31 Aralık 2009 Perşembe

ÖZEL HARP'İN GİZLİ BELGELERİ

Ergenekon sanığı Emek'in evinde bulunan belgeler, Arınç'a suikast iddialarının ardından günlerdir arama yapılan Seferberlik Tetkik Kurulu'nun hem askerleri hem de sivilleri fişlediğini ortaya koyuyor.

“Kendisine gösterilen belgenin PKK terör örgütü, DHKP/C, TİKKO, Nakşibendi ve benzeri grup ve örgütlere yönelik istihbari bilgiler doğrultusunda yapılan bir çalışma olduğunu, tamamen görevli olduğu süre içersinde yaptığı görevlerden birisi olduğunu, yine kendisine gösterilen dokümanın kendisine bağlı görevlilerin yapmış olduğu çalışmalarla ilgili raporlar olduğunu, çalışması sırasındaki rutin görevlerden birisi olduğunu (söyledi).”
Eskişehir’de silah ve mühimmatla yakalanan Özel Kuvvetler Komutanlığı’ndan (ÖKK) emekli Fikret Emek’in, evinde ele geçirilen 914 kişiyle ilgili fişleme dokümanı için Ergenekon savcısına verdiği ifade tutanaklara böyle geçti.
Emek’in ÖKK’de görev yaptığı sırada, muhtemelen hazırlanmasına da katkıda bulunduğu fişleme çalışmaları, sadece sıradan insanlar hakkında tutulan kayıtlardan ibaret değil. Emek’ten elde edilen başka bir belge, fişleme çalışmasının bizzat Türk Silahlı Kuvvetleri personeline yönelik olarak da yürütüldüğünü gösteriyor. 1. Ergenekon iddianamesinin eklerinde bulunan o belgde bazı askerler hakkında, ‘Alevi’, ‘Kürt’, ‘alkolik’, ‘pornocu’ gibi tanımlamalar var.

‘Vatana hizmet için!’
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın evinin çevresinde bir binbaşı ile bir albayın gözaltına alınmasının ardından başlayan tartışma her geçen gün daha da alevleniyor. Gözaltına alınan iki subayın görev yaptığı Seferberlik Tetkik Kurulu’nda (STK) yeni gözaltıların ardından aramalar devam ederken, kurulun yetkilerinin sınırlarının ne olduğu da tartışılıyor. STK’nın faliyetlerinin iddia edildiği gibi ‘olası bir düşman işgali’ne karşı alınması gereken tedbirlerle sınırlı olmadığı, kurulda 1996 - 2004 arasında görev yapan Fikret Emek’ten elde edilen belgeler sayesinde aleniyet kazanmış durumda. ‘Rutin görev’ kapsamında sıradan insanların ve ordu mensuplarını fişlendiği, malulen emekli olduktan sonra evine götürdüğü belgeler sayesinde anlaşılan Emek, kendi ifadesine göre 1995 yılında bir çatışmada ağır yaralanıp bir buçuk yıl tedavi gördükten sonra STK’da görev yapmaya başlamış. Emek’in taburcu olduktan sonra yaptığı görevlere ilişkin verdiği ifade tutanağa şöyle yansımıştı:
“Hastaneden çıktıktan sonra nekahat devresi hitamı gazi olarak emekli olabileceği halde vatanına hizmet için görevine devam etmeyi düşündüğünü, bunun üzerine 1996-1999 Muğla STK bölge başkanlığında çalıştığını, 1999-2001 Kars Seferberlik Tetkik Kurulu Başkanlığı’nda çalıştığını, 2001-2004 Genelkurmay Başkanlığı Özel Kuvvetler Komutanlığı Muharebe Arama Kurtarma (MAK) Alay Komutanlığı İstihbarat ve İKK Şube Müdürü olarak binbaşı rütbesinde görev yaptığını, 24 Ağustos 2004 tarihinde vazife malulü gazi statüsünde ordudan emekli olduğunu (söyledi).”

