28 Ekim 2008 Salı
ABD Büyükelçisi İtiraf Etti
‘Türkiye’ye sömürücü miyoplukla baktık’
ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Parris, Bush yönetimini Türkiye ile ilişkileri germekle suçladı.Parris, yeni ABD yönetimine “ilk günden Türkiye’yi gündeminizin en üst sırasına koyun” tavsiyesinde bulundu ABD’nin eski Ankara Büyükelçilerinden Marc Parris, Siyaset Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı’nın “Insight Turkey” adlı dergisinde yayınlanan makalesinde, Türkiye ABD ilişkilerini değerlendirdi ve yeni yönetime tavsiyelerde bulundu. Parris “Türk Amerikan ilişkilerinde Bush mirası” başlıklı makalesinde şunları savundu:PROBLEMLİ ALTI YIL: Bush döneminde Türk-Amerikan ilişkileri sıkıntılar ve krizle geçti. 1970’lerde Kıbrıs konusunda yaşanan Türk-Amerikan ilişkilerindeki gerginlikten bu yana, Bush yönetimi döneminde ilişkilerde en problemli altı yılın yaşanmasının sorumluluğu Washington’da yatıyor. Irak savaşı öncesinde ilişkiler bir derece daha iyiydi.OBAMA’DAN YANALAR: Pek çok Türk, Türkiye ile daha fazla deneyimi olmasına, hatta Ankara’nın bakışıyla hassas Ermeni meselesinde doğru yaklaşımına rağmen John McCain’den çok, Barack Obama’yı destekliyor. Bir sonraki ABD Başkanı, Türk kamuoyunun gözünde sırf George W. Bush olmadığı için daha yüksek bir yerde olacak. BİR PAKİSTAN YETER: ABD’nin çıkarları bakımından da Türkiye başarısız olmamalı. Buna Türk demokrasisi de dahil. ABD’de yeni yönetim, Türkiye’de, batı demokrasisinin kurallarıyla oynayanlar ve Türk halkının güvendiği kişilerle çalışacağını açıkça ortaya koymalı. Bir tane Pakistan yeterli.ÇIKARCI YAKLAŞIM: Bush yönetiminin, Türkiye ile ilişkilerde yaptığı hataların en başında ’sömürücü miyopluk’ bakarak gerçekleştirdiği “Türkiye bizim için ne yapabilir?” yaklaşımını vardır. Bush’un ulusal güvenlik ekibi, sadece bir şeye ihtiyaç duyduğu zaman Ankara’ya dikkatini verdi. Türk çıkarlarına karşı duyarsız kalındı. Kararsız davranıldı Bush’un dış politika ekipleri AKP konusunda kararsız davrandı. Uygun görüldüğünde parti liderleriyle yakınlaşma ve uygun görülmediğinde mesafeli davranma yaklaşımı izlendiği. Kemalistler Washington’ın, AKP’yi kullanarak Türkiye’de bir İslami Cumhuriyet kurmaya çalıştığına ikna olurken AKP destekçileri Bush yönetiminin, İran’da elini serbest bırakmak için Türk ordusuyla işbirliği yaparak partiyi iktidardan uzaklaştırmaya çalıştığından şüphelendi.Demokrasi işliyorİfade özgürlüğüne yönelik kısıtlamalar, azınlıklara karşı ayrımcılığın devam etmesi, AKP’nin elini ayağını bağlama çabaları, Türkiye’nin 21’inci yüzyıl batı demokrasisinin temel değerlerini paylaşıp paylaşmadığı sorularına neden oldu. AKP hakkındaki dava “seken kurşun” olmuştur. Parti kapatılsaydı, batıda Türkiye’deki demokrasinin başarısız olduğu yönünde ortaya çıkacak görüşe karşı durmak zor olacaktı. Bu, Ankara ile Washington’un ilişkileri bozulacaktı demek değil. Ancak ortak değerlere dayandıklarını söylemek zor olacaktı. Pakistan’da olduğu gibi, stratejik işbirliğine yönelik rasyonellik, değerlerden çıkarlara dönecekti. Amerikalılar için Anayasa Mahkemesi’nin AKP’yi kapatmama kararı, Türkiye’nin demokrasisinin işlediğini kanıtlamış oldu.PKK konusunda yanlış yapıldı Marc Parris makalesinde Bush yönetiminin en önemli hatalarından birinin PKK konusunda yapıldığını söyledi: Avrupa ve Ortadoğu ile uğraşan ABD bürokrasisi içinde birbirine denk olmayan sorumluluk ve yetkiler, Amerikan-Türk ilişkilerinin yönetiminde engel yarattı. PKK fiyaskosu bunun en açık örneğidir. PKK’ya karşı ABD’nin eyleme geçmemesi de hataydı. Bu, Washington’daki bürokratik çıkmazdan ve Irak’ta dikkat dağılmasından kaynaklandı. ABD’nin harekete geçmemesi Türkiye’de, ‘Amerikan politikalarının bir yansıması’ olarak algılandı. 