma Bakanı Topçu, Devlet Bakanı Çağlar ve THY Yönetim Kurulu Başkanı Yardelen'e 55 milyon dolar komisyon verdi. Paranın paylaşılmasında Malki'nin İsviçre'deki Swiss Bank - Swiss Lant Bank hesabı kullanıldı. Malki bana banka dekontlarını gösterdi ve 'Bu silah bende oldukça bana kimse bir şey yapamaz' dedi" dedi.
Evcil, 3 Nisan 2000'de "densizlik" olarak değerlendirdiği Türkbank ihalesine fesat karıştırmak iddiasıyla yargılandığı davada tahliye edildi. Duruşmada işadamı Korkmaz Yiğit'le ilk kez karşılaştığını söyleyen Evcil, mahkeme sonunda Yiğit'le el sıkıştı. Duruşma hakimi Sedat Karagül'ün, Çakıcı'yla tanışmak için neden Japonya'ya gittiğini sorması üzerine Evcil, "Aslında ortak bir yönümüz yok. Sadece çok iyi bir dostum" dedi. Polise verdiği ifadenin işkence altında alındığını belirten Evcil, "Filistin askısı yapıldığı zaman seviniyordum. Diğerlerinin yanında onun acısı az kalıyordu. Yakınlarıma da aynı işkenceyi yapacaklarını söylediler. Sevdiklerimin acı çekmemesi için her şeyi kabullendim" diye konuştu. Malki cinayetini azmettirmek suçundan hala tutuklu bulunan Evcil, tekrar cezaevine gönderildi.
Uzun süre sahte pasaport alarak askerlikten kurtulmak için hile yaptığı gerekçesiyle gıyabi tutuklama kararıyla arandı.
Bu süre zarfında İş Bankası'ndan kredi aldı. Asker kaçağı olarak yakalandıktan sonra İstanbul Barosu Yönetim Kurulu'nda yer alan Adil Öngen'in Türkbank'ın Evcil'e satışına engel olduğu için Alaattin Çakıcı'nın adamları tarafından taranması olayına adı karıştı.
Haziran 1997'de Ortadoğu ve Balkanlar'ın en büyük entegre zeytin fabrikasını kurduğunu kamuoyuna ilan eden Evcil'in, adı kısa sürede "Zeytin Kralı"na çıktı. Alaattin Çakıcı'nın arkadaşı olduğu bilinen Evcil'in bu ilişkileri sayesinde kamu bankalarından rahatlıkla kredi aldığı da ortaya çıktı.
İş Bankası'nın, Evcil'in dev yatırımı Eze Zeytincilik'e 150 milyon dolar kredi verdiği, ayrıca Evcil'in 26.7 milyon dolarlık borcunu da karşıladığı ortaya çıktı. Bu süreç, yıllarca İş Bankası Genel Müdürlüğü görevini yürüten Ünal Korukçu'nun bankadan emekli olmasına neden oldu.
Türkbank'ın ise işadamı Korkmaz Yiğit tarafından satın alınma girişiminden önce Evcil'e 12.5 milyon dolarlık döviz kredisinin yanı sıra 1.5 trilyon liralık da dövize endeksli kredi verdiği belirlendi.
Evcil ayrıca Adil Öngen'in arabasının kurşunlanması olayında Çakıcı'yı azmettirdiği gerekçesiyle suçlandı ve hakkında 8 yıl 9 ay hapis istemiyle dava açıldı.
İddianamede, Evcil'in Türkbank'ı almak istediği, banka müdür muavinlerinden Burhan Ünlüata'nın bu girişime engel olması üzerine Ünlüata'nın yakın arkadaşı borsacı Adil Öngen'e baskı yaptığı belirtildi. Evcil'in Öngen'i defalarca telefonla arayarak tehdit ettiği öne sürülen iddianamede, sanığın Çakıcı'yı devreye soktuğu da belirtildi.
Operasyonla yakalandı
Nesim Malki cinayetini azmettirdiği gerekçesiyle tüm dünyada İnterpol tarafından aranan Erol Evcil, 28 Kasım 1999'da Bursa'da bir villaya düzenlenen operasyon sonucu yakalandı.
Uzun süre Bursa'da sorgulanan Evcil'in son bir yıldır Bursa'da saklandığı ortaya çıktı. Evcil, Bursa Emniyeti'nde verdiği ifadede Malki cinayetini azmettirdiğini itiraf etti.
İstanbul DGM'de de sorgulanan Evcil, Kartal Özel Tip Kapalı Cezaevi'ne konuldu. Malki cinayeti ve Türkbank'ın resmi ihalesine fesat karıştırmak iddiasıyla yapılan soruşturma sonucunda, İstanbul DGM Cumhuriyet Başsavcılığı'nca Evcil hakkında kamu davası açıldı.
İddianamede, Evcil'in 'suç işlemek için çete oluşturmak', 'taammüden adam öldürmeye azmettirmek', 'tehditle menfaat sağlamak' suçlarından bir kez idam ve 27 yıldan 44 yıla kadar da hapis cezasına çarptırılması istendi.
Evcil, 27 Mart 2000'de Malki cinayetinin azmettiricisi olarak DGM'de hakim karşısına çıktı. Evcil, iddianamenin üç gün önce kendisine ulaştığını söyledi ve savunmasının hazırlanması için süre talep etti.
