6 Mart 2010 Cumartesi
ABD'de Ermenilerin Dediği Oldu
ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesinin 1915 olayların 'soykırım' olarak nitelendiren tasarı Komite'den geçti.
ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi, 1915 olaylarına dair Ermeni iddialarının kabulünü içeren tasarı görüşülüyor. Tasarıyla ilgili oylama Türkiye saati 21.15'te başladı.
ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesinin 1915 olayların 'soykırım' olarak nitelendiren tasarıyı oylamaya sona erdi. Bir üyenin katılmadığı oturumda, 22 hayır oyuna karşılık 23 evet oyuyla tasarı Komite'den geçti.
Toplam 46 oy kullanılacak...Oylamada son durum
21.30: Oylamada hayır: 21 Evet : 13
21.38: Oylamada hayır: 21 Evet: 17
21.45. Oylamada hayır: 22 Evet: 23
ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi, 1915 olaylarına dair Ermeni iddialarının kabulünü içeren tasarıyı görüşüyor. Görüşmeye kısa bir süre ara verildi.
Görüşmenin açılışında konuşan Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Howard Berman, ''Hiçbir şeyin Türkiye'nin 'Ermeni soykırımı' gerçekliğine gözünü kapamasını haklı çıkarmadığı'' görüşünü savundu.
Konuşmasında, ''soykırımın'' yirminin üzerinde ülke ve Avrupa Parlamentosu tarafından da tanındığını belirten Berman, ''İnsan haklarının teşvikinde bir dünya lideri olarak ABD'nin de bu ülkelere katılmada ahlaki sorumluluğu bulunuyor'' diye konuştu.
''Her ulusun kendi tarihiyle hesaplaşması'' gerektiğini söyleyen Berman, ''Türkiye'den bütün istediğimiz bu. Türkiye'nin 'soykırımın' gerçekliğini kabul etmesinin zamanı. Bu, Türk halkı için muhtemelen zor ve acılı bir süreç olacak, ancak günün sonunda Türk demokrasisini güçlendirecek ve Türk-Amerikan ilişkilerini daha iyi duruma getirecek' ifadelerini kullandı.
Berman, ''Türkler bu tasarının ikili ilişkilerimiz için korkunç sonuçlar doğurabileceğini söylüyor. Gerçekten de belki bazı sonuçları olacaktır, ancak Türkiye'nin ABD ile olan ilişkilerine, en az bizim Türkiye ile olan ilişkilerimize değer verdiğimiz kadar değer verdiğine inanıyorum'' diye konuştu.
Konuşmasında Nobel Edebiyat Ödülü alan Orhan Pamuk'a da değinen Berman, Pamuk'un 1915 olaylarıyla ilgili sözlerinden dolayı ''ülkesinden kovulduğunu'' ileri sürdü.
Berman, konuşmasından önce, Ermenistan Parlemontusunun 3 üyesi, TBMM heyeti ve Türkiye'nin Washington Büyükelçisi Namık Tan ile ''Ermeni soykırımının kurbanları'' olarak tanıttığı 3 misafirin de oturumu izlediğini duyurdu.
Howard Berman'ın ardından söz alan milletvekili Ileana Lehtinen, tasarının geçmesinin ABD'nin güvenlik çıkarlarını riske atabilecek, istenmeyen sonuçlar yaratmayacağından emin olunması gerektiğini söyledi. ABD'nin yurt dışındaki operasyonlarına işaret eden Lethinen, tasarının üzerinde ''ciddi olarak'' düşünülmesine ihtiyaç olduğunu kaydetti.
Milletvekili Dan Burton, tasarının kabul edilmesi halinde Türkiye ile Ermenistan arasındaki görüşmelerin yanı sıra Türk-Amerikan ilişkilerinin de tehlikeye gireceği uyarısında bulundu.
''Birinci Dünya Savaşı sırasında yaşanan acıların farkında olduklarını'' belirten Burton, şu anda böyle bir tasarıyı kabul etmenin zamanı olmadığını, bir katkısının olmayacağını kaydetti. Burton, ABD'nin bölgeye ilişkin politikasına işaret ederek, ''Özellikle İran konusunda Türkiye gibi dostlara ihtiyacımız var'' dedi. Tasarının geçirilmesi halinde İncirlik üssünün kaybedilebileceğine dair uyarıda bulunan Burton, ''Türkiye ile Ermenistan arasında görüşmeler sürerken bu konuları tartışmayı onlara bırakmanın en mantıklısı olduğunu'' kaydetti.
Milletvekili Michael McMahon da tasarının geçmesi halinde ABD'nin Irak ve Afganistan'daki çabalarının zarar göreceğini söyledi. Irak ve Afganistan konusunda Türkiye ile yakın bir işbirliği içinde olduklarına işaret eden McMahon, tasarının geçmesi ve ardından Türkiye'nin İncirlik üssünü kapatması halinde Amerikan ordusunun Irak'tan çekilirken daha tehlikeli rotalar kullanmak zorunda olacağına işaret etti. Türkiye'nin Afganistan'a olan katkılarına dikkati çeken McMahon, tasarının kabul edilmemesi çağrısında bulundu.
Milletvekili Eni Faleomavaga da Türkiye ile Ermenistan arasında süren müzakerelere dikkati çekerek Başkan Berman'a, bu olurken Kongrenin böyle bir tasarıyı ele almasının nedenini sordu. Berman ise protokol sürecinin sürdüğünü, ancak protokollerin henüz iki ülkenin parlamentosunca onaylanmadığını, yakın dönemde de onaylanacağını zannetmediğini söyledi.
-''TASARIYI GEÇİRMENİN TAM ZAMANI''-
Tasarıya destek veren bazı milletvekilleri ise ABD'nin bu tasarıyı geçirmesinin ''tam zamanı'' olduğu görüşünü savundu.
''Soykırımı'' tanımanın ABD için bir zorunluluk olduğunu söyleyen bu milletvekilleri, tasarının Türk hükümetiyle değil, Osmanlı İmparatorluğu ile alakalı olduğunu ifade ettiler. Bazı milletvekilleri, ''bu tasarıyı geçirmenin insanlık için bir zafer olacağı'' gibi fikirler dile getirdi.
Milletvekili Chris Smith, ''Türk hükümetinin 'soykırımı' inkar kampanyasının tüm Ermeniler için surata bir tokat olduğunu'' söyleyerek, ''Bu meclis Türkiye'nin bir dostu, ancak dostlar diğer dostlarının insanlık suçu işlemesine izin vermez ya da bu suçların inkarına ortak olmasına izin vermez'' diye konuştu.
Oturum sırasında milletvekili Lethinen tarafından, ABD Başkanı Barack Obama'nın tasarının kabul edilmemesi yönündeki çağrısı da okundu.
İKİ KEZ ARA VERİLDİ
ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesinin 1915 olaylarına dair Ermeni iddialarının kabulünü içeren tasarıyı görüşmesi sürüyor. Görüşmeye TSİ 21.10'a kadar ara verilirken, birkaç milletvekilinin konuşmasının ardından TSİ 21.15'te oylamanın başlayacağı ve yarım saat süreyle oy kullanılabileceği bildirildi.
Görüşmenin ikinci bölümünde ilk sözü alan milletvekili Mike Pence, 1915'te yaşanan olayları ''soykırım'' olarak tanıdığını, ancak ABD'nin çıkarları gereği tasarıya hayır oyu kullanacağını söyledi. Türkiye ile ABD arasında Irak ve Afganistan gibi konularda stratejik ortaklığa işaret eden Pence, tasarının geçmesinin ABD'nin Irak ve Afganistan'daki çıkarlarına zarar vereceğini ve Amerikan askerlerinin hayatını riske atacağını belirtti.
Milletvekili Gerald Connolly, ABD'nin Türkiye ile ilişkilerinin taşıdığı büyük öneme dikkati çekerek ''Eğer tasarı geçerse bu ilişkiler tehlikeye girer'' uyarısında bulundu. ''Eylemlerimizin ne gibi sonuçlar doğurabileceğine iyi bakmalıyız'' diyen Connolly, bu oylamanın geçmişe değil geleceğe yönelik olması gerektiğini kaydetti.
Milletvekili Dana Rohrabachez ise, ''Türkiye ABD'nin dostu, ancak dostluk, gerçekleri görmememiz anlamına gelmez'' dedi.
Milletvekili Michael McCaul da Ermeni iddialarına destek vermekle birlikte tasarının zamanlamasına ilişkin kafasında soru işaretleri olduğunu kaydetti. Tasarıya ilişkin oylamanın Türkiye ile Ermenistan arasındaki normalleşme sürecini rayından çıkarabileceği ve ABD'nin Irak ve Afganistan'daki askerlerini tehliye atabileceği uyarısında bulunan McCaul'un, ''Tasarı için doğru zaman değil'' sözünün ardından komitenin başkanı Berman söz alarak şakayla karışık ''29 yıldır burada görev yapıyorum. Tasarı için hiçbir zaman 'iyi zaman' olmadı'' dedi.
Berman'ın bu sözleri salonda tasarıya destek veren kişiler tarafından alkışlandı.
Dışişleri Komitesi Avrupa Alt Komitesi Başkanı William Delahunt da, tasarının Türkiye ve Ermenistan arasındaki normalleşme sürecini tehliye sokabileceği uyarısında bulunarak, ''Bu tasarıyı geçirerek bu süreci riske atmayalım'' çağrısında bulundu. Daha önceden Ermeni tasarılarına destek verdiği bilinen Delahunt'un bu sözleri tasarıya karşı olanlardan alkış aldı.
Lynn Woolsey, Kongrenin tasarıyı kabul ederek tasarıyı kabul eden ülkelerin arasına katılması gerektiğini söyledi.
Ted Poe ise bu tür tasarıların hiçbir şeyi değiştirmediğini, tarihte yaşananlarla ilgili nihai kararı her iki ülkenin halklarının vermesi gerektiğini ifade etti. Tasarının geçmesinin ABD'nin çıkarına olmadığı görüşünü dile getiren Poe, tasarının geçmesiyle Türkler ve Ermenilerin çözüm için cesaretlendirilmiş olmayacağını kaydetti.
Tasarıya destek vereceğini bildiren Jim Costa da tasarı için doğru zaman olmadığını söyleyenleri eleştirerek, ''Lütfen bana doğru zamanın ne zaman olduğunu söyler misiniz?'' diye sordu.
Tasarıya ilişkin kararsızlar grubunda yer aldığı düşünülen Keith Ellison, ''oyunun Türkleri üzebileceğini ve bunun için üzgün olduğunu'' belirterek, tasarıyı destekleyeceğinin işaretini verdi. Ancak Ellison, tasarının geçmesinin Türkiye ile Ermenistan arasındaki normalleşme sürecine zarar vermeyeceğinden emin olunması gerektiğini söyledi.
Ron Paul da iki ülke aralarındaki meseleleri çözmeye çalışırken bu tasarıyı geçirmenin bir amaca hizmet etmeyeceğini söyledi. Gus Bilirakis, Barbara Lee ve Brad Sherman da tasarıya destek veren grupta yer aldılar. Sherman, ''Soykırımın reddi bir son adım değil, gelecekteki bir soykırımın ilk adımıdır. Biz Türkiye'yi komünizmden kurtardık, Kuzey Irak'ta bir Kürt devletinin kurulmasından kurtardık, Avrupa Birliği sürecine destek verdik, onlar ise bizden gerçekliği reddederek korkakça davranmamızı istiyor'' dedi ve tasarıya destek verenlerce alkışlandı.
SON DAKİKA
ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi'nde 1915 olaylarına ilişkin Ermeni iddialarını kabulüyle ilgili oylama Türkiye Saati ile 21.20'de başladı. Oylamanın Türkiye saati ile 21.45'te biteceği açıklanmasına rağmen Komitede ikinci bir oylama başlatıldı. Soykırımla ilgili oylamanın da diğer oylama bitene kadar devam edeceği belirtiliyor. Oylama süresinin ne zaman biteceği henüz belli değil.
ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi, 1915 olaylarına dair Ermeni iddialarının kabulünü içeren tasarı görüşülüyor. Tasarıyla ilgili oylama Türkiye saati 21.15'te başladı.
ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesinin 1915 olayların 'soykırım' olarak nitelendiren tasarıyı oylamaya sona erdi. Bir üyenin katılmadığı oturumda, 22 hayır oyuna karşılık 23 evet oyuyla tasarı Komite'den geçti.
Toplam 46 oy kullanılacak...Oylamada son durum
21.30: Oylamada hayır: 21 Evet : 13
21.38: Oylamada hayır: 21 Evet: 17
21.45. Oylamada hayır: 22 Evet: 23
ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi, 1915 olaylarına dair Ermeni iddialarının kabulünü içeren tasarıyı görüşüyor. Görüşmeye kısa bir süre ara verildi.
Görüşmenin açılışında konuşan Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Howard Berman, ''Hiçbir şeyin Türkiye'nin 'Ermeni soykırımı' gerçekliğine gözünü kapamasını haklı çıkarmadığı'' görüşünü savundu.
Konuşmasında, ''soykırımın'' yirminin üzerinde ülke ve Avrupa Parlamentosu tarafından da tanındığını belirten Berman, ''İnsan haklarının teşvikinde bir dünya lideri olarak ABD'nin de bu ülkelere katılmada ahlaki sorumluluğu bulunuyor'' diye konuştu.