2007 sonu itibariyle ABD’nin bağımsız Kürdistan’ı kurmak için Türkiye’yi bölme arayışında olduğuna inanılıyordu. Bush yönetiminin, Türkiye’nin yardım çağrılarına cevap vermeyişi ABD’nin, hem Türk kamuoyu hem de yetkilileri gözündeki değerini düşürdü. Kasım 2007’de, Bush ile Erdoğan’ın görüşmesinin ardından ortaya çıkan, ’üzerinde eyleme geçilebilir istihbarat paylaşımı’ kavramı, ’bir tren kazasını’ önledi. Yine de bu girişim, ABD’nin dostluğu ve güvenilirliği konusundaki şüpheleri gidermekte yeterli olmadı.Çıkarlar hala ortakDönemin Dışişleri Bakanı olarak Gül tarafından imzalanan Ortak Vizyon belgesi, ikili gerginliğin ardından hala ortak çıkarlar bulunduğunu açıkça ortaya koydu. PKK terörü, Türkiye’nin Suriye ile ilişkileri, Hamas ve İran konularında Amerikan politikalarıyla operasyonel düzeyde farklılıklar dolayısıyla Ankara tek başına hareket etme eğiliminde.
changeTarget(document.getElementById("news_content"))
DTP Parayla Molotofçu Tutmuş
İstanbul'daki araç yakma, kundaklama ve izinsiz gösterilere ilişkin gözaltına alınan 72 kişiden 29'u tutuklandı. 89 adet molotof kokteylinin ele geçirildiği operasyonlarda zanlılardan 19'unun 18 yaşın altında olduğu belirtildi. Operasyonların en dikkat çeken yanı; zanlıların emniyetteki ifadelerinde verdiği bilgiler oldu. Zanlıların ifadesi doğrultusunda DTP'nin İstanbul'un ilçelerinden birinin başkan yardımcısı ve iki gençlik kolları üyesi de gözaltına alındı. Zanlıların, DTP'li bazı yöneticilerden eylemler için para aldıklarını söylediği öğrenildi. İstanbul'da özellikle araç sahiplerinin korkulu rüyası olan araç ve iş yeri kundaklamalarına karşı 9 -26 Ekim 2008 tarihleri arasında yapılan operasyonlarla ilgili basın açıklaması yapıldı. Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü'nde gerçekleştirilen açıklamaya Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah'ınn yanı sıra ilgili müdürler katıldı. Cerrah, gözaltına alınan 72 kişiden 19'unun yaşlarının 16 ile 18 arasında değiştiğini ve zanlıların suçüstü yakalandıklarını belirtti. Gözaltına alınan 72 kişiden 29'unun ifadelerinin ardından tutuklandıklarını anlatan Cerrah, gözaltında bulunan 3 kişinin eylemlerde yönlendirici ve azmettirici konumda bulunduklarını ifade etti. Operasyonlarda 89 adet molotof kokteyli ile birlikte 2 adet tabanca ve bu silahlara ait mermiler ele geçirildi. Ele geçen malzemeler arasında bulunan kar maskeleri, ameliyat eldivenleri ve molotofların daha etkili olması için hazırlanmış özel malzemeler dikkat çekti. - DTPLİ İLÇE BAŞKAN YARDIMCISI GÖZALTINDA - Operasyonlarda yakalanarak emniyette sorgulanan zanlıların verdiği bilgilerden yola çıkan polis, Demokratik Toplum Partisi'nin (DTP) İstanbul'daki bir ilçenin başkan yardımcısını gözaltına aldı. Aynı ifadeler doğrultusunda partinin 2 gençlik kolları üyesinin de yakalandığı öğrenildi. Zanlıların verdikleri ifadelerde 100 YTL karşılığı molotof kokteyli attıklarını söyledikleri ortaya çıktı. Parayı DTP'lilerden aldıklarını söyleyen zanlıların bu kişilerin kendilerini