Topçu ve Çağlar'ı suçladı
Ancak mahkemede konuşmayan Evcil'in 28 Mart'ta gazetelerde yer alan poliste verdiği ifadeler herkesi şok etti. Evcil ifadesinde, "DYP - SHP döneminde THY'nin uçak alımını kazanmak için Euro Special firması, dönemin Ulaştırma Bakanı Topçu, Devlet Bakanı Çağlar ve THY Yönetim Kurulu Başkanı Yardelen'e 55 milyon dolar komisyon verdi. Paranın paylaşılmasında Malki'nin İsviçre'deki Swiss Bank - Swiss Lant Bank hesabı kullanıldı. Malki bana banka dekontlarını gösterdi ve 'Bu silah bende oldukça bana kimse bir şey yapamaz' dedi" dedi.
Evcil, 3 Nisan 2000'de "densizlik" olarak değerlendirdiği Türkbank ihalesine fesat karıştırmak iddiasıyla yargılandığı davada tahliye edildi. Duruşmada işadamı Korkmaz Yiğit'le ilk kez karşılaştığını söyleyen Evcil, mahkeme sonunda Yiğit'le el sıkıştı. Duruşma hakimi Sedat Karagül'ün, Çakıcı'yla tanışmak için neden Japonya'ya gittiğini sorması üzerine Evcil, "Aslında ortak bir yönümüz yok. Sadece çok iyi bir dostum" dedi. Polise verdiği ifadenin işkence altında alındığını belirten Evcil, "Filistin askısı yapıldığı zaman seviniyordum. Diğerlerinin yanında onun acısı az kalıyordu. Yakınlarıma da aynı işkenceyi yapacaklarını söylediler. Sevdiklerimin acı çekmemesi için her şeyi kabullendim" diye konuştu. Malki cinayetini azmettirmek suçundan hala tutuklu bulunan Evcil, tekrar cezaevine gönderildi.
Ercan Kartal
DHKP - C örgütünün beyin takımından olan ve birçok eylem emri verdiği iddia edilen Kartal, siyasi hükümlüyken yattığı Bayrampaşa Cezaevi'nde Mustafa Duyar, İsmail Akkol ve Fehriye Erdal'a Sabancı suikastı emrini verdiği yönündeki iddialarla adını duyurdu. Kartal, bu nedenle "Anayasal düzeni zorla değiştirmeye teşebbüs etmek" suçundan İstanbul DGM'de idam cezası istemiyle yargılanmaya başladı.
Kartal, yaptığı açıklamalarda emri kendisinin vermediğini savundu. Mustafa Duyar'ın "devrim savaşçısı" olduğunu ancak kendisiyle hiç görüşmediğini söyleyen Kartal, iddiaların komplo olduğunu öne sürdü. Kartal, konuyla ilgili yeniden sorgulanması konusunda ise "Beni buradan hiçbir güç alamaz" dedi.
Daha sonra DGM'de çıktığı duruşmalarda açıklamalarının aksine ifade veren Kartal, Haziran 1997'deki duruşmada, Sakıp Sabancı'nın seçilme- sinde özel bir amaç olmadığını belirterek, "Kamhi, Komili ve Eczacıbaşı da olabilirdi. Onlar bu nitelikleriyle her zaman hedefimizdir" dedi.
Ekim 1997'deki duruşmada ise Suriye Lazkiye'de yakalanan Sabancı suikastı tetikçisi Mustafa Duyar'la Kartal arasında tartışma yaşandı. Kartal, Duyar ifadesini verirken argo sözlerle tepki gösterince salonda gerginlik yaşandı. Kartal'ın kardeşleri Erol ve Erdal Kartal da Duyar'a küfretti, daha sonra güvenlik güçlerince salondan çıkarıldı.
Nisan 1998'de kurban bayramı nedeniyle Bayrampaşa Cezaevi'nde başlayan açık görüş sırasında DHKP - C örgütünün beyin takımından Ercan Kartal'la Şadi Özbolat firar girişiminde bulundu. Siyasi suçluların görüş yaptığı koridordaki hükümlü bölümünün demirlerini kestikten sonra aradaki cam bölmeyi de kırıp ziyaretçi kabinine geçen Kartal ve Özbolat, infaz koruma memurları tarafından son anda fark edildi. Bu olayın ardından Kartal ve Özbolat'ın cezaevinden kaçma girişimine yardımcı olan beş kadın da yakalandı.
Kartal, Kasım 1999'da çıktığı duruşmada ise Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı'nın öldürülmesini kınadığını belirterek, "Kemalist topluluğa başsağlığı diliyorum ve kendilerini faşistlere karşı eylem birliği içinde olmaya çağırıyorum" dedi.
Devlet dersi
Aralık 2000'de "F tipi cezaevi" uygulamasına karşı cezaevlerinde mahkumlar tarafından başlatılan ölüm orucu ve açlık grevi, krize dönüştü. Cezaevlerine yapılan müdahale sonucu en uzun süre direnç gösterilen Bayrampaşa Cezaevi'nde Ercan Kartal ve DHKP - C'nin sözde cezaevi sorumlusu Şadi Özpolat, ele geçirildi. Edirne F Tipi Cezaevi'ne sevk edilen Kartal ve Özpolat'ın, "Bizi 10 yıldır kimse arayamadı. Siz de arama yapamazsınız" demelerine karşılık üstleri arandı, saç ve sakalları traş edildi. Kartal ve Özpolat, tek kişilik hücrelere konuldu ve diğer örgüt mensuplarıyla bağlantıları kesildi.
Sabancı davasındaki dosyası ayırıldı
Sabancı davasında 15 Mart 2001'de yargılanan 12 sanıktan sekizi hakkındaki dava, 4616 sayılı Şartla Salıvermeye, Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanun uyarınca ertelendi. Ancak Kartal'ın dosyası başka bir davayla birleştirildi.