''Her ulusun kendi tarihiyle hesaplaşması'' gerektiğini söyleyen Berman, ''Türkiye'den bütün istediğimiz bu. Türkiye'nin 'soykırımın' gerçekliğini kabul etmesinin zamanı. Bu, Türk halkı için muhtemelen zor ve acılı bir süreç olacak, ancak günün sonunda Türk demokrasisini güçlendirecek ve Türk-Amerikan ilişkilerini daha iyi duruma getirecek' ifadelerini kullandı.
Berman, ''Türkler bu tasarının ikili ilişkilerimiz için korkunç sonuçlar doğurabileceğini söylüyor. Gerçekten de belki bazı sonuçları olacaktır, ancak Türkiye'nin ABD ile olan ilişkilerine, en az bizim Türkiye ile olan ilişkilerimize değer verdiğimiz kadar değer verdiğine inanıyorum'' diye konuştu.
Konuşmasında Nobel Edebiyat Ödülü alan Orhan Pamuk'a da değinen Berman, Pamuk'un 1915 olaylarıyla ilgili sözlerinden dolayı ''ülkesinden kovulduğunu'' ileri sürdü.
Berman, konuşmasından önce, Ermenistan Parlemontusunun 3 üyesi, TBMM heyeti ve Türkiye'nin Washington Büyükelçisi Namık Tan ile ''Ermeni soykırımının kurbanları'' olarak tanıttığı 3 misafirin de oturumu izlediğini duyurdu.
Howard Berman'ın ardından söz alan milletvekili Ileana Lehtinen, tasarının geçmesinin ABD'nin güvenlik çıkarlarını riske atabilecek, istenmeyen sonuçlar yaratmayacağından emin olunması gerektiğini söyledi. ABD'nin yurt dışındaki operasyonlarına işaret eden Lethinen, tasarının üzerinde ''ciddi olarak'' düşünülmesine ihtiyaç olduğunu kaydetti.
Milletvekili Dan Burton, tasarının kabul edilmesi halinde Türkiye ile Ermenistan arasındaki görüşmelerin yanı sıra Türk-Amerikan ilişkilerinin de tehlikeye gireceği uyarısında bulundu.
''Birinci Dünya Savaşı sırasında yaşanan acıların farkında olduklarını'' belirten Burton, şu anda böyle bir tasarıyı kabul etmenin zamanı olmadığını, bir katkısının olmayacağını kaydetti. Burton, ABD'nin bölgeye ilişkin politikasına işaret ederek, ''Özellikle İran konusunda Türkiye gibi dostlara ihtiyacımız var'' dedi. Tasarının geçirilmesi halinde İncirlik üssünün kaybedilebileceğine dair uyarıda bulunan Burton, ''Türkiye ile Ermenistan arasında görüşmeler sürerken bu konuları tartışmayı onlara bırakmanın en mantıklısı olduğunu'' kaydetti.
Milletvekili Michael McMahon da tasarının geçmesi halinde ABD'nin Irak ve Afganistan'daki çabalarının zarar göreceğini söyledi. Irak ve Afganistan konusunda Türkiye ile yakın bir işbirliği içinde olduklarına işaret eden McMahon, tasarının geçmesi ve ardından Türkiye'nin İncirlik üssünü kapatması halinde Amerikan ordusunun Irak'tan çekilirken daha tehlikeli rotalar kullanmak zorunda olacağına işaret etti. Türkiye'nin Afganistan'a olan katkılarına dikkati çeken McMahon, tasarının kabul edilmemesi çağrısında bulundu.
Milletvekili Eni Faleomavaga da Türkiye ile Ermenistan arasında süren müzakerelere dikkati çekerek Başkan Berman'a, bu olurken Kongrenin böyle bir tasarıyı ele almasının nedenini sordu. Berman ise protokol sürecinin sürdüğünü, ancak protokollerin henüz iki ülkenin parlamentosunca onaylanmadığını, yakın dönemde de onaylanacağını zannetmediğini söyledi.
-''TASARIYI GEÇİRMENİN TAM ZAMANI''-
Tasarıya destek veren bazı milletvekilleri ise ABD'nin bu tasarıyı geçirmesinin ''tam zamanı'' olduğu görüşünü savundu.
''Soykırımı'' tanımanın ABD için bir zorunluluk olduğunu söyleyen bu milletvekilleri, tasarının Türk hükümetiyle değil, Osmanlı İmparatorluğu ile alakalı olduğunu ifade ettiler. Bazı milletvekilleri, ''bu tasarıyı geçirmenin insanlık için bir zafer olacağı'' gibi fikirler dile getirdi.
Milletvekili Chris Smith, ''Türk hükümetinin 'soykırımı' inkar kampanyasının tüm Ermeniler için surata bir tokat olduğunu'' söyleyerek, ''Bu meclis Türkiye'nin bir dostu, ancak dostlar diğer dostlarının insanlık suçu işlemesine izin vermez ya da bu suçların inkarına ortak olmasına izin vermez'' diye konuştu.
Oturum sırasında milletvekili Lethinen tarafından, ABD Başkanı Barack Obama'nın tasarının kabul edilmemesi yönündeki çağrısı da okundu.
İKİ KEZ ARA VERİLDİ
ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesinin 1915 olaylarına dair Ermeni iddialarının kabulünü içeren tasarıyı görüşmesi sürüyor. Görüşmeye TSİ 21.10'a kadar ara verilirken, birkaç milletvekilinin konuşmasının ardından TSİ 21.15'te oylamanın başlayacağı ve yarım saat süreyle oy kullanılabileceği bildirildi.
Görüşmenin ikinci bölümünde ilk sözü alan milletvekili Mike Pence, 1915'te yaşanan olayları ''soykırım'' olarak tanıdığını, ancak ABD'nin çıkarları gereği tasarıya hayır oyu kullanacağını söyledi. Türkiye ile ABD arasında Irak ve Afganistan gibi konularda stratejik ortaklığa işaret eden Pence, tasarının geçmesinin ABD'nin Irak ve Afganistan'daki çıkarlarına zarar vereceğini ve Amerikan askerlerinin hayatını riske atacağını belirtti.
Milletvekili Gerald Connolly, ABD'nin Türkiye ile ilişkilerinin taşıdığı büyük öneme dikkati çekerek ''Eğer tasarı geçerse bu ilişkiler tehlikeye girer'' uyarısında bulundu. ''Eylemlerimizin ne gibi sonuçlar doğurabileceğine iyi bakmalıyız'' diyen Connolly, bu oylamanın geçmişe değil geleceğe yönelik olması gerektiğini kaydetti.
Milletvekili Dana Rohrabachez ise, ''Türkiye ABD'nin dostu, ancak dostluk, gerçekleri görmememiz anlamına gelmez'' dedi.
Milletvekili Michael McCaul da Ermeni iddialarına destek vermekle birlikte tasarının zamanlamasına ilişkin kafasında soru işaretleri olduğunu kaydetti. Tasarıya ilişkin oylamanın Türkiye ile Ermenistan arasındaki normalleşme sürecini rayından çıkarabileceği ve ABD'nin Irak ve Afganistan'daki askerlerini tehliye atabileceği uyarısında bulunan McCaul'un, ''Tasarı için doğru zaman değil'' sözünün ardından komitenin başkanı Berman söz alarak şakayla karışık ''29 yıldır burada görev yapıyorum. Tasarı için hiçbir zaman 'iyi zaman' olmadı'' dedi.
Berman'ın bu sözleri salonda tasarıya destek veren kişiler tarafından alkışlandı.
Dışişleri Komitesi Avrupa Alt Komitesi Başkanı William Delahunt da, tasarının Türkiye ve Ermenistan arasındaki normalleşme sürecini tehliye sokabileceği uyarısında bulunarak, ''Bu tasarıyı geçirerek bu süreci riske atmayalım'' çağrısında bulundu. Daha önceden Ermeni tasarılarına destek verdiği bilinen Delahunt'un bu sözleri tasarıya karşı olanlardan alkış aldı.
Lynn Woolsey, Kongrenin tasarıyı kabul ederek tasarıyı kabul eden ülkelerin arasına katılması gerektiğini söyledi.
Ted Poe ise bu tür tasarıların hiçbir şeyi değiştirmediğini, tarihte yaşananlarla ilgili nihai kararı her iki ülkenin halklarının vermesi gerektiğini ifade etti. Tasarının geçmesinin ABD'nin çıkarına olmadığı görüşünü dile getiren Poe, tasarının geçmesiyle Türkler ve Ermenilerin çözüm için cesaretlendirilmiş olmayacağını kaydetti.
Tasarıya destek vereceğini bildiren Jim Costa da tasarı için doğru zaman olmadığını söyleyenleri eleştirerek, ''Lütfen bana doğru zamanın ne zaman olduğunu söyler misiniz?'' diye sordu.
Tasarıya ilişkin kararsızlar grubunda yer aldığı düşünülen Keith Ellison, ''oyunun Türkleri üzebileceğini ve bunun için üzgün olduğunu'' belirterek, tasarıyı destekleyeceğinin işaretini verdi. Ancak Ellison, tasarının geçmesinin Türkiye ile Ermenistan arasındaki normalleşme sürecine zarar vermeyeceğinden emin olunması gerektiğini söyledi.
Ron Paul da iki ülke aralarındaki meseleleri çözmeye çalışırken bu tasarıyı geçirmenin bir amaca hizmet etmeyeceğini söyledi. Gus Bilirakis, Barbara Lee ve Brad Sherman da tasarıya destek veren grupta yer aldılar. Sherman, ''Soykırımın reddi bir son adım değil, gelecekteki bir soykırımın ilk adımıdır. Biz Türkiye'yi komünizmden kurtardık, Kuzey Irak'ta bir Kürt devletinin kurulmasından kurtardık, Avrupa Birliği sürecine destek verdik, onlar ise bizden gerçekliği reddederek korkakça davranmamızı istiyor'' dedi ve tasarıya destek verenlerce alkışlandı.
SON DAKİKA
ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi'nde 1915 olaylarına ilişkin Ermeni iddialarını kabulüyle ilgili oylama Türkiye Saati ile 21.20'de başladı. Oylamanın Türkiye saati ile 21.45'te biteceği açıklanmasına rağmen Komitede ikinci bir oylama başlatıldı. Soykırımla ilgili oylamanın da diğer oylama bitene kadar devam edeceği belirtiliyor. Oylama süresinin ne zaman biteceği henüz belli değil.
PKK'nın Bittiğinin Resmi!
Terör örgütü PKK'ya yönelik İtalya, Fransa ve Belçika'da başlatılan geniş çaplı operasyonların ardından örgütte 'tasfiye' paniği yaşanmaya başlandı.
Örgütün elebaşı Murat Karayılan, operasyonlardan dolayı ABD'yi suçladı.
Terör örgütü elebaşı Karayılan, Avrupa ve kırsal kadrolara gönderdiği mesajda, ABD'nin desteğiyle Avrupa ülkelerinde PKK'nın tasfiye planının uygulamaya geçirildiğini ileri sürdü.
PKK'ya yönelik başlatılan ve çok sayıda örgüt üst düzey sorumlusunun tutuklanmasıyla devam eden kapsamlı operasyonların arkasındaki gücün ABD olduğunu savunan terörist Murat Karayılan'ın, üç ülkede eş zamanlı başlayan operasyonların ABD heyetinin Avrupa ülkelerinde uzun süredir yürüttüğü temasların sonrasında başladığını kaydetti.
ABD'nin, PKK'yı Avrupa'da ''Al Capone Tekniği'' ile bitirmeyi hedeflediğine dikkat çeken terörist Murat Karayılan, ''ABD ve Avrupa ülkelerinin başarılı olamayacağı ve örgütün gücünü herkese gösterecekleri'' tehdidinde bulundu.
Bush döneminde ABD'nin Dışişleri Bakanlığının terörle mücadele konusundaki Koordinatör Başyardımcısı Frank Urbancic'in, Washington'un PKK ile mücadelesi konusunda bu tekniği uygulayacağını söylediğini hatırlattı. Terörist Murat Karayılan, mesajının son bölümünde Urbancic'e ait olduğunu öne sürdüğü şu sözlerle ''Al Capone taktiğini'' anlattı:
''ABD'de bir dönem mafya babalarından Al Capone'a karşı izlediğimiz yaklaşımı, bundan sonra PKK'ya karşı izleyeceğiz. Al Capone'un işlediği pek çok ciddi suça karşılık onu ancak bir vergi suçu nedeniyle hapse atabilmiştik. Aynı yöntemi PKK'ya karşı da kullanacağız. Türkiye'nin son derece yeterli bir bilgi toplama ağı zaten var. Ancak toplanan bu bilgiler, PKK'lılar aleyhine Avrupa mahkemelerinde kullanılamıyor. ABD bundan sonra Türkiye'nin topladığı bu bilgilerin Avrupa mahkemelerinde kullanılması için çalışacak. PKK'nın yasa dışı eylemlerinin mahkemelere etkin şekilde aksetmesini sağlayacak. Yapılacak ilk şey, PKK'nın Avrupa'daki rahatlığına son vermek. Rahatsız olurlarsa yanlış da yaparlar. Artık ne Belçika, PKK konusunda eski Belçika, ne Fransa bundan birkaç yıl önceki Fransa... Almanya, zaten PKK'nın üzerine gitmeye başladı. Hiçbir şey artık eskisi gibi olmayacak.''
Terörist Murat Karayılan, geçen ay örgüt kadrolarına yönelik bir talimat yayımlayarak, tasfiye konusunda kadrolarını uyarmış ve ABD'yi tehdit etmişti.