yönlendirdiklerini söyledikleri öğrenildi. - CERRAH: "HADLERİNİ BİLSİNLER, YOKSA BİZ HADLERİNİ BİLDİRİRİZ" - Operasyonlar ile ilgili bilgi veren Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, zanlıların çeşitli ilçelerde araç yakarken, molotof atarken suçüstü yakalandıklarını belirtti. Terörle Mücadele Şubesi ile İstihbarat ve İlçe Emniyet Müdürlüklerinin ortak çalışmasıyla yapılan çalışmaların başarılı sonuçlarını aldıklarını belirtti. Cerrah, gözaltında bulunan DTP'lilerle ile ilgili olarak, "Bu üçünün önümüzdeki günlerde adliyeye çıkarıldıktan sonra basın açıklamaları yapılacaktır. Bunların durumları molotof kokteyli atılması eylemlerindeki üstlenmiş oldukları rollerde bölücü terör örgütüne ne şekilde yardımcı oldukları da ortaya çıkarılmıştır." dedi. Celalettin Cerrah, İstanbul polisinin toplumsal barışı hedef alan saldırılara karşı girişimlerin boşa çıkartılmasında kararlılığa sahip olduğunu dile getirdi. Cerrah, "İstanbul halkı bize güvensin. Terör eylemlerini kanunlar çerçevesinde İstanbul polisi, İstanbul halkının huzur ve güvenliğini bozacak olanlara, mücadelesi sayesinde müsaade etmeyecektir. Bu işler güvenlik güçlerinin işidir. Bu işleri bize bıraksınlar, bize güvenmeye devam etsin İstanbul halkı. Bu işlere karışan, eylem yapmaya çalışanları en kısa sürede yakalar adalete teslim ederiz. Biz İstanbul'da görev yapmaktan, İstanbul halkına hizmet etmekten şeref duyuyoruz. Bölücü terör örgütleri şunu bilmelidir ki; karşılarında İstanbul polisinin, Türk polisinin kararlı duruşu vardır. Halkımıza zarar vermeye kalktıklarında göğsümüzü siper ederek canla başla mücadelemizi sürdürerek İstanbul halkına zarar vermelerine müsaade etmeyiz." diye konuştu. Cerrah, bütün unsurlarla bu mücadelenin süreceğini söyledi. Konuşmasının sonunda Cerrah, "Polis olarak can vermemiz gerekiyorsa, bayrak için can vermemiz gerekiyorsa önceden de yaşadığımız gibi canımızı da veririz. Terör örgütleri hadlerini bilsinler. Yoksa bugüne kadar olduğu gibi hadlerini bildirmeye devam ederiz." ifadelerini kullandı. (Cihan)
changeTarget(document.getElementById("news_content"))
Atatürk'e 72 Yıllık Mektup
O MEKTUP
‘’Ben yurt ödevini Selimiye topçu kıtasında yapmış ve babasını, Çanakkale savaşının yüksek istişarelerinizde, yurdu tarihe geçen bir kahramanlıkla korurken, şehit veren bir Türk evladıyım. Çelikten kollarım ve sarsılmaz bir metanetim var. Şehit babamın bana bıraktığı üç küçük kardeşimle, zavallı anamın ve iki de yetimin ve iki de malul halamın iştiraki ile sekiz kişilik bir ailenin, hem koruyucusu hem de ekmek getiricisiyim. Bu zavallı ailenin benden başka hiç kimseleri yok. Çok düşkün ve sefiliz. Onları beslemek için yurdun her yerinde herhangi bir işle, çalıştırılmaklığım için başvurmadığım yer kalmadı. İlkokulu bitirmiş, çok sağlam ve gürbüz bir Türk yiğidi olan ben fabrikalar doldurup, eşsiz yaptığınız bu cumhurluk toprağında her hangi bir tavassuttan mahrum olmaktan başka hiçbir kabahatim olmadığı halde, ben kendim ve hem de şehit babamın bana bıraktığı anam ve yavrularını açlıktan inletiyorum. Milli Saraylar Müdürüne dört ay önce bir dilekçe verip korunmamı yalvarmıştım. Belki de kayboldu. Bütün ulusu kurtaran varlığınıza bu ikinci dilekçem ve gözyaşlarımla sığınır, çok sevdiğinizi iyi bildiğim şehit yavrularından biri olan bana acımanızla bir iş verilmesi için yüksek buyruklarınızı yalvarırım. Sevgili önderimiz… Boyabat Benlibelen köyünden, Çoraklı oğullarından, Beşiktaş Akaretler, 3 numaralı, Hakkının kahvesinde sakin Hüseyin oğlu Ali…