Anne evinde cephane
Fikret Emek’in Eskişehir’deki annesinin evinde 26 Haziran 2006 tarihinde arama yapılmış, bir adet Kalaşnikof marka otomatik silah, bir adet Kanas marka silah ve dürbünü, bir adet 7.65 mm çapında Lama marka tabanca ve susturucusu, bir adet el yapımı kesik eski tüfek, çeşitli çap ve markalarda fişekler, 12 adet savunma ve taarruz tipi el bombası, tahrip gücü çok yüksek C - 3 plastik patlayıcı, TNT ve tahrip kalıpları bulunmuştu. Emek’in Eskişehir’deki annesinin evinde ve Ankara’daki evinde yapılan aramada askeri mühimmatın yanı sıra çok miktarda doküman da ele geçirilmişti. İşte bu dökümanlar arasında halka yönelik fişleme kayıtları, Ergenekon’un 1. İddianame ekleri arasındaki 19. klasörde yer alıyor. Emek’ten elde edilen askere yönelik fişleme kayıtları ise, 316 nolu klasörden çıkan 27 sayfalık dökümanda.

İşyeri ve derneklere alfabetik nizam
Seferberlik Tetkik Kurulu’ndan emekli Ergenekon tutuklusu Fikret Emek’te bulunan ikisi yedişer, üçüncüsü ise 10 sayfalık üç fişleme çizelgesine, bakkallardan, büyük mağaza zincirlerinin ortaklarına kadar yüzlerce kişi dahil edilmiş. Listelerde öğrenci dernekleri, kültür dernekleri ve bazı sivil toplum örgütleri ile CHP’li bir belediye başkanı var. Bu fişleme kayıtları, Ergenekon iddianamesinin ek belgeleri arasında 19 numaralı klasörün içinde. Bu belgeler, ‘olası düşman işgali’ne karşı hazırlık yürütmesi beklenen Seferberlik Tetkik Kurulu’nun rutin görevleri arasına halkın fişlenmesini de dahil ettiğini açıkça gösteriyor. Bu belgelerden biri ‘İstanbul ilindeki ilçelere göre BTÖ (Bölücü Terör Örgütü) ve aşırı sol örgütlerle ilişkili kuruluşlar’ başlığını taşıyor.

Fişlenenlerin sayısı 914
Belgede, İstanbul’un semtlerinde alfabetik sıralamayla yapılan fişleme çalışmalarının dökümü var. Örneğin Avcılar’daki iki yasal dernekten birinin karşısında DHKP/C, TİKKO diğerinin karşısında MLKP, DHKP/C yazılı. İlk listede 366 kişi ve kuruluşa dair fişleme kayıtları var. İkinci ve üçüncü listelerde semtler alfabetik sıraya göre dizili değil. Bu iki fişleme listesi, aşırı sol örgütler ve PKK’nın yanı sıra semtlerde tarikat örgütlenmeleri içinde olduğu iddia edilen kişileri de kapsıyor. ‘İlçelere göre örgüt, tarikat, cemaatlerle ilişkili kişi ve kuruluşlar’ başlığını taşıyan EK-C listesinde 265 kişi ve kuruluş hakkında fişleme kayıtları var. Aynı başlığı taşıyan, ‘gizli’ ibareli EK-Ç listesi incelendiğinde ise, 283 kişi ve kuruluşun daha fişlendiği anlaşılıyor. Üç liste fişlenen kişi ve kurumların sayısı 914. Listelerde İstanbul’un tüm semtlerindeki, yemek fabrikası, mobilya mağazası, tekstil atölyesi, kimya fabrikası, oto galerileri, pastane, market, lokanta, fırın, kahvehane, bar, temizlik fabrikası, konfeksiyon mağazası, yapı malzemeleri gibi işletmelerin sahiplerinin yanı sıra, berberler, bakkallar, avukatlar, doktorlar, politikacılar, sendikacılar ve CHP’li bir belediye başkanı da var. Fişleme belgelerine göre, Tuncelili olan ve çeşitli vakıfların üyesi olan bu belediye başkanı için ‘PKK’lı denilmiş. Listeye alınan ve PKK’lı diye fişlenenler arasında bir de ‘öğretmen eşi’ var.