ABD'nin suikast uçaklarıyla örgütün üst düzey sorumlularını yok etmeyi planladığını öne süren terörist Murat Karayılan, ''Yakın bir gelecekte Türkiye, Irak, İran, Suriye ve Avrupa ülkelerinde kapsamlı operasyonlarla PKK'nın tasfiye edilmesi planlanıyor. PKK ağır bir cendereye alınacak ve teslim olmaya zorlanacaktır. ABD'nin suikast uçaklarını Türkiye'ye vermesi ve bu uçaklarla PKK'nın önde gelen yöneticilerinin ve kadrolarının vurulması durumunda bundan direkt ABD sorumlu olacaktır. ABD bize yönelik düşmanca politikasında ısrar ederse, buna karşı biz de ABD'ye ilişkin yürüttüğümüz politikayı yeniden gözden geçiririz'' demişti.
AA
Örgütün elebaşı Murat Karayılan, operasyonlardan dolayı ABD'yi suçladı.
Terör örgütü elebaşı Karayılan, Avrupa ve kırsal kadrolara gönderdiği mesajda, ABD'nin desteğiyle Avrupa ülkelerinde PKK'nın tasfiye planının uygulamaya geçirildiğini ileri sürdü.
PKK'ya yönelik başlatılan ve çok sayıda örgüt üst düzey sorumlusunun tutuklanmasıyla devam eden kapsamlı operasyonların arkasındaki gücün ABD olduğunu savunan terörist Murat Karayılan'ın, üç ülkede eş zamanlı başlayan operasyonların ABD heyetinin Avrupa ülkelerinde uzun süredir yürüttüğü temasların sonrasında başladığını kaydetti.
ABD'nin, PKK'yı Avrupa'da ''Al Capone Tekniği'' ile bitirmeyi hedeflediğine dikkat çeken terörist Murat Karayılan, ''ABD ve Avrupa ülkelerinin başarılı olamayacağı ve örgütün gücünü herkese gösterecekleri'' tehdidinde bulundu.
Bush döneminde ABD'nin Dışişleri Bakanlığının terörle mücadele konusundaki Koordinatör Başyardımcısı Frank Urbancic'in, Washington'un PKK ile mücadelesi konusunda bu tekniği uygulayacağını söylediğini hatırlattı. Terörist Murat Karayılan, mesajının son bölümünde Urbancic'e ait olduğunu öne sürdüğü şu sözlerle ''Al Capone taktiğini'' anlattı:
''ABD'de bir dönem mafya babalarından Al Capone'a karşı izlediğimiz yaklaşımı, bundan sonra PKK'ya karşı izleyeceğiz. Al Capone'un işlediği pek çok ciddi suça karşılık onu ancak bir vergi suçu nedeniyle hapse atabilmiştik. Aynı yöntemi PKK'ya karşı da kullanacağız. Türkiye'nin son derece yeterli bir bilgi toplama ağı zaten var. Ancak toplanan bu bilgiler, PKK'lılar aleyhine Avrupa mahkemelerinde kullanılamıyor. ABD bundan sonra Türkiye'nin topladığı bu bilgilerin Avrupa mahkemelerinde kullanılması için çalışacak. PKK'nın yasa dışı eylemlerinin mahkemelere etkin şekilde aksetmesini sağlayacak. Yapılacak ilk şey, PKK'nın Avrupa'daki rahatlığına son vermek. Rahatsız olurlarsa yanlış da yaparlar. Artık ne Belçika, PKK konusunda eski Belçika, ne Fransa bundan birkaç yıl önceki Fransa... Almanya, zaten PKK'nın üzerine gitmeye başladı. Hiçbir şey artık eskisi gibi olmayacak.''
Terörist Murat Karayılan, geçen ay örgüt kadrolarına yönelik bir talimat yayımlayarak, tasfiye konusunda kadrolarını uyarmış ve ABD'yi tehdit etmişti.
ABD'nin suikast uçaklarıyla örgütün üst düzey sorumlularını yok etmeyi planladığını öne süren terörist Murat Karayılan, ''Yakın bir gelecekte Türkiye, Irak, İran, Suriye ve Avrupa ülkelerinde kapsamlı operasyonlarla PKK'nın tasfiye edilmesi planlanıyor. PKK ağır bir cendereye alınacak ve teslim olmaya zorlanacaktır. ABD'nin suikast uçaklarını Türkiye'ye vermesi ve bu uçaklarla PKK'nın önde gelen yöneticilerinin ve kadrolarının vurulması durumunda bundan direkt ABD sorumlu olacaktır. ABD bize yönelik düşmanca politikasında ısrar ederse, buna karşı biz de ABD'ye ilişkin yürüttüğümüz politikayı yeniden gözden geçiririz'' demişti.
AA
31 Aralık 2009 Perşembe
ÖZEL HARP'İN GİZLİ BELGELERİ
Ergenekon sanığı Emek'in evinde bulunan belgeler, Arınç'a suikast iddialarının ardından günlerdir arama yapılan Seferberlik Tetkik Kurulu'nun hem askerleri hem de sivilleri fişlediğini ortaya koyuyor.
“Kendisine gösterilen belgenin PKK terör örgütü, DHKP/C, TİKKO, Nakşibendi ve benzeri grup ve örgütlere yönelik istihbari bilgiler doğrultusunda yapılan bir çalışma olduğunu, tamamen görevli olduğu süre içersinde yaptığı görevlerden birisi olduğunu, yine kendisine gösterilen dokümanın kendisine bağlı görevlilerin yapmış olduğu çalışmalarla ilgili raporlar olduğunu, çalışması sırasındaki rutin görevlerden birisi olduğunu (söyledi).”
Eskişehir’de silah ve mühimmatla yakalanan Özel Kuvvetler Komutanlığı’ndan (ÖKK) emekli Fikret Emek’in, evinde ele geçirilen 914 kişiyle ilgili fişleme dokümanı için Ergenekon savcısına verdiği ifade tutanaklara böyle geçti.
Emek’in ÖKK’de görev yaptığı sırada, muhtemelen hazırlanmasına da katkıda bulunduğu fişleme çalışmaları, sadece sıradan insanlar hakkında tutulan kayıtlardan ibaret değil. Emek’ten elde edilen başka bir belge, fişleme çalışmasının bizzat Türk Silahlı Kuvvetleri personeline yönelik olarak da yürütüldüğünü gösteriyor. 1. Ergenekon iddianamesinin eklerinde bulunan o belgde bazı askerler hakkında, ‘Alevi’, ‘Kürt’, ‘alkolik’, ‘pornocu’ gibi tanımlamalar var.
‘Vatana hizmet için!’
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın evinin çevresinde bir binbaşı ile bir albayın gözaltına alınmasının ardından başlayan tartışma her geçen gün daha da alevleniyor. Gözaltına alınan iki subayın görev yaptığı Seferberlik Tetkik Kurulu’nda (STK) yeni gözaltıların ardından aramalar devam ederken, kurulun yetkilerinin sınırlarının ne olduğu da tartışılıyor. STK’nın faliyetlerinin iddia edildiği gibi ‘olası bir düşman işgali’ne karşı alınması gereken tedbirlerle sınırlı olmadığı, kurulda 1996 - 2004 arasında görev yapan Fikret Emek’ten elde edilen belgeler sayesinde aleniyet kazanmış durumda. ‘Rutin görev’ kapsamında sıradan insanların ve ordu mensuplarını fişlendiği, malulen emekli olduktan sonra evine götürdüğü belgeler sayesinde anlaşılan Emek, kendi ifadesine göre 1995 yılında bir çatışmada ağır yaralanıp bir buçuk yıl tedavi gördükten sonra STK’da görev yapmaya başlamış. Emek’in taburcu olduktan sonra yaptığı görevlere ilişkin verdiği ifade tutanağa şöyle yansımıştı:
“Hastaneden çıktıktan sonra nekahat devresi hitamı gazi olarak emekli olabileceği halde vatanına hizmet için görevine devam etmeyi düşündüğünü, bunun üzerine 1996-1999 Muğla STK bölge başkanlığında çalıştığını, 1999-2001 Kars Seferberlik Tetkik Kurulu Başkanlığı’nda çalıştığını, 2001-2004 Genelkurmay Başkanlığı Özel Kuvvetler Komutanlığı Muharebe Arama Kurtarma (MAK) Alay Komutanlığı İstihbarat ve İKK Şube Müdürü olarak binbaşı rütbesinde görev yaptığını, 24 Ağustos 2004 tarihinde vazife malulü gazi statüsünde ordudan emekli olduğunu (söyledi).”
Anne evinde cephane
Fikret Emek’in Eskişehir’deki annesinin evinde 26 Haziran 2006 tarihinde arama yapılmış, bir adet Kalaşnikof marka otomatik silah, bir adet Kanas marka silah ve dürbünü, bir adet 7.65 mm çapında Lama marka tabanca ve susturucusu, bir adet el yapımı kesik eski tüfek, çeşitli çap ve markalarda fişekler, 12 adet savunma ve taarruz tipi el bombası, tahrip gücü çok yüksek C - 3 plastik patlayıcı, TNT ve tahrip kalıpları bulunmuştu. Emek’in Eskişehir’deki annesinin evinde ve Ankara’daki evinde yapılan aramada askeri mühimmatın yanı sıra çok miktarda doküman da ele geçirilmişti. İşte bu dökümanlar arasında halka yönelik fişleme kayıtları, Ergenekon’un 1. İddianame ekleri arasındaki 19. klasörde yer alıyor. Emek’ten elde edilen askere yönelik fişleme kayıtları ise, 316 nolu klasörden çıkan 27 sayfalık dökümanda.
İşyeri ve derneklere alfabetik nizam
Seferberlik Tetkik Kurulu’ndan emekli Ergenekon tutuklusu Fikret Emek’te bulunan ikisi yedişer, üçüncüsü ise 10 sayfalık üç fişleme çizelgesine, bakkallardan, büyük mağaza zincirlerinin ortaklarına kadar yüzlerce kişi dahil edilmiş. Listelerde öğrenci dernekleri, kültür dernekleri ve bazı sivil toplum örgütleri ile CHP’li bir belediye başkanı var. Bu fişleme kayıtları, Ergenekon iddianamesinin ek belgeleri arasında 19 numaralı klasörün içinde. Bu belgeler, ‘olası düşman işgali’ne karşı hazırlık yürütmesi beklenen Seferberlik Tetkik Kurulu’nun rutin görevleri arasına halkın fişlenmesini de dahil ettiğini açıkça gösteriyor. Bu belgelerden biri ‘İstanbul ilindeki ilçelere göre BTÖ (Bölücü Terör Örgütü) ve aşırı sol örgütlerle ilişkili kuruluşlar’ başlığını taşıyor.
Fişlenenlerin sayısı 914
Belgede, İstanbul’un semtlerinde alfabetik sıralamayla yapılan fişleme çalışmalarının dökümü var. Örneğin Avcılar’daki iki yasal dernekten birinin karşısında DHKP/C, TİKKO diğerinin karşısında MLKP, DHKP/C yazılı. İlk listede 366 kişi ve kuruluşa dair fişleme kayıtları var. İkinci ve üçüncü listelerde semtler alfabetik sıraya göre dizili değil. Bu iki fişleme listesi, aşırı sol örgütler ve PKK’nın yanı sıra semtlerde tarikat örgütlenmeleri içinde olduğu iddia edilen kişileri de kapsıyor. ‘İlçelere göre örgüt, tarikat, cemaatlerle ilişkili kişi ve kuruluşlar’ başlığını taşıyan EK-C listesinde 265 kişi ve kuruluş hakkında fişleme kayıtları var. Aynı başlığı taşıyan, ‘gizli’ ibareli EK-Ç listesi incelendiğinde ise, 283 kişi ve kuruluşun daha fişlendiği anlaşılıyor. Üç liste fişlenen kişi ve kurumların sayısı 914. Listelerde İstanbul’un tüm semtlerindeki, yemek fabrikası, mobilya mağazası, tekstil atölyesi, kimya fabrikası, oto galerileri, pastane, market, lokanta, fırın, kahvehane, bar, temizlik fabrikası, konfeksiyon mağazası, yapı malzemeleri gibi işletmelerin sahiplerinin yanı sıra, berberler, bakkallar, avukatlar, doktorlar, politikacılar, sendikacılar ve CHP’li bir belediye başkanı da var. Fişleme belgelerine göre, Tuncelili olan ve çeşitli vakıfların üyesi olan bu belediye başkanı için ‘PKK’lı denilmiş. Listeye alınan ve PKK’lı diye fişlenenler arasında bir de ‘öğretmen eşi’ var.
Sivil kuruluşlara yafta
İstihbarat görevlileri, sivil toplum örgütlerini ve kurumları da tek tek DHKP/C, Dev-Yol, PKK, MLKP, TİKKO, Ekim, Aşırı Solcu, Nurcu, Süleymancı, Kadiri grubu, Celvetiye, Milli Görüş, İrtica, Menzil, Nakşibendi, Vahdet grubu, Med-Zehra, Tekfir adları altında tek tek sınıflandırmışlar. Fişlenenler arasında, spor kulüpleri, kültür merkezleri, şoför dernekleri, tutuklu yakınlarının kurduğu dernekler, çeşitli üniversitelerin öğrenci dernekleri, öğrenci yurtları, apartman ve site yönetimleri, yöresel dernekler, fırıncı dernekleri, vakıflar, radyolar, dergiler var. Kurumlarla ilgili yapılan fişlemede, Çağdaş Hukukçular Derneği için DHKP/C, bazı şoför dernekleri için PKK, Müjdat Gezen Kültür Merkezi, 68’liler Vakfı, Yılmaz Güney Vakfı, Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı için ‘aşırı sol’, İnsan Hakları Derneği için PKK, DHKP/C gibi nitelendirmeler var.