Kartal, yaptığı açıklamalarda emri kendisinin vermediğini savundu. Mustafa Duyar'ın "devrim savaşçısı" olduğunu ancak kendisiyle hiç görüşmediğini söyleyen Kartal, iddiaların komplo olduğunu öne sürdü. Kartal, konuyla ilgili yeniden sorgulanması konusunda ise "Beni buradan hiçbir güç alamaz" dedi.
Daha sonra DGM'de çıktığı duruşmalarda açıklamalarının aksine ifade veren Kartal, Haziran 1997'deki duruşmada, Sakıp Sabancı'nın seçilme- sinde özel bir amaç olmadığını belirterek, "Kamhi, Komili ve Eczacıbaşı da olabilirdi. Onlar bu nitelikleriyle her zaman hedefimizdir" dedi.
Ekim 1997'deki duruşmada ise Suriye Lazkiye'de yakalanan Sabancı suikastı tetikçisi Mustafa Duyar'la Kartal arasında tartışma yaşandı. Kartal, Duyar ifadesini verirken argo sözlerle tepki gösterince salonda gerginlik yaşandı. Kartal'ın kardeşleri Erol ve Erdal Kartal da Duyar'a küfretti, daha sonra güvenlik güçlerince salondan çıkarıldı.
Nisan 1998'de kurban bayramı nedeniyle Bayrampaşa Cezaevi'nde başlayan açık görüş sırasında DHKP - C örgütünün beyin takımından Ercan Kartal'la Şadi Özbolat firar girişiminde bulundu. Siyasi suçluların görüş yaptığı koridordaki hükümlü bölümünün demirlerini kestikten sonra aradaki cam bölmeyi de kırıp ziyaretçi kabinine geçen Kartal ve Özbolat, infaz koruma memurları tarafından son anda fark edildi. Bu olayın ardından Kartal ve Özbolat'ın cezaevinden kaçma girişimine yardımcı olan beş kadın da yakalandı.
Kartal, Kasım 1999'da çıktığı duruşmada ise Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı'nın öldürülmesini kınadığını belirterek, "Kemalist topluluğa başsağlığı diliyorum ve kendilerini faşistlere karşı eylem birliği içinde olmaya çağırıyorum" dedi.
Devlet dersi
Aralık 2000'de "F tipi cezaevi" uygulamasına karşı cezaevlerinde mahkumlar tarafından başlatılan ölüm orucu ve açlık grevi, krize dönüştü. Cezaevlerine yapılan müdahale sonucu en uzun süre direnç gösterilen Bayrampaşa Cezaevi'nde Ercan Kartal ve DHKP - C'nin sözde cezaevi sorumlusu Şadi Özpolat, ele geçirildi. Edirne F Tipi Cezaevi'ne sevk edilen Kartal ve Özpolat'ın, "Bizi 10 yıldır kimse arayamadı. Siz de arama yapamazsınız" demelerine karşılık üstleri arandı, saç ve sakalları traş edildi. Kartal ve Özpolat, tek kişilik hücrelere konuldu ve diğer örgüt mensuplarıyla bağlantıları kesildi.
Sabancı davasındaki dosyası ayırıldı
Sabancı davasında 15 Mart 2001'de yargılanan 12 sanıktan sekizi hakkındaki dava, 4616 sayılı Şartla Salıvermeye, Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanun uyarınca ertelendi. Ancak Kartal'ın dosyası başka bir davayla birleştirildi.
Dursun Karataş
Dursun Karataş (1953, Elazığ - 11 Ağustos 2008, Etten Leur) DHKP/C örgütünün kurucusu ve lideri.
Dursun Karataş, 25 Mart 1952’de Elazığ’ın Kürdemlik (Cevizdere) köyünde doğdu. Ailesi, bir Zaza ailesiydi. Devrimci düşünceye 1970 öncesinde sempati duymaya başladı.Gençlik yıllarında Dev-Genç örgütü ve Devrimci Yol hareketinde yer aldı. 1978'de Devrimci Yol'dan ayrılarak Devrimci Sol fraksiyonunu kurdu. Dursun Karataş 12 Eylül 1980'den önce bulunduğu yasadışı faaliyetler sebebiyle 30 Kasım 1980'de askeri mahkemece tutuklandı ve idam cezasına çarptırıldı. Daha sonra cezası müebbete çevrildi. Dokuz yıl sonra İstanbul Bayrampaşa cezaevinden kaçıp yurtdışına yerleşti. 1994 yılında örgütün adını DHKP/C olarak değiştirdi. Aynı yıl Fransa'da yakalanan Dursun Karataş 1995'te tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Daha sonra kansere yakalanan Dursun Karataş tedavi gördüğü Hollanda'da 11 Ağustos 2008'de kanserden öldü. Gazi Mahallesi'nde kaldırılan cenazesine 15.000 kişi katıldı.
Dursun Karataş 37 kişinin ölüm emrini vermekle suçlanıyordu. Bunlara; eski başbakan Nihat Erim, MHP Gümrük Bakanı Gün Sazak, emekli generaller Kemal Kayacan ve Adnan Ersöz ile birlikte MİT Emekli Mit Müşteşar Yardımcısı Hiram Abas ve DGM savcısı Yaşar Günaydın gibi kişilerde dahildir.