Sivil kuruluşlara yafta
İstihbarat görevlileri, sivil toplum örgütlerini ve kurumları da tek tek DHKP/C, Dev-Yol, PKK, MLKP, TİKKO, Ekim, Aşırı Solcu, Nurcu, Süleymancı, Kadiri grubu, Celvetiye, Milli Görüş, İrtica, Menzil, Nakşibendi, Vahdet grubu, Med-Zehra, Tekfir adları altında tek tek sınıflandırmışlar. Fişlenenler arasında, spor kulüpleri, kültür merkezleri, şoför dernekleri, tutuklu yakınlarının kurduğu dernekler, çeşitli üniversitelerin öğrenci dernekleri, öğrenci yurtları, apartman ve site yönetimleri, yöresel dernekler, fırıncı dernekleri, vakıflar, radyolar, dergiler var. Kurumlarla ilgili yapılan fişlemede, Çağdaş Hukukçular Derneği için DHKP/C, bazı şoför dernekleri için PKK, Müjdat Gezen Kültür Merkezi, 68’liler Vakfı, Yılmaz Güney Vakfı, Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı için ‘aşırı sol’, İnsan Hakları Derneği için PKK, DHKP/C gibi nitelendirmeler var.

Asker de hedefte: Solcu, Alevi, alkolik...
Fikret Emek’in evinde yapılan aramalarda ele geçen ve iddanameye ‘Delil 3’ olarak işlenen bir CD’de çok sayıda gizli askeri belgenin yanı sıra ordu mensuplarına yönelik fişleme çalışmaları var. Bazıları general rütbesinde olan fişlenen bu ordu mensupları için, ‘Sol ideolojik yaklaşım içinde’, ‘Alevilerle işbirliği yapıyor’, ‘İdeolojik Alevi’, ‘Terörist başının akrabası olduğu iddiaları mevcut’, ‘Kayınpederi Ecevit’in korumasıymış” gibi değerlendirmeler var. Fişlenenler arasında terfi aşamasında olanlar, belgeye kalın harflerle yazılmış. Bazı ordu mensuplarının isim ve rütbeleri de yazılarak düzenlenen çizelgenin ‘Düşünceler’ bölümünde, ‘Alkolik’, ‘Ahlaksız’, ‘Personele porno satıyor’, ‘Karısı lojmanda sivil bir şahıs ile basılmış’, ‘Her gece bar, pavyona gidiyor’, ‘K.Irak’tan tabanca alıp satıyor’ gibi notlar var.
Çizelgelerde adlarının karşılığında hiçbir şey yazmayan ordu mensupları da bulunuyor. Bu kişiler de ‘renkler’ bölümüyle sınıflandırılmış. Ordu mensuplarına verilen farklı renklerin sakıncalılık durumunu tanımladığı sanılıyor. Aynı CD içindeki beş sayfalık ‘İst. Timi Haftalık istihbarat Raporu’ başlıklı bir diğer belgede ise, biri tankçı diğeri piyade iki üstçavuş ile ilgili notlar var. Raporda, “Söz konusu iki personelin dini yönden aşırı derecede ibadet yaptıkları duyumunun alındığı” belirtildikten sonra evlerinde Said Nursi’ye ait kitapların bulunduğu anlatılıyor. Bir sayfalık başka bir rapor ise, çizelgedeki ordu mensuplarıyla ilgili daha detaylı bilgi veriliyor.