Asker de hedefte: Solcu, Alevi, alkolik...
Fikret Emek’in evinde yapılan aramalarda ele geçen ve iddanameye ‘Delil 3’ olarak işlenen bir CD’de çok sayıda gizli askeri belgenin yanı sıra ordu mensuplarına yönelik fişleme çalışmaları var. Bazıları general rütbesinde olan fişlenen bu ordu mensupları için, ‘Sol ideolojik yaklaşım içinde’, ‘Alevilerle işbirliği yapıyor’, ‘İdeolojik Alevi’, ‘Terörist başının akrabası olduğu iddiaları mevcut’, ‘Kayınpederi Ecevit’in korumasıymış” gibi değerlendirmeler var. Fişlenenler arasında terfi aşamasında olanlar, belgeye kalın harflerle yazılmış. Bazı ordu mensuplarının isim ve rütbeleri de yazılarak düzenlenen çizelgenin ‘Düşünceler’ bölümünde, ‘Alkolik’, ‘Ahlaksız’, ‘Personele porno satıyor’, ‘Karısı lojmanda sivil bir şahıs ile basılmış’, ‘Her gece bar, pavyona gidiyor’, ‘K.Irak’tan tabanca alıp satıyor’ gibi notlar var.
Çizelgelerde adlarının karşılığında hiçbir şey yazmayan ordu mensupları da bulunuyor. Bu kişiler de ‘renkler’ bölümüyle sınıflandırılmış. Ordu mensuplarına verilen farklı renklerin sakıncalılık durumunu tanımladığı sanılıyor. Aynı CD içindeki beş sayfalık ‘İst. Timi Haftalık istihbarat Raporu’ başlıklı bir diğer belgede ise, biri tankçı diğeri piyade iki üstçavuş ile ilgili notlar var. Raporda, “Söz konusu iki personelin dini yönden aşırı derecede ibadet yaptıkları duyumunun alındığı” belirtildikten sonra evlerinde Said Nursi’ye ait kitapların bulunduğu anlatılıyor. Bir sayfalık başka bir rapor ise, çizelgedeki ordu mensuplarıyla ilgili daha detaylı bilgi veriliyor.
Ergenekon iddianamesinin ek belgelerinin 316 nolu klasöründen çıkan 27 sayfalık Özel Kuvvetler Komutanlığı’na ait fişleme katıtlarının gerçekliğini Genelkurmay Başkanlığı da kabul etti. Bu belgedeki notların adı geçen askerlerin hayatını nasıl etkilediği bilinmiyor. İsimlerini gizlediğimiz, sayıları yüzü aşan askerler hakkındaki notlardan bazıları şöyle:
Tümg. ...: Sol ideolojik yaklaşım içinde, Alevilerle işbirliği içinde.
Tümg. ...: İdeolojik sol.
Tümg. ...: İdeolojik sol.
Kur.Plt.Alb...: İdeolojik Alevi. Örgütleyici ve idare eden posizyonda, Merzifonlu.
Kur. Alb.. ..: İdeolojik sol olup Alevilerle yakın işbirliği içinde.
Plt. Kur. Alb. ...: İdeolojik sol ve Alevilerle yakın işbirliği içinde. Siyasi emellerini gerçekleştirmek istemektedir.
Tümg. ...: Alevi dedesi olup bütün emeli Alevileri hava kuvvetlerine hakim kılmak. Hava Harb Okulu’nu hedeflemektedir.
Tuğg. ...: İdeolojik Alevi tutumu içinde yandaşlarını gözeten pozisyonda.
Plt.Kur.Alb.. ..: İdeolojik Alevi. Terörist başının akrabası olduğu iddiaları mevcut. Oğlunun ismi Baran, kızının ismi Berfin. Sık sık “Türklerden nefret ediyorum” ibaresini kullanır.
Müh.Alb. ...: Alevi olup, kendine ve amirlerine menfaat sağlayan biri.
Kur.Alb. ...: İdeolojik Alevi tutumu içinde yandaşlarını gözeten ve koruyucu.
Hav.Tuğg. ...: Kadrolaşma, mezhepçilik...
İstih.Bnb. ...: Özel Kuvvetleri karıştırmak, sağlamları dağıtmak için gelmiş.
P.Bnb. ...: Din düşmanı, ateist.
P.Bçvş. ...: Astsb. Okulu’nda komünist liderdi.
İs.Yzb. ...: Alkolik, ahlaksız, Alb. N.E’nin sırdaşı.
Mu.Kd.Bçvş. ...: Personele porno kaset satıyor.
J.Bçvş. ...: Aile huzursuz. Hanımını dövüyor. Geceleri geç saatlerde eve geliyor, bar ve pavyonlarda.
Top.Kd.Yzb. ...: Dönmelerle dolaştığı için i.ne olarak adı çıkmış. Kayınpederi Ecevit’in korumasıymış. İçe kapalı problemli bir aile.
Pd.Kd.Bçvş. ...: Karısı Kayseri’de lojmanda sivil bir şahıs ile basılmış, kötü bir aile. Eşini kabullenmiş, ahlaksız bir şahıs.
J.Kd.Üçvş. ...: Her gece bar, pavyona gidiyor. Fahişe kadınlarla düşüp kalkıyor.
P.Kd.Bçvş. ...: Eşi kanser. DSP Milletvekileri ile görüşüyor.
Top.Kd.Üçvş. ...: K.Irak’tan tabanca alıp satıyor, mermi satıyor. Farsça dil sınav sorularını alıp satmış.
Tnk. Bnb. ...: Güvendiği personele para karşılığı Viagra temin etti.
Topçu Yzb. ...: Her işe burnunu sokar. Her işi karıştırır. Çok yaramaz bir kişi, hiç kimse sevmez. Karısı Amerika’da ihtisas yapıyor.
Top.Kd.Ütğm. ...: Operasyondan kaçar çeşitli bahaneler uydurur. Kaytarır, korkak bir kişiliğe sahip, beş para etmez.
Top.Kd.Yzb. ...: Daima bir üstünün kuyusunu kazmaya çalışır, kesinlikle güvenilmez, birinci eşi A...’da Dz. Teğmen’le yakalandı.
P.Bn. B.D: Çok kötü bir kişiliğe ve karaktere sahip, yaramaz.
Kaynak: Ertuğrul Mavioğlu/Radikal
“Kendisine gösterilen belgenin PKK terör örgütü, DHKP/C, TİKKO, Nakşibendi ve benzeri grup ve örgütlere yönelik istihbari bilgiler doğrultusunda yapılan bir çalışma olduğunu, tamamen görevli olduğu süre içersinde yaptığı görevlerden birisi olduğunu, yine kendisine gösterilen dokümanın kendisine bağlı görevlilerin yapmış olduğu çalışmalarla ilgili raporlar olduğunu, çalışması sırasındaki rutin görevlerden birisi olduğunu (söyledi).”
Eskişehir’de silah ve mühimmatla yakalanan Özel Kuvvetler Komutanlığı’ndan (ÖKK) emekli Fikret Emek’in, evinde ele geçirilen 914 kişiyle ilgili fişleme dokümanı için Ergenekon savcısına verdiği ifade tutanaklara böyle geçti.
Emek’in ÖKK’de görev yaptığı sırada, muhtemelen hazırlanmasına da katkıda bulunduğu fişleme çalışmaları, sadece sıradan insanlar hakkında tutulan kayıtlardan ibaret değil. Emek’ten elde edilen başka bir belge, fişleme çalışmasının bizzat Türk Silahlı Kuvvetleri personeline yönelik olarak da yürütüldüğünü gösteriyor. 1. Ergenekon iddianamesinin eklerinde bulunan o belgde bazı askerler hakkında, ‘Alevi’, ‘Kürt’, ‘alkolik’, ‘pornocu’ gibi tanımlamalar var.
‘Vatana hizmet için!’
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın evinin çevresinde bir binbaşı ile bir albayın gözaltına alınmasının ardından başlayan tartışma her geçen gün daha da alevleniyor. Gözaltına alınan iki subayın görev yaptığı Seferberlik Tetkik Kurulu’nda (STK) yeni gözaltıların ardından aramalar devam ederken, kurulun yetkilerinin sınırlarının ne olduğu da tartışılıyor. STK’nın faliyetlerinin iddia edildiği gibi ‘olası bir düşman işgali’ne karşı alınması gereken tedbirlerle sınırlı olmadığı, kurulda 1996 - 2004 arasında görev yapan Fikret Emek’ten elde edilen belgeler sayesinde aleniyet kazanmış durumda. ‘Rutin görev’ kapsamında sıradan insanların ve ordu mensuplarını fişlendiği, malulen emekli olduktan sonra evine götürdüğü belgeler sayesinde anlaşılan Emek, kendi ifadesine göre 1995 yılında bir çatışmada ağır yaralanıp bir buçuk yıl tedavi gördükten sonra STK’da görev yapmaya başlamış. Emek’in taburcu olduktan sonra yaptığı görevlere ilişkin verdiği ifade tutanağa şöyle yansımıştı:
“Hastaneden çıktıktan sonra nekahat devresi hitamı gazi olarak emekli olabileceği halde vatanına hizmet için görevine devam etmeyi düşündüğünü, bunun üzerine 1996-1999 Muğla STK bölge başkanlığında çalıştığını, 1999-2001 Kars Seferberlik Tetkik Kurulu Başkanlığı’nda çalıştığını, 2001-2004 Genelkurmay Başkanlığı Özel Kuvvetler Komutanlığı Muharebe Arama Kurtarma (MAK) Alay Komutanlığı İstihbarat ve İKK Şube Müdürü olarak binbaşı rütbesinde görev yaptığını, 24 Ağustos 2004 tarihinde vazife malulü gazi statüsünde ordudan emekli olduğunu (söyledi).”
Anne evinde cephane
Fikret Emek’in Eskişehir’deki annesinin evinde 26 Haziran 2006 tarihinde arama yapılmış, bir adet Kalaşnikof marka otomatik silah, bir adet Kanas marka silah ve dürbünü, bir adet 7.65 mm çapında Lama marka tabanca ve susturucusu, bir adet el yapımı kesik eski tüfek, çeşitli çap ve markalarda fişekler, 12 adet savunma ve taarruz tipi el bombası, tahrip gücü çok yüksek C - 3 plastik patlayıcı, TNT ve tahrip kalıpları bulunmuştu. Emek’in Eskişehir’deki annesinin evinde ve Ankara’daki evinde yapılan aramada askeri mühimmatın yanı sıra çok miktarda doküman da ele geçirilmişti. İşte bu dökümanlar arasında halka yönelik fişleme kayıtları, Ergenekon’un 1. İddianame ekleri arasındaki 19. klasörde yer alıyor. Emek’ten elde edilen askere yönelik fişleme kayıtları ise, 316 nolu klasörden çıkan 27 sayfalık dökümanda.
İşyeri ve derneklere alfabetik nizam
Seferberlik Tetkik Kurulu’ndan emekli Ergenekon tutuklusu Fikret Emek’te bulunan ikisi yedişer, üçüncüsü ise 10 sayfalık üç fişleme çizelgesine, bakkallardan, büyük mağaza zincirlerinin ortaklarına kadar yüzlerce kişi dahil edilmiş. Listelerde öğrenci dernekleri, kültür dernekleri ve bazı sivil toplum örgütleri ile CHP’li bir belediye başkanı var. Bu fişleme kayıtları, Ergenekon iddianamesinin ek belgeleri arasında 19 numaralı klasörün içinde. Bu belgeler, ‘olası düşman işgali’ne karşı hazırlık yürütmesi beklenen Seferberlik Tetkik Kurulu’nun rutin görevleri arasına halkın fişlenmesini de dahil ettiğini açıkça gösteriyor. Bu belgelerden biri ‘İstanbul ilindeki ilçelere göre BTÖ (Bölücü Terör Örgütü) ve aşırı sol örgütlerle ilişkili kuruluşlar’ başlığını taşıyor.
Fişlenenlerin sayısı 914
Belgede, İstanbul’un semtlerinde alfabetik sıralamayla yapılan fişleme çalışmalarının dökümü var. Örneğin Avcılar’daki iki yasal dernekten birinin karşısında DHKP/C, TİKKO diğerinin karşısında MLKP, DHKP/C yazılı. İlk listede 366 kişi ve kuruluşa dair fişleme kayıtları var. İkinci ve üçüncü listelerde semtler alfabetik sıraya göre dizili değil. Bu iki fişleme listesi, aşırı sol örgütler ve PKK’nın yanı sıra semtlerde tarikat örgütlenmeleri içinde olduğu iddia edilen kişileri de kapsıyor. ‘İlçelere göre örgüt, tarikat, cemaatlerle ilişkili kişi ve kuruluşlar’ başlığını taşıyan EK-C listesinde 265 kişi ve kuruluş hakkında fişleme kayıtları var. Aynı başlığı taşıyan, ‘gizli’ ibareli EK-Ç listesi incelendiğinde ise, 283 kişi ve kuruluşun daha fişlendiği anlaşılıyor. Üç liste fişlenen kişi ve kurumların sayısı 914. Listelerde İstanbul’un tüm semtlerindeki, yemek fabrikası, mobilya mağazası, tekstil atölyesi, kimya fabrikası, oto galerileri, pastane, market, lokanta, fırın, kahvehane, bar, temizlik fabrikası, konfeksiyon mağazası, yapı malzemeleri gibi işletmelerin sahiplerinin yanı sıra, berberler, bakkallar, avukatlar, doktorlar, politikacılar, sendikacılar ve CHP’li bir belediye başkanı da var. Fişleme belgelerine göre, Tuncelili olan ve çeşitli vakıfların üyesi olan bu belediye başkanı için ‘PKK’lı denilmiş. Listeye alınan ve PKK’lı diye fişlenenler arasında bir de ‘öğretmen eşi’ var.