DEV-SOL'un silahlı eylemleri:
27 Mayıs 1980-Gün Sazak(MHP Genel Başkan Yrd. ve eski Gümrük ve Tekel Bakanı)
17 Temmuz 1980-İsmail Nihat Erim(Eski başbakan,eski CHP Kocaeli milletvekili)
6 Şubat 1981-İstanbul Emniyet Müdür başyardımcısı Mahmut Dikler
Dursun Karataş, 25 Mart 1952’de Elazığ’ın Kürdemlik (Cevizdere) köyünde doğdu. Ailesi, bir Zaza ailesiydi. Devrimci düşünceye 1970 öncesinde sempati duymaya başladı.Gençlik yıllarında Dev-Genç örgütü ve Devrimci Yol hareketinde yer aldı. 1978'de Devrimci Yol'dan ayrılarak Devrimci Sol fraksiyonunu kurdu. Dursun Karataş 12 Eylül 1980'den önce bulunduğu yasadışı faaliyetler sebebiyle 30 Kasım 1980'de askeri mahkemece tutuklandı ve idam cezasına çarptırıldı. Daha sonra cezası müebbete çevrildi. Dokuz yıl sonra İstanbul Bayrampaşa cezaevinden kaçıp yurtdışına yerleşti. 1994 yılında örgütün adını DHKP/C olarak değiştirdi. Aynı yıl Fransa'da yakalanan Dursun Karataş 1995'te tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Daha sonra kansere yakalanan Dursun Karataş tedavi gördüğü Hollanda'da 11 Ağustos 2008'de kanserden öldü. Gazi Mahallesi'nde kaldırılan cenazesine 15.000 kişi katıldı.
Dursun Karataş 37 kişinin ölüm emrini vermekle suçlanıyordu. Bunlara; eski başbakan Nihat Erim, MHP Gümrük Bakanı Gün Sazak, emekli generaller Kemal Kayacan ve Adnan Ersöz ile birlikte MİT Emekli Mit Müşteşar Yardımcısı Hiram Abas ve DGM savcısı Yaşar Günaydın gibi kişilerde dahildir.
DEV-SOL'un silahlı eylemleri:
27 Mayıs 1980-Gün Sazak(MHP Genel Başkan Yrd. ve eski Gümrük ve Tekel Bakanı)
17 Temmuz 1980-İsmail Nihat Erim(Eski başbakan,eski CHP Kocaeli milletvekili)
6 Şubat 1981-İstanbul Emniyet Müdür başyardımcısı Mahmut Dikler
Cengiz Ersever
İnsan Hakları Derneği eski Genel Başkanı Akın Birdal'a suikast girişiminde bulunarak ilk kez adını duyurdu. 22 Mayıs 1998'de İstanbul'da gözaltına alındı. Kamuoyunda "Yeşil" kod adıyla tanınan Mahmut Yıldırım'ın sağ kolu olduğu öne sürülen Ersever, Tunceli bölgesinde "Haydar", İstanbul'da ise "Fırat" kod adıyla uzman çavuş olarak görev yaptı.
Ersever'le birlikte yakalanan Birdal'a yapılan suikast girişiminin tetikçileri Kerem Deretarla ve Bahri Eken"e Ersever'in kırsal arazide silahlı atış eğitimi verdiği belirlendi.
Ersever, 26 Mayıs 1998'de polise verdiği ifadede, Birdal'a suikast girişiminden 10 gün önce Yeşil'le Ankara'da buluştuğunu itiraf etti. Ersever, Ağustos 1998'de Birdal"a 12 Mayıs 1998'de silahlı saldırıda bulunulmasıyla ilgili olarak, "cürüm işlemek için Türk İntikam Tugayı (TİT) adlı silahlı çeteyi oluşturdukları, siyasi amaçla Birdal'ı öldürmeye tam teşebbüste bulundukları ve bu suça iştirak ettikleri" gerekçesiyle 11 sanığın, 1 - 24 yıl hapis istemiyle yargılandığı davada, gergin dakikaların yaşanmasına neden oldu. TİT'in kurucusu olduğunu söyleyen Ersever'in, "Benim amacım Birdal'ın öldürülmesi değildi. Eğer böyle bir niyetim olsa, sizinle iddiaya giriyorum, 24 saat içinde beynini duvara yapıştırırım" demesi üzerine, Birdal'ın avukatlarının bu ifadenin tutanağa geçirilmesini talep etmesiyle başlayan gerginlik sonrasında Ersever, avukatların üzerine yürüyerek, "Bana bak avukat" diye bağırdı.
Bu davaya bakan mahkemenin gerekçeli kararında, hapis cezasına çarptırılan Ersever'in Tunceli'de görev yaptığı 1994 - 95'te bir kahvehanede Yeşil ile tanıştığı, İstanbul ve Ankara'da değişik zamanlarda bir araya geldikleri kaydedildi. Kararda, Ersever'in Birdal'a silahlı saldırıyı organize eden Semih Tufan Gülaltay ile ilişkisinin 1996 yazında Yeşil aracılığıyla başladığı, bu tarihten sonra Ersever ile Gülaltay'ın sıkı dostluk ve işbirliği içine girdikleri tespiti yapıldı.
Ersever'le birlikte yakalanan Birdal'a yapılan suikast girişiminin tetikçileri Kerem Deretarla ve Bahri Eken"e Ersever'in kırsal arazide silahlı atış eğitimi verdiği belirlendi.
Ersever, 26 Mayıs 1998'de polise verdiği ifadede, Birdal'a suikast girişiminden 10 gün önce Yeşil'le Ankara'da buluştuğunu itiraf etti. Ersever, Ağustos 1998'de Birdal"a 12 Mayıs 1998'de silahlı saldırıda bulunulmasıyla ilgili olarak, "cürüm işlemek için Türk İntikam Tugayı (TİT) adlı silahlı çeteyi oluşturdukları, siyasi amaçla Birdal'ı öldürmeye tam teşebbüste bulundukları ve bu suça iştirak ettikleri" gerekçesiyle 11 sanığın, 1 - 24 yıl hapis istemiyle yargılandığı davada, gergin dakikaların yaşanmasına neden oldu. TİT'in kurucusu olduğunu söyleyen Ersever'in, "Benim amacım Birdal'ın öldürülmesi değildi. Eğer böyle bir niyetim olsa, sizinle iddiaya giriyorum, 24 saat içinde beynini duvara yapıştırırım" demesi üzerine, Birdal'ın avukatlarının bu ifadenin tutanağa geçirilmesini talep etmesiyle başlayan gerginlik sonrasında Ersever, avukatların üzerine yürüyerek, "Bana bak avukat" diye bağırdı.