Ergenekon iddianamesinin ek belgelerinin 316 nolu klasöründen çıkan 27 sayfalık Özel Kuvvetler Komutanlığı’na ait fişleme katıtlarının gerçekliğini Genelkurmay Başkanlığı da kabul etti. Bu belgedeki notların adı geçen askerlerin hayatını nasıl etkilediği bilinmiyor. İsimlerini gizlediğimiz, sayıları yüzü aşan askerler hakkındaki notlardan bazıları şöyle:
Tümg. ...: Sol ideolojik yaklaşım içinde, Alevilerle işbirliği içinde.
Tümg. ...: İdeolojik sol.
Tümg. ...: İdeolojik sol.
Kur.Plt.Alb...: İdeolojik Alevi. Örgütleyici ve idare eden posizyonda, Merzifonlu.
Kur. Alb.. ..: İdeolojik sol olup Alevilerle yakın işbirliği içinde.
Plt. Kur. Alb. ...: İdeolojik sol ve Alevilerle yakın işbirliği içinde. Siyasi emellerini gerçekleştirmek istemektedir.
Tümg. ...: Alevi dedesi olup bütün emeli Alevileri hava kuvvetlerine hakim kılmak. Hava Harb Okulu’nu hedeflemektedir.
Tuğg. ...: İdeolojik Alevi tutumu içinde yandaşlarını gözeten pozisyonda.
Plt.Kur.Alb.. ..: İdeolojik Alevi. Terörist başının akrabası olduğu iddiaları mevcut. Oğlunun ismi Baran, kızının ismi Berfin. Sık sık “Türklerden nefret ediyorum” ibaresini kullanır.
Müh.Alb. ...: Alevi olup, kendine ve amirlerine menfaat sağlayan biri.
Kur.Alb. ...: İdeolojik Alevi tutumu içinde yandaşlarını gözeten ve koruyucu.
Hav.Tuğg. ...: Kadrolaşma, mezhepçilik...
İstih.Bnb. ...: Özel Kuvvetleri karıştırmak, sağlamları dağıtmak için gelmiş.
P.Bnb. ...: Din düşmanı, ateist.
P.Bçvş. ...: Astsb. Okulu’nda komünist liderdi.
İs.Yzb. ...: Alkolik, ahlaksız, Alb. N.E’nin sırdaşı.
Mu.Kd.Bçvş. ...: Personele porno kaset satıyor.
J.Bçvş. ...: Aile huzursuz. Hanımını dövüyor. Geceleri geç saatlerde eve geliyor, bar ve pavyonlarda.
Top.Kd.Yzb. ...: Dönmelerle dolaştığı için i.ne olarak adı çıkmış. Kayınpederi Ecevit’in korumasıymış. İçe kapalı problemli bir aile.
Pd.Kd.Bçvş. ...: Karısı Kayseri’de lojmanda sivil bir şahıs ile basılmış, kötü bir aile. Eşini kabullenmiş, ahlaksız bir şahıs.
J.Kd.Üçvş. ...: Her gece bar, pavyona gidiyor. Fahişe kadınlarla düşüp kalkıyor.
P.Kd.Bçvş. ...: Eşi kanser. DSP Milletvekileri ile görüşüyor.
Top.Kd.Üçvş. ...: K.Irak’tan tabanca alıp satıyor, mermi satıyor. Farsça dil sınav sorularını alıp satmış.
Tnk. Bnb. ...: Güvendiği personele para karşılığı Viagra temin etti.
Topçu Yzb. ...: Her işe burnunu sokar. Her işi karıştırır. Çok yaramaz bir kişi, hiç kimse sevmez. Karısı Amerika’da ihtisas yapıyor.
Top.Kd.Ütğm. ...: Operasyondan kaçar çeşitli bahaneler uydurur. Kaytarır, korkak bir kişiliğe sahip, beş para etmez.
Top.Kd.Yzb. ...: Daima bir üstünün kuyusunu kazmaya çalışır, kesinlikle güvenilmez, birinci eşi A...’da Dz. Teğmen’le yakalandı.
P.Bn. B.D: Çok kötü bir kişiliğe ve karaktere sahip, yaramaz.

Kaynak: Ertuğrul Mavioğlu/Radikal

Özel Harp Dairesi Nedir? Derin Yapının Neresindedir?