Sivil kuruluşlara yafta
İstihbarat görevlileri, sivil toplum örgütlerini ve kurumları da tek tek DHKP/C, Dev-Yol, PKK, MLKP, TİKKO, Ekim, Aşırı Solcu, Nurcu, Süleymancı, Kadiri grubu, Celvetiye, Milli Görüş, İrtica, Menzil, Nakşibendi, Vahdet grubu, Med-Zehra, Tekfir adları altında tek tek sınıflandırmışlar. Fişlenenler arasında, spor kulüpleri, kültür merkezleri, şoför dernekleri, tutuklu yakınlarının kurduğu dernekler, çeşitli üniversitelerin öğrenci dernekleri, öğrenci yurtları, apartman ve site yönetimleri, yöresel dernekler, fırıncı dernekleri, vakıflar, radyolar, dergiler var. Kurumlarla ilgili yapılan fişlemede, Çağdaş Hukukçular Derneği için DHKP/C, bazı şoför dernekleri için PKK, Müjdat Gezen Kültür Merkezi, 68’liler Vakfı, Yılmaz Güney Vakfı, Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı için ‘aşırı sol’, İnsan Hakları Derneği için PKK, DHKP/C gibi nitelendirmeler var.
Asker de hedefte: Solcu, Alevi, alkolik...
Fikret Emek’in evinde yapılan aramalarda ele geçen ve iddanameye ‘Delil 3’ olarak işlenen bir CD’de çok sayıda gizli askeri belgenin yanı sıra ordu mensuplarına yönelik fişleme çalışmaları var. Bazıları general rütbesinde olan fişlenen bu ordu mensupları için, ‘Sol ideolojik yaklaşım içinde’, ‘Alevilerle işbirliği yapıyor’, ‘İdeolojik Alevi’, ‘Terörist başının akrabası olduğu iddiaları mevcut’, ‘Kayınpederi Ecevit’in korumasıymış” gibi değerlendirmeler var. Fişlenenler arasında terfi aşamasında olanlar, belgeye kalın harflerle yazılmış. Bazı ordu mensuplarının isim ve rütbeleri de yazılarak düzenlenen çizelgenin ‘Düşünceler’ bölümünde, ‘Alkolik’, ‘Ahlaksız’, ‘Personele porno satıyor’, ‘Karısı lojmanda sivil bir şahıs ile basılmış’, ‘Her gece bar, pavyona gidiyor’, ‘K.Irak’tan tabanca alıp satıyor’ gibi notlar var.
Çizelgelerde adlarının karşılığında hiçbir şey yazmayan ordu mensupları da bulunuyor. Bu kişiler de ‘renkler’ bölümüyle sınıflandırılmış. Ordu mensuplarına verilen farklı renklerin sakıncalılık durumunu tanımladığı sanılıyor. Aynı CD içindeki beş sayfalık ‘İst. Timi Haftalık istihbarat Raporu’ başlıklı bir diğer belgede ise, biri tankçı diğeri piyade iki üstçavuş ile ilgili notlar var. Raporda, “Söz konusu iki personelin dini yönden aşırı derecede ibadet yaptıkları duyumunun alındığı” belirtildikten sonra evlerinde Said Nursi’ye ait kitapların bulunduğu anlatılıyor. Bir sayfalık başka bir rapor ise, çizelgedeki ordu mensuplarıyla ilgili daha detaylı bilgi veriliyor.
Ergenekon iddianamesinin ek belgelerinin 316 nolu klasöründen çıkan 27 sayfalık Özel Kuvvetler Komutanlığı’na ait fişleme katıtlarının gerçekliğini Genelkurmay Başkanlığı da kabul etti. Bu belgedeki notların adı geçen askerlerin hayatını nasıl etkilediği bilinmiyor. İsimlerini gizlediğimiz, sayıları yüzü aşan askerler hakkındaki notlardan bazıları şöyle:
Tümg. ...: Sol ideolojik yaklaşım içinde, Alevilerle işbirliği içinde.
Tümg. ...: İdeolojik sol.
Tümg. ...: İdeolojik sol.
Kur.Plt.Alb...: İdeolojik Alevi. Örgütleyici ve idare eden posizyonda, Merzifonlu.
Kur. Alb.. ..: İdeolojik sol olup Alevilerle yakın işbirliği içinde.
Plt. Kur. Alb. ...: İdeolojik sol ve Alevilerle yakın işbirliği içinde. Siyasi emellerini gerçekleştirmek istemektedir.
Tümg. ...: Alevi dedesi olup bütün emeli Alevileri hava kuvvetlerine hakim kılmak. Hava Harb Okulu’nu hedeflemektedir.
Tuğg. ...: İdeolojik Alevi tutumu içinde yandaşlarını gözeten pozisyonda.
Plt.Kur.Alb.. ..: İdeolojik Alevi. Terörist başının akrabası olduğu iddiaları mevcut. Oğlunun ismi Baran, kızının ismi Berfin. Sık sık “Türklerden nefret ediyorum” ibaresini kullanır.
Müh.Alb. ...: Alevi olup, kendine ve amirlerine menfaat sağlayan biri.
Kur.Alb. ...: İdeolojik Alevi tutumu içinde yandaşlarını gözeten ve koruyucu.
Hav.Tuğg. ...: Kadrolaşma, mezhepçilik...
İstih.Bnb. ...: Özel Kuvvetleri karıştırmak, sağlamları dağıtmak için gelmiş.
P.Bnb. ...: Din düşmanı, ateist.
P.Bçvş. ...: Astsb. Okulu’nda komünist liderdi.
İs.Yzb. ...: Alkolik, ahlaksız, Alb. N.E’nin sırdaşı.
Mu.Kd.Bçvş. ...: Personele porno kaset satıyor.
J.Bçvş. ...: Aile huzursuz. Hanımını dövüyor. Geceleri geç saatlerde eve geliyor, bar ve pavyonlarda.
Top.Kd.Yzb. ...: Dönmelerle dolaştığı için i.ne olarak adı çıkmış. Kayınpederi Ecevit’in korumasıymış. İçe kapalı problemli bir aile.
Pd.Kd.Bçvş. ...: Karısı Kayseri’de lojmanda sivil bir şahıs ile basılmış, kötü bir aile. Eşini kabullenmiş, ahlaksız bir şahıs.
J.Kd.Üçvş. ...: Her gece bar, pavyona gidiyor. Fahişe kadınlarla düşüp kalkıyor.
P.Kd.Bçvş. ...: Eşi kanser. DSP Milletvekileri ile görüşüyor.
Top.Kd.Üçvş. ...: K.Irak’tan tabanca alıp satıyor, mermi satıyor. Farsça dil sınav sorularını alıp satmış.
Tnk. Bnb. ...: Güvendiği personele para karşılığı Viagra temin etti.
Topçu Yzb. ...: Her işe burnunu sokar. Her işi karıştırır. Çok yaramaz bir kişi, hiç kimse sevmez. Karısı Amerika’da ihtisas yapıyor.
Top.Kd.Ütğm. ...: Operasyondan kaçar çeşitli bahaneler uydurur. Kaytarır, korkak bir kişiliğe sahip, beş para etmez.
Top.Kd.Yzb. ...: Daima bir üstünün kuyusunu kazmaya çalışır, kesinlikle güvenilmez, birinci eşi A...’da Dz. Teğmen’le yakalandı.
P.Bn. B.D: Çok kötü bir kişiliğe ve karaktere sahip, yaramaz.
Kaynak: Ertuğrul Mavioğlu/Radikal
Özel Harp Dairesi Nedir? Derin Yapının Neresindedir?
Özel Harp Dairesi savaş dönemlerinde düzenli birliklerden önce hedeflenen coğrafyaya ulaşan ve düşman içinde çalışmalar yapan, tespitlerde bulunan ve düzenli birliklere bilgi, destek, lojistik gibi bilgiler temin eden, düşmana karşı psikolojk harekât yapan, düşmanın direncini kıran, mücadele yeteneğini tespit eden çalışmalar yapar. Bu çalışmalarıyla ordunun ve düzenli birlikerin başarılı olması için gerekli her türlü zemini ve şartları hazırlar. Özel harp, özel kuvvetler gibi adlarla anılan ve düzenli birliklerden farklı görevleri olan bu kuvvetlerin normal bir ülkedeki normal misyonu Osmanlı’da ki Akıncı birliklerine benzer.
Özel Harpçilerin bir başka misyonu da ülke işgale uğradığında halkı ülke savunmasına hazırlamak ve gayrı nizami harple ülkeyi düşman işgalinden kurtarmaktır. Dünyada hemen bütün ülkelerin farklı isimlerde benzer misyona sahip kuvvetleri vardır. Bunlar faklı meslek ve alanlarda çalışan insanlardan oluşan ekiplere, guruplara sahiptirler ve ülkenin bir nevi sigortası, görünmeyen ihtiyati kuvvetidirler. Askelik yapan sivillerden askerlik döneminde göz dolduranlar bu ekibe seçilirler ve sivil hayatta bunlardan yararlanılır. Belli aralıklarla eğitimler verilir. Yani Özel Harp Dairesinin siviller içinde uzantıları vardır.
Buraya kadar anlattıklarım özel harp dairesinin normal, olması gereken özellikleridir. Pek çok vatandaş; “Ordumuz tabiî ki bu tür bir örgütlenme içinde olacak! Milletimizi savaş dönemlerinde, işgal zamanlarında korumak ve kurtarmak için çalışacak! Bunda yadırganacak ne var?” diyebilir.
Ama bizdeki Özel Harp Dairesi veya Seferberlik Tetkiki Kurulu veya farklı dönemlerde farklı isimler alan bu organizasyonlar çok farklı misyona sahiptir. Bu tür örgütlenmeler milletiyle problemi olmayan, sinirleri ele geçirilmemiş ülkelerde, milleti ve ülkeyi dış düşmana karşı korumak ve düşman güçlere karşı milleti örgütlemek ve toplumun dinamiklerini düşmana karşı harekete geçirmek gibi amaçlar güderler. Milli bir devlet yapılanmasına ve milletle barışık sivil-askeri bürokrasiye sahip ülkelerde bu tür yapılanmalar yararlıdır.
İşte bizdeki problem tamda burada başlamaktadır. Zira başta silahlı güçler olmak üzere asrın başında devletin önemli aygıtları milleti korumak değil, “kontrol etmek”, “gütmek” ve “terbiye etmek” üzere yapılandırılmıştır. Tek Parti dönemi boyunca milletin kontrolü sivil-askeri bütün devlet birimlerinin işbirliğiyle sağlanmıştır. Demokrat Parti iktidarından sonra sivil bürokraside ve siyasette millet lehine değişiklikler olunca ve sivil alan tam kontrol edilemeyince toplumu yönlendiren ve milleti kontrol eden araçlar silahlı güçler içine yerleştirilmiş, oradan misyon görmeye başlamıştır. Devlet ve toplum başlangıçta kurgulanan ve planlanan çizgiden her kaydığında Özel Harp Dairesi’nin katkılarıyla ve askeri müdahalelerle yeniden istenilen çizgiye çekilmiştir.
Her ne kadar Özel Harp Dairesinin NATO sonrası kurulduğu ifade edilmekte ise de, milleti kontrole ve yönlendirmeye yönelik derin-karanlık-yasadışı işlere imza atan kurum ve kuruluşlar devletin organlarının bir gurup ecnebi azgın azınlık tarafından ele geçirildiği 1908 ihtilaline kadar gider. Bu tarihten itibaren Türkçü ve İttihatçı zarfı altında ecnebilerin ele geçirdiği devletin içine gizli, gayrı milli, karanlık örgütler, infaz ekipleri, provakasyon merkezleri kurulmuştu. NATO’ya gireceğimiz ve çok partili döneme geçeceğimiz zamana kadar bu tür faaliyetler gizleme ihtiyacı duyamadan, devletin görünür organları eliyle de yapılabilmekteydi. Millet asla kale alınmıyordu, yönetimde milletten kopuk homojen bir yapı bulunmaktaydı. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yeni müttefikimiz ABD’nin talimatları doğrultusunda çok partili hayata geçildi ve bu karanlık örgütler, organizayonlar daha örtülü ve silahlı kuvvetler odaklı hale getirildi. Zira çok partili hayata geçildikten sonra sivil bürokrasi daha güvensiz ve kontrolsüz hale gelmişti. NATO’ya girişimiz ve çok partili siyasal hayata geçişimiz aynı zamanda derin devletin el değiştirdiği bir dönemdir. Osmanlı sonrası Ortadoğu’yu yapılandıran ve Türkiye’deki devleti ve derin devleti inşa eden ingiltere, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ligden düşmüş ve coğrafyamızın ve Türkiye’nin patronajını ABD’ye bırakmıştır. İşte NATO’ya girişimiz bu el değiştirmenin, yani İngiltere güdümünden yine Anglasakson olan ABD güdümüne girdiğimiz tarihtir.