23 Temmuz 2008 Çarşamba
KISMETİM - 1'DEN VELİ KÜÇÜK ÇIKTI
Ergenekon'un kilit isimlerden Tuncay Güney polise verdiği ifadede yakalanacağını anlayan uyuşturucu kaçakçıları tarafından içindeki 3 ton eroinle batırıldığı açıklanan Kısmetim-1 gemisiyle ile ilgili şok bilgiler verdi: Gemi boşaltıldıktan sonra batırıldı. Eroini Ergenekon, iki kamu görevlisi ve uyuşturucu kaçakçısı Nejat Daş paylaştı. Ergenekon operasyonun kilit isimlerinden Tuncay Güney'in 2001'de gözaltına alındığında polise verdiği ifadede örgütün parasal kaynakları üzerine açıklamalar yaptığı ortaya çıktı. Güney, uyuşturucu kaçakçısı Nejat Daş'a ait Kısmetim -1'in resmi kayıtlara geçtiği şekliyle içindeki 3 ton 100 kilo eroinle değil boşaltıldıktan sonra batırıldığını iddia ediyor. Güney, Aralık 1992'de batan gemideki eroin parasının Daş, Daş'ın yakın olduğu JİTEM'in Ergenekon kanadı ve sonradan ortak olan iki kamu görevlisi arasında paylaşıldığını öne sürüyor.
İşte Tuncay Güney'in Ergenekon'un uyuşturucu trafiğinin içindeki rolü ile ilgili anlattıkları: "Kendi edindiğim bilgiler ışığında söylüyorum. Ergenekon'un geliri bankalardan (usulsüz krediler), büyük işadamlarından (şantajla), mafya gruplarından, uyuşturucudan, şundan bundan."
KISMETİM-1 EROİNSİZ BATTI
"Kısmetim-1 gemisindeki eroinin sahibi uyuşturucu kaçakçısı Nejat Daş ve Ergenekon örgütüydü. Bir senaryo hazırlandı. Gemi Akdeniz'in ortasında boş batırılacak, eroin yurtdışına satılarak ve parası bölüşülecekti. O günlerde Daş polisin elindeydi. Üst düzey iki kamu görevlisi gemideki mala ortak olmak istiyordu. Pazarlıklara dahil edildiler. Ergenekon adına pazarlığı JİTEM'ci yüzbaşı yürütüyordu. Geminin delilleri yok etmek için kaçakçılar tarafından nasıl batırıldığı, İstanbul'dan götürülen gazeteciler tarafından kare kare görüntülendi. İki kamu görevlisinin ortak olduğu eroinin yerine ulaştırıldığını biliyorum. Küçük, iki kamu görevlisinin sonradan ortak olmasına çok kızmıştı."
İRAN'IN DERİN ÖRGÜTÜ
Ergenekon o yıllarda tamamen yeraltına inerek uyuşturucuya bulaştı. Doğu'dan gelen eroinin Türkiye üzerinden geçişini organize ediyordu. Bunun için, Irak'ta Talabani ve Barzani, İran'ın Gladiosu olan MOD, ABD'li CAK isimli firmayla işbirliği yaptı. Veli Küçük'ün MOD'la arası çok iyiydi.
ABD'LİLER JİTEM'İ BY PASS ETTİ
Yabancı şirket gibi olan CAK uyuşturucu ticareti yapıyordu. Talabani Afganistan'dan aldığı uyuşturucuyu Fransa, Almanya ve Hollanda üçgenine veriyor. Bunu Kürt işadamları sağlıyor. Barzani, İsrail Türkiye paralelinde CAK'a veriyor. Küçük, CAK'la sürtüştü. CAK uyuşturucusunu artık İran'dan yani Kaynağından almaya başladılar yani. ABD'lilerle Ergenekon'un kavgasının ana teması bundan kaynaklanıyor.
Veli Paşa nerede uyuşturucu orada
Tuncay Güney ifadesinde Veli Küçük'ün Karadeniz Jandarma Bölge Komutanı olup Giresun'a taşınmasıyla birlikte Türkiye merkezli uluslararası uyuşturucu trafiğinin Karadeniz'e yöneldiğini öne sürdü. Güney şu bilgileri verdi: "Veli Paşa 4 - 5 tane dil bilir, Rusça da bilir. Küçük'ün uyuşturucu işini Fransızların OJD'si de biliyordu. Fransızların Türkiye'deki uyuşturucuyla ilgili raporunda bunlara yer verilmesi birçok şeyi frenledi. OJD daha sonra JİTEM Karadeniz'de uyuşturucu ticareti yapıyor diye belge de yayınladı."