Özel Harp Dairesi savaş dönemlerinde düzenli birliklerden önce hedeflenen coğrafyaya ulaşan ve düşman içinde çalışmalar yapan, tespitlerde bulunan ve düzenli birliklere bilgi, destek, lojistik gibi bilgiler temin eden, düşmana karşı psikolojk harekât yapan, düşmanın direncini kıran, mücadele yeteneğini tespit eden çalışmalar yapar. Bu çalışmalarıyla ordunun ve düzenli birlikerin başarılı olması için gerekli her türlü zemini ve şartları hazırlar. Özel harp, özel kuvvetler gibi adlarla anılan ve düzenli birliklerden farklı görevleri olan bu kuvvetlerin normal bir ülkedeki normal misyonu Osmanlı’da ki Akıncı birliklerine benzer.

Özel Harpçilerin bir başka misyonu da ülke işgale uğradığında halkı ülke savunmasına hazırlamak ve gayrı nizami harple ülkeyi düşman işgalinden kurtarmaktır. Dünyada hemen bütün ülkelerin farklı isimlerde benzer misyona sahip kuvvetleri vardır. Bunlar faklı meslek ve alanlarda çalışan insanlardan oluşan ekiplere, guruplara sahiptirler ve ülkenin bir nevi sigortası, görünmeyen ihtiyati kuvvetidirler. Askelik yapan sivillerden askerlik döneminde göz dolduranlar bu ekibe seçilirler ve sivil hayatta bunlardan yararlanılır. Belli aralıklarla eğitimler verilir. Yani Özel Harp Dairesinin siviller içinde uzantıları vardır.

Buraya kadar anlattıklarım özel harp dairesinin normal, olması gereken özellikleridir. Pek çok vatandaş; “Ordumuz tabiî ki bu tür bir örgütlenme içinde olacak! Milletimizi savaş dönemlerinde, işgal zamanlarında korumak ve kurtarmak için çalışacak! Bunda yadırganacak ne var?” diyebilir.

Ama bizdeki Özel Harp Dairesi veya Seferberlik Tetkiki Kurulu veya farklı dönemlerde farklı isimler alan bu organizasyonlar çok farklı misyona sahiptir. Bu tür örgütlenmeler milletiyle problemi olmayan, sinirleri ele geçirilmemiş ülkelerde, milleti ve ülkeyi dış düşmana karşı korumak ve düşman güçlere karşı milleti örgütlemek ve toplumun dinamiklerini düşmana karşı harekete geçirmek gibi amaçlar güderler. Milli bir devlet yapılanmasına ve milletle barışık sivil-askeri bürokrasiye sahip ülkelerde bu tür yapılanmalar yararlıdır.

İşte bizdeki problem tamda burada başlamaktadır. Zira başta silahlı güçler olmak üzere asrın başında devletin önemli aygıtları milleti korumak değil, “kontrol etmek”, “gütmek” ve “terbiye etmek” üzere yapılandırılmıştır. Tek Parti dönemi boyunca milletin kontrolü sivil-askeri bütün devlet birimlerinin işbirliğiyle sağlanmıştır. Demokrat Parti iktidarından sonra sivil bürokraside ve siyasette millet lehine değişiklikler olunca ve sivil alan tam kontrol edilemeyince toplumu yönlendiren ve milleti kontrol eden araçlar silahlı güçler içine yerleştirilmiş, oradan misyon görmeye başlamıştır. Devlet ve toplum başlangıçta kurgulanan ve planlanan çizgiden her kaydığında Özel Harp Dairesi’nin katkılarıyla ve askeri müdahalelerle yeniden istenilen çizgiye çekilmiştir.