Bu davaya bakan mahkemenin gerekçeli kararında, hapis cezasına çarptırılan Ersever'in Tunceli'de görev yaptığı 1994 - 95'te bir kahvehanede Yeşil ile tanıştığı, İstanbul ve Ankara'da değişik zamanlarda bir araya geldikleri kaydedildi. Kararda, Ersever'in Birdal'a silahlı saldırıyı organize eden Semih Tufan Gülaltay ile ilişkisinin 1996 yazında Yeşil aracılığıyla başladığı, bu tarihten sonra Ersever ile Gülaltay'ın sıkı dostluk ve işbirliği içine girdikleri tespiti yapıldı.
Cavit Çağlar
1946'da Yunanistan Gümülcine'de doğdu. İki yıl sonra ailesi Türkiye'ye kaçtı ve Akhisar'a yerleşti. Ekonomik sıkıntı yüzünden benzincide çalıştı, araba camı sildi. Babası 1961'de veremden öldü. Liseyi bitirdi ve 1963'te ailesiyle İstanbul'a taşındı. Mahmutpaşa'da tezgâhtarlıkla işe başladı. Yahudiler'den tekstil işinin püf noktalarını öğrendi. 24 yaşında Nursal Hanım ile evlendi.
Babasından kalan 16 lirayı sermaye yaptı ve 1967'de Uygun İpek ismiyle şirket kurdu. Bir yıl sonra ise AP Gençlik Kolları'na katıldı.
İşini büyütmeye karar verdi ve 75 liralık ilk kredisini Yapı Kredi Bankası'ndan aldı. 1970'de dayısı Şükrü Şankaya ile ortak oldu. Çağlar'ın yükselişe geçtiği dönem ise Ecevit dönemi oldu. Çağlar o dönem için, 'Bana enflasyon zengini diyebilirsiniz' diyecekti.
Dayısıyla birlikte Nergis Tekstil'i 1979'da kurdu. 1980'li yılların sonuna gelindiğinde 30 şirket ve 16 binin üzerinde çalışanı olan bir holdingin patronuydu. Kamuoyu onu Bursaspor başkanı olunca tanıdı.
Babası gibi sevdiği Süleyman Demirel, ona siyaset dünyasının kapılarını açtı. 1987'de milletvekilli oldu. ANAP döneminde sıkıntı yaşadı. 11 bankayla çalışan Çağlar'ın ilişkileri kesildi. 1988'de Özal'a sıkıntılarını anlattı. Özal, 'İşin kolay, sen onu bırak bizim yanımıza gel' dedi. Ama Çağlar Demirel'in sağkolu olmayı tercih etti. Bunun karşılığını da DYP iktidara geçince Devlet Bakanı olarak aldı. Hatta Demirel, Çağlar'ı "hükümetin liberosu" olarak nitelendirdi.
Bakan olduğu dönemde Mesut Yılmaz'a savaş açtı ve 'Yavşak Mesut' sözüyle siyaset tarihine geçti. Çağlar, daha sonra bu sözü yüzünden 200 milyon lira tazminat ödemeye mahkum oldu.
Ziraat Bankası'ndan kullandığı krediler başına dert açtı. Aralık 1991 itibariyle bankaya 399 milyar borcu olduğu söylendi. Çağlar, bakan olunca kendisine bağlı olan bankayla pazarlığa oturdu ve borcunun büyük bölümünü kabul etmedi. 173 milyar olduğunu söylediği borcunu 4 yıl içinde faizsiz ödemeyi önerdi. Ziraat, öneriyi kabul etti ve borç 1996'ya kadar ödenmek üzere taksitlendirildi.
Siyasete atılınca şirketlerin yönetimini dayısına bıraktığını söyledi ama her zaman işinin başında oldu. Nergis Holding, önce Çukurova Holding'ten İnterbank'ı alarak finans sektörüne girdi. Ardından NTV, Olay Gazetesi ve Olay TV ile medyaya girdi. 1997'de Dinç Bilgin ile birlikte özelleştirilen Etibank'ı aldı. Ancak kısa bir süre sonra tekstil krizine yakalandı. Sahibi olduğu İnterbank'a 1998'de el koydu. Çağlar, bu karardan hemen önce NTV'yi Doğuş'a sattı ve Etibank'taki yüzde 50 hissesini Dinç Bilgin'e devretti. Çöküş hızlandı, İşyerine, evindeki herşeye haciz yağdı.
Suç dosyası
Çağlar hakkında şu anda Egebank ve Etibank soruşturmaları kapsamında iki gıyabi tutuklama kararı bulunuyor.
Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na devredilen ve Yahya Murat Demirel'in eski sahibi olduğu Egebank'la ilgili soruşturmayı yürüten İstanbul DGM Cumhuriyet Savcısı Ercan Cengiz, Egebank'tan 7.5 milyon dolar usulsüz kredi almakla suçlanan İnterbank'ın da eski sahibi olan eski Devlet Bakanı, eski DYP milletvekili ve işadamı Cavit Çağlar'ı, ifade vermeye davet etti. Savcı Cengiz, bu arada sağlık sorunlarını gerekçe göstererek yurtdışına çıkan ve bir daha Türkiye'ye dönmeyen Çağlar hakkında, İstanbul Nöbetçi 1 No'lu DGM'ye başvurarak 2 Ocak 2001 tarihinde gıyabi tutuklama kararı çıkartılmasını sağladı.