Escobar Ramazan'a cezaevinde özel hat
Hollanda'da cezaevinden helikopterle kaçtıktan sonra Türkiye'de yakalanan 'Escobar' lakaplı Ramazan Yıldız'la Veli Küçük'ün irtibatlı olduğunu öne süren Güney, Yıldız'a cezaevinde sağlanan ayrıcalıkları şu şekilde anlattı:
Bayrampaşa Cezaevi Tabur Komutanı'nın yanına gidip, 'Veli paşamın selamı var. Bu arkadaşla görüşmem gerekiyor' dedim. Ramazan'ı cezaevi müdürünün odasına getirdiler. Cezaevi yönetimi onu sıkıyormuş. Mesela on kilo erik geliyormuş, üç kilosu sokuyormuş. Veli Paşa'ya intikal ettirdim. 'Yardım etsinler o arkadaşa' dedi. 2 kez gittiğimde sorunlarının giderildiğini söyledi. Odasına özel telefon hattı çekildi. Veli Paşa'yla 'Escobar Ramazan' birbirlerini bir yerlerden tanıyor ama bilemiyorum.
CİNAYETLE 1. SIRADA
Güney'in çarpıcı iddialarından birine göre de Kısmetim1 gemisinin eroinini çalarak satanlar arasında bulunan kamu görevlisi, ünlü bir siyasetçinin yakınının batırdığı bankadaki usulsüzlükleri bir bir anlatan Mehmet Urhan'ı öldürttü.
MUTEMETİN İTİRAFI
Kamu görevlisi bu sayede İstanbul'dan 1. sıra milletvekili adaylığını kaptı: "Matild Manukyan'ın şoförü vardı adı Mehmet Urhan. Bu ... Bankası'nda ..'in mutemedi. Bütün rüşvet verilen kredilerin payını Mehmet Urhan alırmış. Banka battıktan sonra mutemet her şeyi itiraf edip adamı zor durumda bırakmış. Urhan daha sonra Manukyan'ın şoförü. Manukyan evinin önünde bombalandı. Urhan öldü. İBDA/C dediler ama ... öldürttü. Veli Paşa bana bu kamu görevlisinin, Mehmet Urhan'ı öldürttüğü için daha sonra, İstanbul'dan birinci sıradan milletvekili adayı yapıldığını anlattı."
Fransız istihbaratıyla Pera Palas'ta pazarlık
Güney, Fransız narkotik birimi OJD'den bir görevlinin de Türkiye'ye gelip kendisiyle JİTEM ve Sami Hoştan'ın uyuşturucu trafiğiyle ilgili görüştüğünü anlattı.
Görüşmeyle uyuşturucudan pay almak istediği anlaşılan Fransız istihbaratçıya Hoştan'ın telefonunu verdiğini ifade eden Güney şunları anlattı:
"Pera Palas Oteli'nde Fransız istihbaratçıyla görüştüm. Dört beş saat adam, JİTEM ve Hoştan'ın uyuşturucu ticareti yaptığını, bunları OJD uyuşturucu raporlarında yayınlayacaklarını, Veli Küçük'ün bunları albaylığından bu yana yaptığını, askeriyede bir grubun bununla beraber olduğunu anlattı, tehdit etti. 'Bu konuda biz Sami Hoştan'la görüşmek istiyoruz' dedi. Yani Hoştan'ın üzerinden, bir grup askerin yıllardır uyuşturucu işi yaptığını söylüyordu. Ben adamın yanında Sami Hoştan'ın cebini aradım anlattım' yanıtını verdi. Veli Küçük, OJD'nin yaptığı araştırmadan çok rahatsız oldu. Paşa dedi ki Perinçek'e söyle o şeyleri manipüle etsin dedi. Süper NATO, şucu bucular uyuşturucu ticareti yapıyor haberleri yapılsın, dedi."
22 Temmuz 2008 Salı
Öcalan'a Saç Kazıtma Olayları
Teröristbaşı Abdullah Öcalan'ın cezaevinde saçları kesildiği dedikodusu Diyarbakır'da önce yayıldı sonra provokasyona dönüştürüldü.