Her ne kadar Özel Harp Dairesinin NATO sonrası kurulduğu ifade edilmekte ise de, milleti kontrole ve yönlendirmeye yönelik derin-karanlık-yasadışı işlere imza atan kurum ve kuruluşlar devletin organlarının bir gurup ecnebi azgın azınlık tarafından ele geçirildiği 1908 ihtilaline kadar gider. Bu tarihten itibaren Türkçü ve İttihatçı zarfı altında ecnebilerin ele geçirdiği devletin içine gizli, gayrı milli, karanlık örgütler, infaz ekipleri, provakasyon merkezleri kurulmuştu. NATO’ya gireceğimiz ve çok partili döneme geçeceğimiz zamana kadar bu tür faaliyetler gizleme ihtiyacı duyamadan, devletin görünür organları eliyle de yapılabilmekteydi. Millet asla kale alınmıyordu, yönetimde milletten kopuk homojen bir yapı bulunmaktaydı. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra yeni müttefikimiz ABD’nin talimatları doğrultusunda çok partili hayata geçildi ve bu karanlık örgütler, organizayonlar daha örtülü ve silahlı kuvvetler odaklı hale getirildi. Zira çok partili hayata geçildikten sonra sivil bürokrasi daha güvensiz ve kontrolsüz hale gelmişti. NATO’ya girişimiz ve çok partili siyasal hayata geçişimiz aynı zamanda derin devletin el değiştirdiği bir dönemdir. Osmanlı sonrası Ortadoğu’yu yapılandıran ve Türkiye’deki devleti ve derin devleti inşa eden ingiltere, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ligden düşmüş ve coğrafyamızın ve Türkiye’nin patronajını ABD’ye bırakmıştır. İşte NATO’ya girişimiz bu el değiştirmenin, yani İngiltere güdümünden yine Anglasakson olan ABD güdümüne girdiğimiz tarihtir.

İkinci Dünya Savaşı sonrası dünyadaki dengeler değişmiş, Avrupa ve Atlantik yeniden yapılandırılmaya başlanmıştır. Sovyetlerin ve Demirperde bloğunun dünyada önemli bir aktör haline geldiği bu dönemde, ABD liderliğindeki batı kulübü dünyada demokratik yönetimleri ve çok partili hayatı teşvik etmiştir. Bu dönemde batı kulübünde veya ittifakında bulunan ülkelere yoğun bir komünizm korkusu pompalanmış ve bu gerekçe üzerinden müttefik ülkelere komünizmle mücadele için gladyo türü paramiliter derin yapılar oluşturulmuştur. Türkiyenin demokratikleşmesi batı kulübünün bu genel stratejisinin gereği olmuştur. Ülke ABD ve NATO etkisine girdikten sonra derin yapılar-paramiliter guruplar yeniden düzenlenmiş ve sistematize edilmiştir.

Bizdeki derin devlet ve özel harp türü yapılar NATO çerçevesinde batıda kurulanlardan farklıdır. Batı ülkelerindeki Gladyo türü yapılar, komünizme kaymayı engellemeyi ve mevcut yönetimleri NATO çerçevesinde maniple etmeyi hedefliyordu. Bizdeki derin yapılar ve onun karanlık kirli elleri ise bizzat milleti ve medeniyetimizi hedef almaktaydı. Batı güdümündeki azgın azınlığın devlet, kurumlar ve toplum üzerindeki gayrı milli hakimiyetini sürdürmeyi amaçlamaktaydı.

Çok partili hayata geçildikten sonra, asrın başında ülkenin sinirlerine konuşlandırılan derin ecnebi yapılar daha örtülü ve kamufleli hale getirilmiştir. 1952 yılında dönemin Yüksek Savunma Kurulu'nun kararıyla ve ABD’nin desteğiyle Milli Avcı Birlikleri kurulmuş, birliğin temel eğitimi ve teçhizatı A.B.D.den karşılanmıştır. İlerleyen zaman içerisinde Milli Avcı Birlikleri, Seferberlik Tetkik Kurulu-Özel Harp Dairesi-Özel Kuvvetler Komutanlığı adlarını almıştır.