Bu karardan sonra İstanbul İnterpol Şube Müdürlüğü'nce "kırmızı bülten" çıkartılan Çağlar hakkında ayrıca, yurtdışında yakalanması halinde Türkiye'ye iadesini sağlamak amacıyla İstanbul DGM Cumhuriyet Başsavcılığı'nca "iade talepnamesi" hazırlanarak Adalet Bakanlığı'na gönderildi.
Etibank'la ilgili 36 sanık hakkında dava açan DGM Cumhuriyet Başsavcılığı ise , Cavit Çağlar'ın dosyasını ayırdı. TMSF'ye devredilen ve Dinç Bilgin'in sahibi olduğu Etibank'la ilgili soruşturmayı da yürüten İstanbul DGM Cumhuriyet Savcısı Ercan Cengiz, yine bu bankayla ilgili ortaya atılan usulsüz işlemlerde adı geçen Çağlar hakkında, İstanbul Nöbetçi 6 No'lu DGM Yedek Hakimliği'nden 2 Nisan 2001 tarihinde gıyabi tutuklama kararı çıkartılmasını sağladı.
DGM Başsavcılığı, Çağlar hakkında 16 Nisan 2001 tarihinde de yurtdışında yakalanması halinde Türkiye'ye iadesini sağlamak amacıyla "iade talepnamesi" hazırlayarak Adalet Bakanlığı'na gönderdi. Başsavcılık, Etibank'la ilgili soruşturmayı halen sürdürüyor.
İnterbank'ın eski sahibi Cavit Çağlar ve Bank Ekspres'in eski sahibi Korkmaz Yiğit hakkında birbirlerine menfaat karşılığı usulsüz krediler verdikleri gerekçesiyle Kadıköy 6. Asliye Ceza Mahkemesi'nde açılan dava, hakimin Bankalar Kanunu'na dayanarak suçu "zimmet" kapsamında bulması ve "Görevsizlik kararı" vermesi üzerine İstanbul Adliyesi'ne gönderildi.
Dosyayı inceleyen İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesi ise Bankalar Kanunu'nun suç tarihinden sonra çıkmasını gerekçe göstererek "Yetkisizlik kararı" vererek dosyayı Kadıköy Ağır Ceza Mahkemesi'ne yolladı. Şişli Cumhuriyet Savcılığı da İnterbank'tan çeşitli şirketler adına krediler alıp, bunları virman yoluyla kendi hesaplarına geçirdiği iddiasıyla Cavit Çağlar ile Mustafa Çağlar ve Şükrü Şankaya hakkında Şişli 8. Asliye Ceza Mahkemesi'nde başka bir dava daha açtı.
Hakkında bu suçtan dolayı 5 yıla kadar hapis cezası istenen Çağlar, ifade vermeye gelmediği için ifadesinin alınması amacıyla Bursa Asliye Ceza Mahkemesi'ne talimat yazısı gönderilmişti.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı da yönetici olmalarına rağmen İnterbank'tan kredi aldıkları gerekçesiyle Cavit Çağlar, Mustafa Çağlar ve Şükrü Şankaya hakkında dava açtı.
Başsavcılık ayrıca, aynı sanıkların da aralarında bulunduğu 37 kişi hakkında da "tabela şirketler" kurarak bunlara kredi verilmesi ve daha sonra hesaplarına geçirilmesiyle ilgili başka bir dava daha açtı.
Yargılama aşamasında İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nde birleştirilen bu dosyalarda, Çağlar'ın "Banka dolandırıcılığı yapmak" suçundan 6 yıl 9 ay ile 11 yıl 3 ay arasında ağır hapis cezasına çarptırılması isteniyordu.
Yargılamayı bir süre devam ettiren İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi, sanık avukatlarının talebi üzerine eylemin Bursa'da başlaması, İstanbul'da devam etmesi ve yine Bursa'da bitmesini dikkate alarak "Yetkisizlik kararı" ile dosyayı Bursa 3. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderdi. Çağlar, halen bu davada "tutuksuz sanık" sıfatıyla yargılanıyor.
Ve son...
Hakkındaki suçlamalar nedeniyle tüm dünyada kırmızı bültenle aranan Çağlar, 18 Nisan 2001'de eşi Nergis Çağlar'ı karşılamaya gittiği sırada New York'taki John F.Kennedy havaalanı garajının parkında, Amerikan Federal Soruşturma Bürosu FBI tarafından tutuklandı. Çağlar'ın eşi Nergis Çağlar'ın, süresi dolan gri pasaportunu mavi pasaporta çevirmek için Bursa Emniyet Müdürlüğü'ne başvurduğu, ABD vizesi alması üzerine polisin, yurtdışına çıkışını izlemeye aldığı ve Çağlar'ın izine böylece ulaştığı ortaya çıktı.
Çağlar, yakalandıktan bir gün sonra Manhattan'daki ABD bölge mahkemesine çıkarıldı. Duruşma salonuna FBI ajanları tarafından götürüldüğü sırada, Çağlar'ın elleri arkadan kelepçeli ve üstü pardösüyle kapatılmış görüntüleri, Türkiye'de büyük yankı yarattı. 45 dakika süren ilk duruşmada Çağlar'ın serbest kalmak için avukatı aracılığıyla teklif ettiği 5 milyon dolarlık kefalet karşılığında elektronik prangayla gözaltı önerisini dikkate almayan yargıç, Çağlar'ın tutukluluk halinin devamına karar verdi. Çağlar çıktığı ikinci duruşmada, sürpriz bir şekilde mümkün olan en kısa zamanda Türkiye'ye iade edilmesini talep etti. Mahkeme de Çağlar'ın bu talebini kabul etti ve işlemlerin başlatılması için konuyu Adalet Bakanlığına ileteceğini bildirdi.