Abdullah Öcalan ile ilgili basın açıklamasını okuyan DTP Eş Başkanı ve Mardin Milletvekili Emine Ayna şunları söyledi:
“Yıllardır bu toplumu zorlayan provakatif faaliyetlerden biri de sayın Abdullah Öcalan’a yönelik hukuk dışı ve keyfi uygulamalardır. En son istemi dışında zorla saçları kazıtılmıştır. Sayın Abdullah Öcalan’ın toplumumuz nezdindeki hassasiyeti bilindiği halde bile bile kendisine yönelik bu keyfi uygulamaların yapılması toplumu provoke etme niyetiyledir. Milyonlarca kişinin önder olarak kabul ettiği Sayın Öcalan’a yönelik bu fiiller hukuk dışı, insan haklarına aykırı ve kabul edilemezdir”
ALLAH BELANIZI VERSİN ŞEREFSİZLER.BU TOPRAKLARDA TEK KURAL GEÇERLİDİR.O DA NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE
Özden Örnek'ten Bir Doğrulama
Mehmet Çetingüleç/Takvim
Evet, Özden Paşa anılarını yazmıştı
Ergenekon soruşturması kapsamında tartışma konularından biri de şu:
Özden Paşa, "Darbe günlükleri"ni yazdı mı, yazmadı mı?
Sözkonusu günlüklerle kastedilen "anılar"sa evet, emekli Oramiral Özden Örnek anılarını yazıyordu.
Nereden bildiğimizi söyleyelim:
Özden Paşa ile Deniz Kuvvetleri Komutanlığı görevinden ayrılmadan yaklaşık 2 yıl önce röportaj yaptık ve TAKVİM'de yayınlandı.
O röportaj sırasında, Özden Paşa "Anılarımı yazıyorum" dedi.
Gazetecilik refleksiyle hemen talepte bulunduk:
"Biz yayınlayabiliriz" diye.
Ancak Özden Paşa, "Şimdi olmaz. Emekliye ayrıldıktan birkaç yıl sonra belki yayınlarım" dedi.
O röportaj sırasında TürkYunan ilişkileri konusunda anılarında yer alacak bir notu da -yazılmamak kaydıyla- aktardı.
Yunanistan Deniz Kuvvetleri Komutanı Andoniadis, Oramiral Örnek'e "Bizim düşmanlığımızdan silah tüccarları kazançlı çıkıyor. Oysa barış içinde yaşayıp, silaha harcadığımız parayı insanlarımızın refahı için harcayabiliriz" demişti.
Yaklaşık 6 ay önce, Yunanistan Başbakanı'nın Türkiye ziyareti sırasında bu anıyı yazmak için Özden Paşa'yı telefonla arayıp izin istedim.
Uygun görünce bu bölümü yazdım.
O yazıda da "anılar"dan söz ettim.
Bugüne kadar kendisinden "Anılarımı yazmadım. Böyle bir şey yoktur" diye herhangi bir itiraz gelmedi.
Öyle anlaşılıyor ki, emekli Oramiral Özden Örnek, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'nda geçen 2 yıllık süredeki anılarından bir bölümü "Darbe günlüğü" diye açıklanınca, tamamını reddetmek zorunda kaldı.
Ama aradan birkaç yıl geçtikten sonra Özden Paşa belki de anılarını kendisi yayınlayacaktır. Tekmili birden...
Ergenekon soruşturmasının ulaştığı boyut, Özden Paşa'yı sadece "anılarını reddetme"ye zorlamadı, aynı zamanda "planlarını" da ertelemesine yol açtı.
Emekli olduktan hemen sonra Patara'da denizcilikle uğraşan Likya medeniyetine dönük arkeolojik kazılara katılmak istiyordu ama ne yazık ki şimdi evinden bile dışarı çıkmadığı bildiriliyor.
Özden Paşa, Patara'dan sonra Bodrum Karya'daki arkeolojik kazılara katılarak araştırma yapmayı planlıyordu. Bu hayali de gerçekleşemedi.
Özden Paşa'nın hayal ettiği emeklilik dönemini yaşaması için önce fırtınanın dinmesi gerekiyor.