İkinci Dünya Savaşı sonrası dünyadaki dengeler değişmiş, Avrupa ve Atlantik yeniden yapılandırılmaya başlanmıştır. Sovyetlerin ve Demirperde bloğunun dünyada önemli bir aktör haline geldiği bu dönemde, ABD liderliğindeki batı kulübü dünyada demokratik yönetimleri ve çok partili hayatı teşvik etmiştir. Bu dönemde batı kulübünde veya ittifakında bulunan ülkelere yoğun bir komünizm korkusu pompalanmış ve bu gerekçe üzerinden müttefik ülkelere komünizmle mücadele için gladyo türü paramiliter derin yapılar oluşturulmuştur. Türkiyenin demokratikleşmesi batı kulübünün bu genel stratejisinin gereği olmuştur. Ülke ABD ve NATO etkisine girdikten sonra derin yapılar-paramiliter guruplar yeniden düzenlenmiş ve sistematize edilmiştir.
Bizdeki derin devlet ve özel harp türü yapılar NATO çerçevesinde batıda kurulanlardan farklıdır. Batı ülkelerindeki Gladyo türü yapılar, komünizme kaymayı engellemeyi ve mevcut yönetimleri NATO çerçevesinde maniple etmeyi hedefliyordu. Bizdeki derin yapılar ve onun karanlık kirli elleri ise bizzat milleti ve medeniyetimizi hedef almaktaydı. Batı güdümündeki azgın azınlığın devlet, kurumlar ve toplum üzerindeki gayrı milli hakimiyetini sürdürmeyi amaçlamaktaydı.
Çok partili hayata geçildikten sonra, asrın başında ülkenin sinirlerine konuşlandırılan derin ecnebi yapılar daha örtülü ve kamufleli hale getirilmiştir. 1952 yılında dönemin Yüksek Savunma Kurulu'nun kararıyla ve ABD’nin desteğiyle Milli Avcı Birlikleri kurulmuş, birliğin temel eğitimi ve teçhizatı A.B.D.den karşılanmıştır. İlerleyen zaman içerisinde Milli Avcı Birlikleri, Seferberlik Tetkik Kurulu-Özel Harp Dairesi-Özel Kuvvetler Komutanlığı adlarını almıştır.
Bu yapı, yani Özel Harp Dairesi en seçme askerleri ve istihbaratçıları bünyesine alarak bunlara gerilla eğitimi dahil her türlü eğitimi verir. TSK’nın kurumsal yapısından ayrı tutulan ve özel ihtimam gösterilen, herkesin alınmadığı, üst düzey komutanların dahi faaliyetlerinden haberdar olmadığı bu yapı, dünyadaki emsalleri gibi çalışmamaktadır. Türkiye’de Özel Harp Dairesi, düşmana PH yapmak, ülkeyi işgalden kurtarmak için organizasyonlar yapmak, savunma planları hazırlamak, ülkeye kasteden düşman ülkeler üzerine askeri bilgiler toplamak gibi faaliyetler yapmaktamıdırlar emin değilim. Ama bu ve benzeri yapıların provakatif pek çok eylemin arkasında olduğu, ölümü sansasyon oluşturacak kimselere suikastler düzenlediği, Türk insanını darbeye hazırlamak için PH faaliyetleri yaptığı, insanımızı kamplaştıracak projelere imza attığı, sivil hükümetlere karşı pek çok darbe ve eylem planı hazırladığı ve bunları icraata koyduğu bilinmektedir. Türkiyenin en karışık dönemlerinde en yetkili isimler (Ecevit, Özal gibi) bu yapıların faaliyetlerinin farkına varmışlar, ama bu yapılarla mücadele edememişlerdir. Hatta liderler bu yapılar tarafından suikasta maruz kalmışlardır.
12 Mart sonrası darbeciler tarafından darbecilikten sorgulanan kurmay albay-yazar, Talat Turhan; 1990 yılında Milliyet gazetesinin kendisiyle yaptığı röportajda Özel Harp Dairesi’nin kuruluşu ve faaliyetleriyle ilgili şunları söylemektedir:
“Sahra Talimnamesi-31'e göre gayrı nizami harp unsurları yerüstü ve yeraltı olmak üzere iki gruptan müteşekkil. Yeraltı grubu, işte bu bahsedilen ve bütün NATO ülkelerinde ortaya çıkarılmaya başlanan örgütün kendisidir. Baktığınız zaman bu örgütün içinde ne var? Köye kadar inmiş bir örgütlenme bu. İstihbarat birimleri, sabotaj birimleri, cinayet birimleri var. Bakınız faaliyetleri arasında neler var? Resmi talimnameden aynen okuyorum: 'Adam öldürme, bombalama, silahlı soygunculuk, işkence, kötürüm haline getirme, adam kaçırmak suretiyle tedhiş ve olayları tahrik, misilleme ve rehinelerin alıkonulması, kundakçılık, sabotaj, propaganda ve yalan haber yayma, zorbalık, şantaj.' Ve yine talimnamede bu örgüt için şöyle bir ayrıcalık var. Yine resmi talimnameden aktarıyorum: 'Bir gayrınizami kuvvetin yeraltı unsurları kaide olarak kanuni statüye sahip değillerdir.'"
"Söz konusu ettiğim ST-31.15 nolu kontrgerilla talimnamesini Kara Kuvvetleri Komutanlığı yayınladı. Girişinde de, o zamanki komutan Ali Keskiner'in imzası var. Anayasal bir ülkede, resmi bir gizli örgüt cinayet işler diye yazarsanız, suçlusunuzdur. Adamı mezardan çıkarıp asarlar. Sadece Kara Kuvvetleri sorumlu olmaz. Devrin Genelkurmay Başkanı Cevdet Sunay da, devrin Başbakanı S. Demirel de bundan sorumludur. Bugün 'vardır-yoktur' diye lafı gevelemekle olmaz bu iş. Olay bu boyutta... ST-31.15 talimnamesinde bir yeraltı örgütü var. O yeraltı örgütünün yapacağı işler arasında adam öldürme de var. Öldürülenin sağcı ya da solcu olması farketmez. Yeter ki cinayet bu örgütün amacına hizmet etsin. Şimdi, devlet içindeki bir örgütün kuramında adam öldürme varsa ve o ülkede faili meçhul siyasi cinayetler işleniyorsa, kuşkunun birinci odağı bu örgüt olur." MİLLİYET, 16 KASIM 1990
Düşmana karşı olağanüstü dönemler için organize olmuş, dış düşmana karşı kurgulanmış bu tür özel birimlerin olması kabul edilebilir. Ne var ki bizde bu tür yapılar dış düşmana karşı değil, millete karşı ve milleti kontrol etmek, devleti milleten korumak ve sivil hükümetlerin etkinliğini kırmak için; militer güçlerin devlet ve toplum üzerindeki etkinliğini sürdürmek için yapılandırılmıştır.
Problem Özel Harp Dairesi gibi yapıların bulunması değildir. Problem, şimdiye kadar bu yapıların milli duyguları istismar edilmiş figüranlar üzerinden millete karşı, demokrasiye karşı, milli iradeye karşı kullanılmasıdır. Bizim Kek Türklerin ve analitik düşünemeyen millici kesimlerin aldandığı nokta burasıdır. Bunlar dünyadaki diğer örneklerinde olduğu gibi bu yapıların devleti, milletin menfeatlerini korumak üzere çalıştığı yanılgısına düşmektedirler.
Peki, özel harekât türü karanlık işlere, eylemlere bulaştırılan yapılar derin yapının neresindedir?
Bu tür yapılar Türkiyedeki derin yapının kurumsal icra organlarıdırlar. Buralara milli duyguları güçlü, ama beyin faaliyetleri zayıf Kara Türklerden subay assubaylar alınır ve bunlara “devlet hizmeti”, “özel görev” vs denerek karışık, karanlık, kanlı eylemler yaptırılır, cinayetler işletilir, provokasyonlar yaptırılır. Bu ekiplerin sivil hayat içinde “Yeşil”, Abdullah Çatlı tarzı kullandığı tetikçiler vardır.
Bu yapılar, ülkenin üzerine karabasan gibi çökmüş derin yapının kirli işlerine bakan kanlı elleridir, asla karar verici, planlayıcı değildirler.
Asrın başında milleti kontrol etmek üzere bazı silahlı kurumları milletin kaderine hâkim kılan ve milli iradeyi bloke etmeyi hedefleyen batı güdümündeki ecnebi-sebatay kesimler bu kurumu sadece bir araç olarak görmektedirler. Derin yapılar silahlı, güçlü bir kurumun sırtından projelerini uygulamaktadırlar, ancak Derin yapının beyni, karargâhı, planlama merkezi bu kurumda değildir. Silahlı kuruma özel özen gösteriliyor, orası steril, kontrol altında tutulmak isteniyorsa da; derin yapının beyni, karargahı sanılanın aksine bu kurumun dışındadır, sivildir.
Savcıların Seferberlik Tetkik Kuruluna yaptığı baskın, veriler silinmiş ve tedbir alınmış olsa dahi demokratikleşme ve şeffaflaşma adına psikolojik eşikleri, engelleri tarumar etmiştir. Cesur savcılar ve hâkimler sayesinde millet ülkedeki bütün karanlık odalara girilebileceğini, herkesin sorgulanabileceğini görmüştür.
Seferberlik Tetkik Kuruluna girilmesi yüz yıldır milletin tepesine tebelleş olmuş derin, kanlı yapıların deşifre edilmesi, çözülmesi adına Ergenekon davasından sonra atılan en önemli adımdır.
Bu yapının toplumun faklı kesimlerinde kullandığı elemanlar, gazeteciler siyasetçiler, vs kozmik odaya girilmesinden çok rahatsız olmuşlar ve “devlet sırları ifşa ediliyor!”, “kurumlar arası savaş var!”, “asker darbe yapmalıdır!” şeklinde çığırtkanlıklar yapmaktadırlar.
Bu kesimlerin asıl endişesi devlet sırlarının ifşası değil, kendilerinin millet aleyhine yaptıkları işbirliğinin ifşa olması ve gerçek yüzlerinin ortaya çıkmasıdır.
Özel Harpçilerin bir başka misyonu da ülke işgale uğradığında halkı ülke savunmasına hazırlamak ve gayrı nizami harple ülkeyi düşman işgalinden kurtarmaktır. Dünyada hemen bütün ülkelerin farklı isimlerde benzer misyona sahip kuvvetleri vardır. Bunlar faklı meslek ve alanlarda çalışan insanlardan oluşan ekiplere, guruplara sahiptirler ve ülkenin bir nevi sigortası, görünmeyen ihtiyati kuvvetidirler. Askelik yapan sivillerden askerlik döneminde göz dolduranlar bu ekibe seçilirler ve sivil hayatta bunlardan yararlanılır. Belli aralıklarla eğitimler verilir. Yani Özel Harp Dairesinin siviller içinde uzantıları vardır.
Buraya kadar anlattıklarım özel harp dairesinin normal, olması gereken özellikleridir. Pek çok vatandaş; “Ordumuz tabiî ki bu tür bir örgütlenme içinde olacak! Milletimizi savaş dönemlerinde, işgal zamanlarında korumak ve kurtarmak için çalışacak! Bunda yadırganacak ne var?” diyebilir.
Ama bizdeki Özel Harp Dairesi veya Seferberlik Tetkiki Kurulu veya farklı dönemlerde farklı isimler alan bu organizasyonlar çok farklı misyona sahiptir. Bu tür örgütlenmeler milletiyle problemi olmayan, sinirleri ele geçirilmemiş ülkelerde, milleti ve ülkeyi dış düşmana karşı korumak ve düşman güçlere karşı milleti örgütlemek ve toplumun dinamiklerini düşmana karşı harekete geçirmek gibi amaçlar güderler. Milli bir devlet yapılanmasına ve milletle barışık sivil-askeri bürokrasiye sahip ülkelerde bu tür yapılanmalar yararlıdır.
İşte bizdeki problem tamda burada başlamaktadır. Zira başta silahlı güçler olmak üzere asrın başında devletin önemli aygıtları milleti korumak değil, “kontrol etmek”, “gütmek” ve “terbiye etmek” üzere yapılandırılmıştır. Tek Parti dönemi boyunca milletin kontrolü sivil-askeri bütün devlet birimlerinin işbirliğiyle sağlanmıştır. Demokrat Parti iktidarından sonra sivil bürokraside ve siyasette millet lehine değişiklikler olunca ve sivil alan tam kontrol edilemeyince toplumu yönlendiren ve milleti kontrol eden araçlar silahlı güçler içine yerleştirilmiş, oradan misyon görmeye başlamıştır. Devlet ve toplum başlangıçta kurgulanan ve planlanan çizgiden her kaydığında Özel Harp Dairesi’nin katkılarıyla ve askeri müdahalelerle yeniden istenilen çizgiye çekilmiştir.
Her ne kadar Özel Harp Dairesinin NATO sonrası kurulduğu ifade edilmekte ise de, milleti kontrole ve yönlendirmeye yönelik derin-karanlık-yasadışı işlere imza atan kurum ve kuruluşlar devletin organlarının bir gurup ecnebi azgın azınlık tarafından ele geçirildiği 1908 ihtilaline kadar gider. Bu tarihten itibaren Türkçü ve İttihatçı zarfı altında ecnebilerin ele geçirdiği devletin içine gizli, gayrı milli, karanlık örgütler, infaz ekipleri, provakasyon merkezleri kurulmuştu. NATO’ya gireceğimiz ve çok partili döneme geçeceğimiz zamana kadar bu tür faaliyetler gizleme ihtiyacı duyamadan, devletin görünür organları eliyle de yapılabilmekteydi. Millet asla kale alınmıyordu, yönetimde milletten kopuk homojen bir yapı bulunmaktaydı. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yeni müttefikimiz ABD’nin talimatları doğrultusunda çok partili hayata geçildi ve bu karanlık örgütler, organizayonlar daha örtülü ve silahlı kuvvetler odaklı hale getirildi. Zira çok partili hayata geçildikten sonra sivil bürokrasi daha güvensiz ve kontrolsüz hale gelmişti. NATO’ya girişimiz ve çok partili siyasal hayata geçişimiz aynı zamanda derin devletin el değiştirdiği bir dönemdir. Osmanlı sonrası Ortadoğu’yu yapılandıran ve Türkiye’deki devleti ve derin devleti inşa eden ingiltere, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ligden düşmüş ve coğrafyamızın ve Türkiye’nin patronajını ABD’ye bırakmıştır. İşte NATO’ya girişimiz bu el değiştirmenin, yani İngiltere güdümünden yine Anglasakson olan ABD güdümüne girdiğimiz tarihtir.