Babasından kalan 16 lirayı sermaye yaptı ve 1967'de Uygun İpek ismiyle şirket kurdu. Bir yıl sonra ise AP Gençlik Kolları'na katıldı.
İşini büyütmeye karar verdi ve 75 liralık ilk kredisini Yapı Kredi Bankası'ndan aldı. 1970'de dayısı Şükrü Şankaya ile ortak oldu. Çağlar'ın yükselişe geçtiği dönem ise Ecevit dönemi oldu. Çağlar o dönem için, 'Bana enflasyon zengini diyebilirsiniz' diyecekti.
Dayısıyla birlikte Nergis Tekstil'i 1979'da kurdu. 1980'li yılların sonuna gelindiğinde 30 şirket ve 16 binin üzerinde çalışanı olan bir holdingin patronuydu. Kamuoyu onu Bursaspor başkanı olunca tanıdı.
Babası gibi sevdiği Süleyman Demirel, ona siyaset dünyasının kapılarını açtı. 1987'de milletvekilli oldu. ANAP döneminde sıkıntı yaşadı. 11 bankayla çalışan Çağlar'ın ilişkileri kesildi. 1988'de Özal'a sıkıntılarını anlattı. Özal, 'İşin kolay, sen onu bırak bizim yanımıza gel' dedi. Ama Çağlar Demirel'in sağkolu olmayı tercih etti. Bunun karşılığını da DYP iktidara geçince Devlet Bakanı olarak aldı. Hatta Demirel, Çağlar'ı "hükümetin liberosu" olarak nitelendirdi.
Bakan olduğu dönemde Mesut Yılmaz'a savaş açtı ve 'Yavşak Mesut' sözüyle siyaset tarihine geçti. Çağlar, daha sonra bu sözü yüzünden 200 milyon lira tazminat ödemeye mahkum oldu.
Ziraat Bankası'ndan kullandığı krediler başına dert açtı. Aralık 1991 itibariyle bankaya 399 milyar borcu olduğu söylendi. Çağlar, bakan olunca kendisine bağlı olan bankayla pazarlığa oturdu ve borcunun büyük bölümünü kabul etmedi. 173 milyar olduğunu söylediği borcunu 4 yıl içinde faizsiz ödemeyi önerdi. Ziraat, öneriyi kabul etti ve borç 1996'ya kadar ödenmek üzere taksitlendirildi.
Siyasete atılınca şirketlerin yönetimini dayısına bıraktığını söyledi ama her zaman işinin başında oldu. Nergis Holding, önce Çukurova Holding'ten İnterbank'ı alarak finans sektörüne girdi. Ardından NTV, Olay Gazetesi ve Olay TV ile medyaya girdi. 1997'de Dinç Bilgin ile birlikte özelleştirilen Etibank'ı aldı. Ancak kısa bir süre sonra tekstil krizine yakalandı. Sahibi olduğu İnterbank'a 1998'de el koydu. Çağlar, bu karardan hemen önce NTV'yi Doğuş'a sattı ve Etibank'taki yüzde 50 hissesini Dinç Bilgin'e devretti. Çöküş hızlandı, İşyerine, evindeki herşeye haciz yağdı.
Suç dosyası
Çağlar hakkında şu anda Egebank ve Etibank soruşturmaları kapsamında iki gıyabi tutuklama kararı bulunuyor.
Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na devredilen ve Yahya Murat Demirel'in eski sahibi olduğu Egebank'la ilgili soruşturmayı yürüten İstanbul DGM Cumhuriyet Savcısı Ercan Cengiz, Egebank'tan 7.5 milyon dolar usulsüz kredi almakla suçlanan İnterbank'ın da eski sahibi olan eski Devlet Bakanı, eski DYP milletvekili ve işadamı Cavit Çağlar'ı, ifade vermeye davet etti. Savcı Cengiz, bu arada sağlık sorunlarını gerekçe göstererek yurtdışına çıkan ve bir daha Türkiye'ye dönmeyen Çağlar hakkında, İstanbul Nöbetçi 1 No'lu DGM'ye başvurarak 2 Ocak 2001 tarihinde gıyabi tutuklama kararı çıkartılmasını sağladı.
Bu karardan sonra İstanbul İnterpol Şube Müdürlüğü'nce "kırmızı bülten" çıkartılan Çağlar hakkında ayrıca, yurtdışında yakalanması halinde Türkiye'ye iadesini sağlamak amacıyla İstanbul DGM Cumhuriyet Başsavcılığı'nca "iade talepnamesi" hazırlanarak Adalet Bakanlığı'na gönderildi.
Etibank'la ilgili 36 sanık hakkında dava açan DGM Cumhuriyet Başsavcılığı ise , Cavit Çağlar'ın dosyasını ayırdı. TMSF'ye devredilen ve Dinç Bilgin'in sahibi olduğu Etibank'la ilgili soruşturmayı da yürüten İstanbul DGM Cumhuriyet Savcısı Ercan Cengiz, yine bu bankayla ilgili ortaya atılan usulsüz işlemlerde adı geçen Çağlar hakkında, İstanbul Nöbetçi 6 No'lu DGM Yedek Hakimliği'nden 2 Nisan 2001 tarihinde gıyabi tutuklama kararı çıkartılmasını sağladı.