Türk İntikam Tugayı Bağlantısı
Ergenekon sanığı Muzaffer Tekin, Akın Birdal suikastını TİT adına azmettiren Semih Tufan Gülaltay ile yakın ilişki içindeydi. Tekin, cezaevinde ziyaret ettiği Gülaltay'ın serbest kaldıktan sonra kurduğu oluşumun içinde yer aldı
ERGENEKON'UN TETİĞİ TİT
Emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin ile Akın Birdal suikastini Türk İntikam Tugayı (TİT) adına azmettiren Semih Tufan Gülaltay'ın ilişkileri, Ergenekon ile TİT arasında bağlantı olabileceği kuşkusunu doğuruyor. Veriler şöyle: Gülaltay'ın Birdal'a yönelik suikast sonrası evinde saklandığı emekli binbaşı Namıh Zihni Ozansoy, Tekin'in harp okulundan arkadaşıydı. Tekin, Gülaltay ve Ozansoy'u tutuklu oldukları cezaevinde de 'arkadaşlarını' yalnız bırakmadı, Gülaltay'ın ailesine yardım etti. Tekin, Gülaltay'ın cezaevinden çıkınca kurduğu 'Ulusal Birlik Komitesi'nin de üyesiydi. İddiaya göre, Gülaltay'ın 'Komutan' dediği Tekin ile Danıştay saldırganı Alparslan Arslan, bu saldırıdan hemen önce Gülaltay'ın bürosuna gelmişti.
Avukat Alparslan Arslan'ın 17 Mayıs 2006'da gerçekleştirdiği Danıştay saldırısı sonrası gözaltına alınanlardan biri de, Muzaffer Tekin'di. Tekin, 26 Mayıs'ta Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi'nde verdiği ifadede, Gülaltay ile tanışıklığını şöyle anlatıyordu:
"1988'de Mete Yalazangil vasıtasıyla tanıdım. Güvenlik şirketi kurduğunu, yurtdışında tahsil için bulunduğunu duymuştum. Akın Birdal olayında beş sene cezaevinde yattı. Çıkınca, 'Türklerin Tarihi'ni yazdı, araştırmalar yaptı. Ulusal Birlik Partisi'ni kurup genel başkanı oldu. Yönetim kuruluna gelmemi istedi, kabul etmedim."
Ortak arkadaş: Emekli Binbaşı Namık
Tekin, eksik bilgi veriyordu. Bunun anlaşılması için bir sene geçmesi gerekti. Tekin 12 Haziran 2007'de Ümraniye'de bir gecekonduda el bombaları bulununca yeniden gözaltına alındı. İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nde 19 Haziran 2007'deki ifadesinde, bu kez şu bilgileri verdi:
"Birdal suikastı konusuyla alakalı olarak, eylemi yapanları azmettiren Gülaltay'ı evinde saklayan emekli binbaşı Namık Zihni Ozansoy isimli bir alt devrem olan arkadaşımı tanıyorum."
TİT'çi iki saldırganın 12 Mayıs 1998'de Ankara'daki İHD Genel Merkezi'ne gelip Akın Birdal'a kurşun yağdırması sonrası, azmettirici Gülaltay, Ozansoy'un Kozyatağı'ndaki evinde saklanmıştı. Saldırganlar bulununca Gülaltay ile üzerinden 'Yaşar Aydın' adına düzenlenmiş sahte kimlik çıkan Ozansoy evde yakalandı. Ayrıca evden dört tabanca, gaz tabancası ve iki tüfek çıktı.
Cezaevinde ziyaret, aileye yardım
Gülaltay ve Ozansoy, Kastamonu Cezaevi'ne konuldular. DYP yöneticisi Mete Yalazangil ise bu olayla ilgili ifadesi alınıp serbest bırakıldı. Yalazangil, Gülaltay'ın çocukluk arkadaşıydı. 1988'de tanıştığı Tekin'i Gülaltay'la da tanıştırmıştı.
Bu 'arkadaşlık' cezaevinde de sürdü. Tekin, "Gülaltay cezaevine girdiği zaman takip ettim, ailesiyle biraz ilgilendim" sözüyle bunu kabul ediyordu.
Ancak Tekin, yine eksik bilgi veriyordu. Ergenekon Operasyonu'nda gözaltına alınan Mete Yalazangil, 25 Ağustos 2007'de İstanbul Terörle Mücadele Şubesi'nde verdiği ifadede, Tekin ile Gülaltay arasındaki 'dostluğun' bununla sınırlı kalmadığını kaydediyordu:
"Tekin yanıma gelerek, (Gülaltay benim mahalleden tanıdığım yaş itibariyle ufak olan bir kişi idi), Namık Zihni Ozansoy'un da kendi arkadaşı olduğunu, arkadaşlarımızın cezaevinde ve zor durumda olduklarını, arkadaşlarımızla görüşmemizi söyleyince... arabamla Kastamonu'ya giderek 30 dakika kadar Gülaltay ve Ozansoy ile cezaevinde görüştük."