İkinci Dünya Savaşı sonrası dünyadaki dengeler değişmiş, Avrupa ve Atlantik yeniden yapılandırılmaya başlanmıştır. Sovyetlerin ve Demirperde bloğunun dünyada önemli bir aktör haline geldiği bu dönemde, ABD liderliğindeki batı kulübü dünyada demokratik yönetimleri ve çok partili hayatı teşvik etmiştir. Bu dönemde batı kulübünde veya ittifakında bulunan ülkelere yoğun bir komünizm korkusu pompalanmış ve bu gerekçe üzerinden müttefik ülkelere komünizmle mücadele için gladyo türü paramiliter derin yapılar oluşturulmuştur. Türkiyenin demokratikleşmesi batı kulübünün bu genel stratejisinin gereği olmuştur. Ülke ABD ve NATO etkisine girdikten sonra derin yapılar-paramiliter guruplar yeniden düzenlenmiş ve sistematize edilmiştir.
Bizdeki derin devlet ve özel harp türü yapılar NATO çerçevesinde batıda kurulanlardan farklıdır. Batı ülkelerindeki Gladyo türü yapılar, komünizme kaymayı engellemeyi ve mevcut yönetimleri NATO çerçevesinde maniple etmeyi hedefliyordu. Bizdeki derin yapılar ve onun karanlık kirli elleri ise bizzat milleti ve medeniyetimizi hedef almaktaydı. Batı güdümündeki azgın azınlığın devlet, kurumlar ve toplum üzerindeki gayrı milli hakimiyetini sürdürmeyi amaçlamaktaydı.
Çok partili hayata geçildikten sonra, asrın başında ülkenin sinirlerine konuşlandırılan derin ecnebi yapılar daha örtülü ve kamufleli hale getirilmiştir. 1952 yılında dönemin Yüksek Savunma Kurulu'nun kararıyla ve ABD’nin desteğiyle Milli Avcı Birlikleri kurulmuş, birliğin temel eğitimi ve teçhizatı A.B.D.den karşılanmıştır. İlerleyen zaman içerisinde Milli Avcı Birlikleri, Seferberlik Tetkik Kurulu-Özel Harp Dairesi-Özel Kuvvetler Komutanlığı adlarını almıştır.
Bu yapı, yani Özel Harp Dairesi en seçme askerleri ve istihbaratçıları bünyesine alarak bunlara gerilla eğitimi dahil her türlü eğitimi verir. TSK’nın kurumsal yapısından ayrı tutulan ve özel ihtimam gösterilen, herkesin alınmadığı, üst düzey komutanların dahi faaliyetlerinden haberdar olmadığı bu yapı, dünyadaki emsalleri gibi çalışmamaktadır. Türkiye’de Özel Harp Dairesi, düşmana PH yapmak, ülkeyi işgalden kurtarmak için organizasyonlar yapmak, savunma planları hazırlamak, ülkeye kasteden düşman ülkeler üzerine askeri bilgiler toplamak gibi faaliyetler yapmaktamıdırlar emin değilim. Ama bu ve benzeri yapıların provakatif pek çok eylemin arkasında olduğu, ölümü sansasyon oluşturacak kimselere suikastler düzenlediği, Türk insanını darbeye hazırlamak için PH faaliyetleri yaptığı, insanımızı kamplaştıracak projelere imza attığı, sivil hükümetlere karşı pek çok darbe ve eylem planı hazırladığı ve bunları icraata koyduğu bilinmektedir. Türkiyenin en karışık dönemlerinde en yetkili isimler (Ecevit, Özal gibi) bu yapıların faaliyetlerinin farkına varmışlar, ama bu yapılarla mücadele edememişlerdir. Hatta liderler bu yapılar tarafından suikasta maruz kalmışlardır.
12 Mart sonrası darbeciler tarafından darbecilikten sorgulanan kurmay albay-yazar, Talat Turhan; 1990 yılında Milliyet gazetesinin kendisiyle yaptığı röportajda Özel Harp Dairesi’nin kuruluşu ve faaliyetleriyle ilgili şunları söylemektedir:
“Sahra Talimnamesi-31'e göre gayrı nizami harp unsurları yerüstü ve yeraltı olmak üzere iki gruptan müteşekkil. Yeraltı grubu, işte bu bahsedilen ve bütün NATO ülkelerinde ortaya çıkarılmaya başlanan örgütün kendisidir. Baktığınız zaman bu örgütün içinde ne var? Köye kadar inmiş bir örgütlenme bu. İstihbarat birimleri, sabotaj birimleri, cinayet birimleri var. Bakınız faaliyetleri arasında neler var? Resmi talimnameden aynen okuyorum: 'Adam öldürme, bombalama, silahlı soygunculuk, işkence, kötürüm haline getirme, adam kaçırmak suretiyle tedhiş ve olayları tahrik, misilleme ve rehinelerin alıkonulması, kundakçılık, sabotaj, propaganda ve yalan haber yayma, zorbalık, şantaj.' Ve yine talimnamede bu örgüt için şöyle bir ayrıcalık var. Yine resmi talimnameden aktarıyorum: 'Bir gayrınizami kuvvetin yeraltı unsurları kaide olarak kanuni statüye sahip değillerdir.'"
"Söz konusu ettiğim ST-31.15 nolu kontrgerilla talimnamesini Kara Kuvvetleri Komutanlığı yayınladı. Girişinde de, o zamanki komutan Ali Keskiner'in imzası var. Anayasal bir ülkede, resmi bir gizli örgüt cinayet işler diye yazarsanız, suçlusunuzdur. Adamı mezardan çıkarıp asarlar. Sadece Kara Kuvvetleri sorumlu olmaz. Devrin Genelkurmay Başkanı Cevdet Sunay da, devrin Başbakanı S. Demirel de bundan sorumludur. Bugün 'vardır-yoktur' diye lafı gevelemekle olmaz bu iş. Olay bu boyutta... ST-31.15 talimnamesinde bir yeraltı örgütü var. O yeraltı örgütünün yapacağı işler arasında adam öldürme de var. Öldürülenin sağcı ya da solcu olması farketmez. Yeter ki cinayet bu örgütün amacına hizmet etsin. Şimdi, devlet içindeki bir örgütün kuramında adam öldürme varsa ve o ülkede faili meçhul siyasi cinayetler işleniyorsa, kuşkunun birinci odağı bu örgüt olur." MİLLİYET, 16 KASIM 1990
Düşmana karşı olağanüstü dönemler için organize olmuş, dış düşmana karşı kurgulanmış bu tür özel birimlerin olması kabul edilebilir. Ne var ki bizde bu tür yapılar dış düşmana karşı değil, millete karşı ve milleti kontrol etmek, devleti milleten korumak ve sivil hükümetlerin etkinliğini kırmak için; militer güçlerin devlet ve toplum üzerindeki etkinliğini sürdürmek için yapılandırılmıştır.
Problem Özel Harp Dairesi gibi yapıların bulunması değildir. Problem, şimdiye kadar bu yapıların milli duyguları istismar edilmiş figüranlar üzerinden millete karşı, demokrasiye karşı, milli iradeye karşı kullanılmasıdır. Bizim Kek Türklerin ve analitik düşünemeyen millici kesimlerin aldandığı nokta burasıdır. Bunlar dünyadaki diğer örneklerinde olduğu gibi bu yapıların devleti, milletin menfeatlerini korumak üzere çalıştığı yanılgısına düşmektedirler.
Peki, özel harekât türü karanlık işlere, eylemlere bulaştırılan yapılar derin yapının neresindedir?
Bu tür yapılar Türkiyedeki derin yapının kurumsal icra organlarıdırlar. Buralara milli duyguları güçlü, ama beyin faaliyetleri zayıf Kara Türklerden subay assubaylar alınır ve bunlara “devlet hizmeti”, “özel görev” vs denerek karışık, karanlık, kanlı eylemler yaptırılır, cinayetler işletilir, provokasyonlar yaptırılır. Bu ekiplerin sivil hayat içinde “Yeşil”, Abdullah Çatlı tarzı kullandığı tetikçiler vardır.
Bu yapılar, ülkenin üzerine karabasan gibi çökmüş derin yapının kirli işlerine bakan kanlı elleridir, asla karar verici, planlayıcı değildirler.
Asrın başında milleti kontrol etmek üzere bazı silahlı kurumları milletin kaderine hâkim kılan ve milli iradeyi bloke etmeyi hedefleyen batı güdümündeki ecnebi-sebatay kesimler bu kurumu sadece bir araç olarak görmektedirler. Derin yapılar silahlı, güçlü bir kurumun sırtından projelerini uygulamaktadırlar, ancak Derin yapının beyni, karargâhı, planlama merkezi bu kurumda değildir. Silahlı kuruma özel özen gösteriliyor, orası steril, kontrol altında tutulmak isteniyorsa da; derin yapının beyni, karargahı sanılanın aksine bu kurumun dışındadır, sivildir.
Savcıların Seferberlik Tetkik Kuruluna yaptığı baskın, veriler silinmiş ve tedbir alınmış olsa dahi demokratikleşme ve şeffaflaşma adına psikolojik eşikleri, engelleri tarumar etmiştir. Cesur savcılar ve hâkimler sayesinde millet ülkedeki bütün karanlık odalara girilebileceğini, herkesin sorgulanabileceğini görmüştür.
Seferberlik Tetkik Kuruluna girilmesi yüz yıldır milletin tepesine tebelleş olmuş derin, kanlı yapıların deşifre edilmesi, çözülmesi adına Ergenekon davasından sonra atılan en önemli adımdır.
Bu yapının toplumun faklı kesimlerinde kullandığı elemanlar, gazeteciler siyasetçiler, vs kozmik odaya girilmesinden çok rahatsız olmuşlar ve “devlet sırları ifşa ediliyor!”, “kurumlar arası savaş var!”, “asker darbe yapmalıdır!” şeklinde çığırtkanlıklar yapmaktadırlar.
Bu kesimlerin asıl endişesi devlet sırlarının ifşası değil, kendilerinin millet aleyhine yaptıkları işbirliğinin ifşa olması ve gerçek yüzlerinin ortaya çıkmasıdır.
16 Aralık 2009 Çarşamba
'Kürt Meselesi'nin Kurbanları
Türkiye, ne zaman Kürt meselesi ile ilgili çözüm arayışlarına girse süreç kanlı eylemlerle kesiliyor. Oysa bu 'kurgulanmış kavga'da pek çok değerimizi yitirdik.
Türkiye, ne zaman Kürt meselesi ile ilgili köklü çözüm arayışlarına girse süreç kanlı eylemler ve provokasyonlarla kesiliyor. Son günlerde yaşadığımız olaylar yine aynı oyunun tezgâhlandığını gösteriyor.
Geçmişten ders alınmamış olacak ki, silahlar, bıçaklar, sopalar ellerde yine bazı gruplar sokaklarda. Oysa bu 'kurgulanmış kavga'da pek çok değerimizi yitirdik.
Geçmişe baktığımızda Turgut Özal'dan Eşref Bitlis'e, Adnan Kahveci'den Uğur Mumcu'ya ve adını sayamayacağımız binlerce masum vatandaşımızı bu uğurda feda ettiğimizi görebiliriz. 'Derin Devlet'in işi olarak görülen cinayetlerin zamanlamasının Kürt meselesinin konuşulduğu dönemlere denk geldiği de... Kaybedilen isimlerin tamamı bu haftaki Aksiyon Dergisi'nde yer aldı.
Dergi, kapak dosyasında Kürt meselesine siyasi ve demokratik çözümün konuşulmaya başladığı 1990 yılından itibaren süreci irdeleyen bir analiz yayımladı. Çarpıcı bilgiler içeren analizde yapılan suikastlar ve provokasyonlar irdeleniyor. Kürt meselesi ile doğrudan ya da dolaylı olarak ilişkilendirilen kanlı olaylarda bir çok önemli isim ortadan kaldırılmış.
İşte o isimler:
Eski MİT Müsteşar Yardımcısı Hiram Abas: 26 Eylül 1990'da ilk sivil MİT Müsteşarı olma hayaline kavuşamadan öldürüldü. Özal'a yakınlığıyla bilinen Abas, Kürt meselesinin sivil çözümünden yanaydı.
Başbakanlık Başmüşaviri emekli Korgeneral Hulusi Sayın: 30 Ocak 1991'de öldürüldü. 1989 yılına kadar OHAL Asayiş Birlikleri Kolordu Komutanlığı görevinde bulunan Sayın, Kürt meselesinin sadece askeri yöntemlerle çözülemeyeceğini savunuyordu.