DGM Başsavcılığı, Çağlar hakkında 16 Nisan 2001 tarihinde de yurtdışında yakalanması halinde Türkiye'ye iadesini sağlamak amacıyla "iade talepnamesi" hazırlayarak Adalet Bakanlığı'na gönderdi. Başsavcılık, Etibank'la ilgili soruşturmayı halen sürdürüyor.
İnterbank'ın eski sahibi Cavit Çağlar ve Bank Ekspres'in eski sahibi Korkmaz Yiğit hakkında birbirlerine menfaat karşılığı usulsüz krediler verdikleri gerekçesiyle Kadıköy 6. Asliye Ceza Mahkemesi'nde açılan dava, hakimin Bankalar Kanunu'na dayanarak suçu "zimmet" kapsamında bulması ve "Görevsizlik kararı" vermesi üzerine İstanbul Adliyesi'ne gönderildi.
Dosyayı inceleyen İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesi ise Bankalar Kanunu'nun suç tarihinden sonra çıkmasını gerekçe göstererek "Yetkisizlik kararı" vererek dosyayı Kadıköy Ağır Ceza Mahkemesi'ne yolladı. Şişli Cumhuriyet Savcılığı da İnterbank'tan çeşitli şirketler adına krediler alıp, bunları virman yoluyla kendi hesaplarına geçirdiği iddiasıyla Cavit Çağlar ile Mustafa Çağlar ve Şükrü Şankaya hakkında Şişli 8. Asliye Ceza Mahkemesi'nde başka bir dava daha açtı.
Hakkında bu suçtan dolayı 5 yıla kadar hapis cezası istenen Çağlar, ifade vermeye gelmediği için ifadesinin alınması amacıyla Bursa Asliye Ceza Mahkemesi'ne talimat yazısı gönderilmişti.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı da yönetici olmalarına rağmen İnterbank'tan kredi aldıkları gerekçesiyle Cavit Çağlar, Mustafa Çağlar ve Şükrü Şankaya hakkında dava açtı.
Başsavcılık ayrıca, aynı sanıkların da aralarında bulunduğu 37 kişi hakkında da "tabela şirketler" kurarak bunlara kredi verilmesi ve daha sonra hesaplarına geçirilmesiyle ilgili başka bir dava daha açtı.
Yargılama aşamasında İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi'nde birleştirilen bu dosyalarda, Çağlar'ın "Banka dolandırıcılığı yapmak" suçundan 6 yıl 9 ay ile 11 yıl 3 ay arasında ağır hapis cezasına çarptırılması isteniyordu.
Yargılamayı bir süre devam ettiren İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi, sanık avukatlarının talebi üzerine eylemin Bursa'da başlaması, İstanbul'da devam etmesi ve yine Bursa'da bitmesini dikkate alarak "Yetkisizlik kararı" ile dosyayı Bursa 3. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderdi. Çağlar, halen bu davada "tutuksuz sanık" sıfatıyla yargılanıyor.
Ve son...
Hakkındaki suçlamalar nedeniyle tüm dünyada kırmızı bültenle aranan Çağlar, 18 Nisan 2001'de eşi Nergis Çağlar'ı karşılamaya gittiği sırada New York'taki John F.Kennedy havaalanı garajının parkında, Amerikan Federal Soruşturma Bürosu FBI tarafından tutuklandı. Çağlar'ın eşi Nergis Çağlar'ın, süresi dolan gri pasaportunu mavi pasaporta çevirmek için Bursa Emniyet Müdürlüğü'ne başvurduğu, ABD vizesi alması üzerine polisin, yurtdışına çıkışını izlemeye aldığı ve Çağlar'ın izine böylece ulaştığı ortaya çıktı.
Çağlar, yakalandıktan bir gün sonra Manhattan'daki ABD bölge mahkemesine çıkarıldı. Duruşma salonuna FBI ajanları tarafından götürüldüğü sırada, Çağlar'ın elleri arkadan kelepçeli ve üstü pardösüyle kapatılmış görüntüleri, Türkiye'de büyük yankı yarattı. 45 dakika süren ilk duruşmada Çağlar'ın serbest kalmak için avukatı aracılığıyla teklif ettiği 5 milyon dolarlık kefalet karşılığında elektronik prangayla gözaltı önerisini dikkate almayan yargıç, Çağlar'ın tutukluluk halinin devamına karar verdi. Çağlar çıktığı ikinci duruşmada, sürpriz bir şekilde mümkün olan en kısa zamanda Türkiye'ye iade edilmesini talep etti. Mahkeme de Çağlar'ın bu talebini kabul etti ve işlemlerin başlatılması için konuyu Adalet Bakanlığına ileteceğini bildirdi.
Behçet Cantürk
Liceli, ünlü uyuşturucu kaçakçısı. Küçük yaşlardan itibaren çeşitli yasadışı olaylara karıştığı için defalarca cezaevine girip çıktı. İranlı baz morfin kaçakçıları ve uyuşturucu kaçakçısı Sarı Avni'yle çeşitli uyuşturucu ve silah işleri yaptı.
1984'teki babalar operasyonunda gözaltına alındı. 15 Ocak 1994'te şoförü Recep Kuzucu'yla birlikte Sapanca'da ölü bulundu.
1984'teki babalar operasyonunda gözaltına alındı. 15 Ocak 1994'te şoförü Recep Kuzucu'yla birlikte Sapanca'da ölü bulundu.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Kategoriler
- Kişiler (44)
- Terör Örgütleri (5)
Mustafa Kemal ATATÜRK