Gülaltay, 2003'te cezaevinden çıkınca UBP'yi kurdu. Tekin, 19 Haziran'dak ifadesine göre, kendisine yöneticilik öneren Gülaltay'ı geri çevirdi. Gerekçesi de şuydu: "Tekrar irtibat kurduk ancak tutarsız ve psikopat davranışları sebebiyle 2-3 senedir görüşmüyorum."
Alparslan Arslan da ziyaretçisi
Gülaltay'a yönelik Piyon Operasyonu'nun başlamasına neden olan şikayetin sahibi, Feride Esra Gökçimen, aksini iddia ediyor. Bir süre Gülaltay'ın şirketinde çalışıp tehditler üzerine Ankara'ya kaçan Gökçimen, Ankara emniyetindeki ifadesinde Tekin'in binaya sık sık uğradığını öne sürüyor, şu bilgileri veriyordu: "Bu şahsa komutan deniliyordu. Geldiğinde birinci kattaki parti kısmına çıkar, Gülaltay'la baş başa görüşürlerdi. En son Danıştay'a saldırıdan iki gün önce 4-5 kişilik grupla gelmiş, Gülaltay'la saatlere toplantı yapmıştı."
Tekin'in adı Gülaltay'ın UBP'den sonra kurduğu Ulusal Birlik Komitesi'nin kurucu listesinde vardı. Gökçimen'e göre, Danıştay saldırısından sonra kendisinden, komitenin internet sitesindeki 'kurucular listesiden' Tekin'in adının silinmesi istendi.
Ayrıca Gökçimen, Danıştay saldırganı avukat Alparslan Arslan'ın kalabalık bir grupla Gülaltay'ı ziyaret ettiğini öne sürdü.
Gülaltay, 6 nisan 2007'de İstanbul emniyetinde, Tekin'in ziyaret için geldiğini kabul ederken, 1.5 yıldır görüşmediklerini, toplantılar yapmadıklarını, Arslan'ı ise tanımadığını söyledi.
Birinci TİT'ten ikinci TİT'e
Uzman çavuş Cengiz Ersever, Semih Tufan Gülaltay ve eski MİT'çi Cemal Kulaksızoğlu'nun liderliğini yaptığı grup, kendisini ülkücü Abdullah Çatlı'nın kurduğu TİT'in devamı olarak görüyordu.
Çatlı'nın liderliğindeki TİT'in başlıca kanlı eylemleri, Ankara Bahçelievler'de 7 TİP'li gencin, Adana Emniyet Müdürü Cevat Yurdakul'un ve DİSK Başkanı Kemal Türkler'in katledilmesiydi.
TİT'in kadrosu Abdulah Çatlı, Haluk Kırcı, Oral Çelik, Mehmet Ali Ağça, Ercüment Gedikli, Ünal Osmanağaoğlu, Bünyamin Adanalı ve Mehmet Şener gibi isimlerden oluşuyordu.
TİT'çiler 12 Eylül'den sonra yurtdışında uyuşturucu ticaretine bulaştı. Bir süre ASALA eylemlerine karşılık kimi Ermeni hedeflerine yöneldiler. Çatlı'nın öldüğü 1996'daki Susurluk kazası, bir dönemin kapanması demekti. Ancak adından bahsedilen 'Yeşil' lakaplı Mahmut Yıldırım'ın izine ulaşılamıyordu. Yıldırım'ın öldüğü iddia edilirken, onun yakınındaki üç isim, Ersever, Gülaltay ve Kulaksızoğlu ikinci TİT'i kurdu. Amaçları, PKK'ya karşı Türkçü bir örgüt kurmaktı.
Birdal suikastı davasının iddianamesinine göre TİT, Birdal suikastınden sonra HADEP Sarıgazi ilçe örgütünü basacak, partilileri öldüreceklerdi. Fakat yakalandılar.
TİT'in adı son kez 12 Eylül 2006'da 10 kişinin ölümü ve 16 kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan Diyarbakır Bağlar semtindeki bombalı saldırıyla duyuldu.
Haber: İsmail Saymaz/Radikal
Kategoriler
- Kişiler (44)
- Terör Örgütleri (5)
Mustafa Kemal ATATÜRK