HEP Diyarbakır İl Başkanı Vedat Aydın: 5 Temmuz 1991'de polis kimlikli kişiler tarafından alınarak öldürüldü. Cenazesinde de kalabalığın üzerine ateş açıldı, Diyarbakır savaş alanına döndü. JİTEM adının karıştığı bu cinayet Kürt sorunundaki en büyük provokasyonlardan biri olarak görülüyor.
ANAP Milletvekili Adnan Kahveci: Mayıs 1992'de Özal'a sunduğu Kürt raporunda: "Askeri çözümle hiçbir ülke çözüme ulaşamamıştır." ifadelerini kullandı. Kahveci bir yıl sonra şüpheli bir trafik kazasında hayatını kaybetti.
72 yaşındaki Yazar Musa Anter: 20 Eylül 1992'de Diyarbakır'da öldürüldü.
Gazeteci Uğur Mumcu: 24 Ocak 1993 tarihinde uğradığı bombalı saldırı sonucu öldürüldü. Öldürülmeden önce PKK-Devlet ilişkisini irdeleyen bir kitap üzerinde çalışıyordu.
Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis: 17 Şubat 1993'te şüpheli bir uçak kazasında hayatını kaybetti. Bitlis vefatından bir hafta önce Suriye, İran ve Irak dışişleri bakanlarıyla PKK'nın bitirilmesi için görüşmeler yapmıştı.
Cumhurbaşkanı Turgut Özal: 17 Nisan 1993'te vefat etti. Eşi Semra Özal hala eşinin öldürüldüğünü savunuyor. Özal'ın ölümü Kürt meselesini çözme çabaları ile ilişkilendiriliyor.
HEP kurucularından Mardin Milletvekili Mehmet Sincar: 4 Eylül 1993'te faili meçhul cinayetleri araştırmak için gittiği Batman'da öldürüldü.
Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Bahtiyar Aydın: 22 Ekim 1993 tarihinde Lice Tugay Komutanlığı bahçesinde alnından vurularak öldürüldü. PKK terör örgütü çok sansasyonel bir eylem olmasına rağmen Bahtiyar Aydın cinayetini hiçbir zaman üstlenmedi.
Jandarma İstihbarat Astsubayı Hüseyin Oğuz: yıllar sonra yaptığı açıklamada Aydın cinayetinin arkasında JİTEM olduğunu söyledi. Aydın, Kürt sorunun sadece askeri yöntemlerle çözülemeyeceğini savunuyordu.
Eski Diyarbakır JİTEM Grup Komutanı emekli binbaşı Ahmet Cem Ersever: Duruşma için gittiği Ankara'da öldürüldü. Cesedi 4 Kasım 1993'te bulundu. PKK'yla mücadele adına yapılan kanunsuzlukları ve uyuşturucu ticareti gibi yasa dışı faaliyetleri mahkemede açıklayacağını söylemişti.
Behçet Cantürk: 24 Ocak 1994'te öldürüldü. Bu tarih, dönemin Başbakanı Tansu Çiller'in "Elimizde PKK'ya yardım eden Kürt işadamlarının listesi var, hesap soracağız" açıklamasından sonraya rastlıyor. Bu süreçte Savaş Buldan, Hacı Karay'ın da içinde bulunduğu pek çok işadamı infaz edildi.
Gazeteci Metin Göktepe: 8 Ocak 1996'da öldürüldü.
Sabancı Holding Yönetim Kurulu üyesi Özdemir Sabancı, Haluk Görgün ve Nilgün Hasefe: 9 Ocak 1996'da Sabancı Center'ın 25. katında susturucu takılmış tabancayla öldürüldüler. Sabancı Grubu'nun1995'te Kürt Sorunu üzerine hazırlattığı raporda "Bu sorunu sadece fabrika kurarak çözemeyiz." deniliyordu.
Diyarbakır Emniyet Müdürü Ali Gaffar Okan: 24 Ocak 2001'de uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını yitirdi. Halkla kurduğu güçlü bağ ve Hizbullah, JİTEM gibi güçlere karşı başlattığı mücadele ile ön plana çıkmıştı.
Eski HADEP genel başkanlarından Hikmet Fidan: 6 Temmuz 2005 tarihinde Diyarbakır'da öldürüldü. PKK'nın eylemlerini eleştiriyordu.
Türkiye, ne zaman Kürt meselesi ile ilgili köklü çözüm arayışlarına girse süreç kanlı eylemler ve provokasyonlarla kesiliyor. Son günlerde yaşadığımız olaylar yine aynı oyunun tezgâhlandığını gösteriyor.
Geçmişten ders alınmamış olacak ki, silahlar, bıçaklar, sopalar ellerde yine bazı gruplar sokaklarda. Oysa bu 'kurgulanmış kavga'da pek çok değerimizi yitirdik.
Geçmişe baktığımızda Turgut Özal'dan Eşref Bitlis'e, Adnan Kahveci'den Uğur Mumcu'ya ve adını sayamayacağımız binlerce masum vatandaşımızı bu uğurda feda ettiğimizi görebiliriz. 'Derin Devlet'in işi olarak görülen cinayetlerin zamanlamasının Kürt meselesinin konuşulduğu dönemlere denk geldiği de... Kaybedilen isimlerin tamamı bu haftaki Aksiyon Dergisi'nde yer aldı.
Dergi, kapak dosyasında Kürt meselesine siyasi ve demokratik çözümün konuşulmaya başladığı 1990 yılından itibaren süreci irdeleyen bir analiz yayımladı. Çarpıcı bilgiler içeren analizde yapılan suikastlar ve provokasyonlar irdeleniyor. Kürt meselesi ile doğrudan ya da dolaylı olarak ilişkilendirilen kanlı olaylarda bir çok önemli isim ortadan kaldırılmış.
İşte o isimler:
Eski MİT Müsteşar Yardımcısı Hiram Abas: 26 Eylül 1990'da ilk sivil MİT Müsteşarı olma hayaline kavuşamadan öldürüldü. Özal'a yakınlığıyla bilinen Abas, Kürt meselesinin sivil çözümünden yanaydı.
Başbakanlık Başmüşaviri emekli Korgeneral Hulusi Sayın: 30 Ocak 1991'de öldürüldü. 1989 yılına kadar OHAL Asayiş Birlikleri Kolordu Komutanlığı görevinde bulunan Sayın, Kürt meselesinin sadece askeri yöntemlerle çözülemeyeceğini savunuyordu.
HEP Diyarbakır İl Başkanı Vedat Aydın: 5 Temmuz 1991'de polis kimlikli kişiler tarafından alınarak öldürüldü. Cenazesinde de kalabalığın üzerine ateş açıldı, Diyarbakır savaş alanına döndü. JİTEM adının karıştığı bu cinayet Kürt sorunundaki en büyük provokasyonlardan biri olarak görülüyor.
ANAP Milletvekili Adnan Kahveci: Mayıs 1992'de Özal'a sunduğu Kürt raporunda: "Askeri çözümle hiçbir ülke çözüme ulaşamamıştır." ifadelerini kullandı. Kahveci bir yıl sonra şüpheli bir trafik kazasında hayatını kaybetti.
72 yaşındaki Yazar Musa Anter: 20 Eylül 1992'de Diyarbakır'da öldürüldü.
Gazeteci Uğur Mumcu: 24 Ocak 1993 tarihinde uğradığı bombalı saldırı sonucu öldürüldü. Öldürülmeden önce PKK-Devlet ilişkisini irdeleyen bir kitap üzerinde çalışıyordu.
Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis: 17 Şubat 1993'te şüpheli bir uçak kazasında hayatını kaybetti. Bitlis vefatından bir hafta önce Suriye, İran ve Irak dışişleri bakanlarıyla PKK'nın bitirilmesi için görüşmeler yapmıştı.
Cumhurbaşkanı Turgut Özal: 17 Nisan 1993'te vefat etti. Eşi Semra Özal hala eşinin öldürüldüğünü savunuyor. Özal'ın ölümü Kürt meselesini çözme çabaları ile ilişkilendiriliyor.
HEP kurucularından Mardin Milletvekili Mehmet Sincar: 4 Eylül 1993'te faili meçhul cinayetleri araştırmak için gittiği Batman'da öldürüldü.
Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Bahtiyar Aydın: 22 Ekim 1993 tarihinde Lice Tugay Komutanlığı bahçesinde alnından vurularak öldürüldü. PKK terör örgütü çok sansasyonel bir eylem olmasına rağmen Bahtiyar Aydın cinayetini hiçbir zaman üstlenmedi.
Jandarma İstihbarat Astsubayı Hüseyin Oğuz: yıllar sonra yaptığı açıklamada Aydın cinayetinin arkasında JİTEM olduğunu söyledi. Aydın, Kürt sorunun sadece askeri yöntemlerle çözülemeyeceğini savunuyordu.
Eski Diyarbakır JİTEM Grup Komutanı emekli binbaşı Ahmet Cem Ersever: Duruşma için gittiği Ankara'da öldürüldü. Cesedi 4 Kasım 1993'te bulundu. PKK'yla mücadele adına yapılan kanunsuzlukları ve uyuşturucu ticareti gibi yasa dışı faaliyetleri mahkemede açıklayacağını söylemişti.
Behçet Cantürk: 24 Ocak 1994'te öldürüldü. Bu tarih, dönemin Başbakanı Tansu Çiller'in "Elimizde PKK'ya yardım eden Kürt işadamlarının listesi var, hesap soracağız" açıklamasından sonraya rastlıyor. Bu süreçte Savaş Buldan, Hacı Karay'ın da içinde bulunduğu pek çok işadamı infaz edildi.
Gazeteci Metin Göktepe: 8 Ocak 1996'da öldürüldü.
Sabancı Holding Yönetim Kurulu üyesi Özdemir Sabancı, Haluk Görgün ve Nilgün Hasefe: 9 Ocak 1996'da Sabancı Center'ın 25. katında susturucu takılmış tabancayla öldürüldüler. Sabancı Grubu'nun1995'te Kürt Sorunu üzerine hazırlattığı raporda "Bu sorunu sadece fabrika kurarak çözemeyiz." deniliyordu.
Diyarbakır Emniyet Müdürü Ali Gaffar Okan: 24 Ocak 2001'de uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını yitirdi. Halkla kurduğu güçlü bağ ve Hizbullah, JİTEM gibi güçlere karşı başlattığı mücadele ile ön plana çıkmıştı.
Eski HADEP genel başkanlarından Hikmet Fidan: 6 Temmuz 2005 tarihinde Diyarbakır'da öldürüldü. PKK'nın eylemlerini eleştiriyordu.
Çözüm İstemeyen Derin Yapı!!!
“Ne zaman kuvvet komutanları ifadeye çağırıldı bu olaylar patladı, ne zaman derin yapı ile KCK arasındaki bağ bulunmaya çalışıldı o zaman bu olaylar hızlandı”
Polis Akademisi Öğretim Görevlisi ve Taraf Gazetesi yazarı Önder Aytaç, terör örgütü lideri Abdullah Öcalan’ın Siyasal Bilgiler Fakültesi yıllarından başlayaraktan derin yapı ile ilişkiye girdiğini ve PKK’nın kurulma sürecini beraber başlattıklarını ifade etti.
KCK soruşturmasının durdurulmasına da değinen Aytaç, “Eğer KCK soruşturması devam ettirilse idi bugün yaşadığımız bu problemleri yaşamıyor olacaktık. Çünkü failler bulunup cezalandırılmış olacaktı” dedi.
Ayrıca KCK’nın şehirlerde gerçekleştirdiği eylemlerin arkasındaki isim olarak ifade ettiği Sabri Ok’a seslenen Aytaç, “Kürt gençlerinden elini çek” dedi. Sabri Ok’un kürt gençlerinin ölmesinden zevk aldığını söyledi.
“Ne zaman kuvvet komutanları ifadeye çağırıldı bu olaylar patladı. Ne zaman Ergenekon’a karşı operasyonlar hızlandı PKK eylemleri arttı. Ne zaman derin yapı ile KCK arasındaki bağ bulunmaya çalışıldı o zaman bu olaylar hızlandı” diyen Aytaç, kürt sorunun çözülmesini istemeyen bir derin yapının olduğunu ifade etti.
Polis Akademisi Öğretim Görevlisi ve Taraf Gazetesi yazarı Önder Aytaç, terör örgütü lideri Abdullah Öcalan’ın Siyasal Bilgiler Fakültesi yıllarından başlayaraktan derin yapı ile ilişkiye girdiğini ve PKK’nın kurulma sürecini beraber başlattıklarını ifade etti.
KCK soruşturmasının durdurulmasına da değinen Aytaç, “Eğer KCK soruşturması devam ettirilse idi bugün yaşadığımız bu problemleri yaşamıyor olacaktık. Çünkü failler bulunup cezalandırılmış olacaktı” dedi.
Ayrıca KCK’nın şehirlerde gerçekleştirdiği eylemlerin arkasındaki isim olarak ifade ettiği Sabri Ok’a seslenen Aytaç, “Kürt gençlerinden elini çek” dedi. Sabri Ok’un kürt gençlerinin ölmesinden zevk aldığını söyledi.
“Ne zaman kuvvet komutanları ifadeye çağırıldı bu olaylar patladı. Ne zaman Ergenekon’a karşı operasyonlar hızlandı PKK eylemleri arttı. Ne zaman derin yapı ile KCK arasındaki bağ bulunmaya çalışıldı o zaman bu olaylar hızlandı” diyen Aytaç, kürt sorunun çözülmesini istemeyen bir derin yapının olduğunu ifade etti.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Kategoriler
- Kişiler (44)
- Terör Örgütleri (5)
Mustafa Kemal ATATÜRK