Bu yapı, yani Özel Harp Dairesi en seçme askerleri ve istihbaratçıları bünyesine alarak bunlara gerilla eğitimi dahil her türlü eğitimi verir. TSK’nın kurumsal yapısından ayrı tutulan ve özel ihtimam gösterilen, herkesin alınmadığı, üst düzey komutanların dahi faaliyetlerinden haberdar olmadığı bu yapı, dünyadaki emsalleri gibi çalışmamaktadır. Türkiye’de Özel Harp Dairesi, düşmana PH yapmak, ülkeyi işgalden kurtarmak için organizasyonlar yapmak, savunma planları hazırlamak, ülkeye kasteden düşman ülkeler üzerine askeri bilgiler toplamak gibi faaliyetler yapmaktamıdırlar emin değilim. Ama bu ve benzeri yapıların provakatif pek çok eylemin arkasında olduğu, ölümü sansasyon oluşturacak kimselere suikastler düzenlediği, Türk insanını darbeye hazırlamak için PH faaliyetleri yaptığı, insanımızı kamplaştıracak projelere imza attığı, sivil hükümetlere karşı pek çok darbe ve eylem planı hazırladığı ve bunları icraata koyduğu bilinmektedir. Türkiyenin en karışık dönemlerinde en yetkili isimler (Ecevit, Özal gibi) bu yapıların faaliyetlerinin farkına varmışlar, ama bu yapılarla mücadele edememişlerdir. Hatta liderler bu yapılar tarafından suikasta maruz kalmışlardır.

12 Mart sonrası darbeciler tarafından darbecilikten sorgulanan kurmay albay-yazar, Talat Turhan; 1990 yılında Milliyet gazetesinin kendisiyle yaptığı röportajda Özel Harp Dairesi’nin kuruluşu ve faaliyetleriyle ilgili şunları söylemektedir:

“Sahra Talimnamesi-31'e göre gayrı nizami harp unsurları yerüstü ve yeraltı olmak üzere iki gruptan müteşekkil. Yeraltı grubu, işte bu bahsedilen ve bütün NATO ülkelerinde ortaya çıkarılmaya başlanan örgütün kendisidir. Baktığınız zaman bu örgütün içinde ne var? Köye kadar inmiş bir örgütlenme bu. İstihbarat birimleri, sabotaj birimleri, cinayet birimleri var. Bakınız faaliyetleri arasında neler var? Resmi talimnameden aynen okuyorum: 'Adam öldürme, bombalama, silahlı soygunculuk, işkence, kötürüm haline getirme, adam kaçırmak suretiyle tedhiş ve olayları tahrik, misilleme ve rehinelerin alıkonulması, kundakçılık, sabotaj, propaganda ve yalan haber yayma, zorbalık, şantaj.' Ve yine talimnamede bu örgüt için şöyle bir ayrıcalık var. Yine resmi talimnameden aktarıyorum: 'Bir gayrınizami kuvvetin yeraltı unsurları kaide olarak kanuni statüye sahip değillerdir.'"

"Söz konusu ettiğim ST-31.15 nolu kontrgerilla talimnamesini Kara Kuvvetleri Komutanlığı yayınladı. Girişinde de, o zamanki komutan Ali Keskiner'in imzası var. Anayasal bir ülkede, resmi bir gizli örgüt cinayet işler diye yazarsanız, suçlusunuzdur. Adamı mezardan çıkarıp asarlar. Sadece Kara Kuvvetleri sorumlu olmaz. Devrin Genelkurmay Başkanı Cevdet Sunay da, devrin Başbakanı S. Demirel de bundan sorumludur. Bugün 'vardır-yoktur' diye lafı gevelemekle olmaz bu iş. Olay bu boyutta... ST-31.15 talimnamesinde bir yeraltı örgütü var. O yeraltı örgütünün yapacağı işler arasında adam öldürme de var. Öldürülenin sağcı ya da solcu olması farketmez. Yeter ki cinayet bu örgütün amacına hizmet etsin. Şimdi, devlet içindeki bir örgütün kuramında adam öldürme varsa ve o ülkede faili meçhul siyasi cinayetler işleniyorsa, kuşkunun birinci odağı bu örgüt olur." MİLLİYET, 16 KASIM 1990

Düşmana karşı olağanüstü dönemler için organize olmuş, dış düşmana karşı kurgulanmış bu tür özel birimlerin olması kabul edilebilir. Ne var ki bizde bu tür yapılar dış düşmana karşı değil, millete karşı ve milleti kontrol etmek, devleti milleten korumak ve sivil hükümetlerin etkinliğini kırmak için; militer güçlerin devlet ve toplum üzerindeki etkinliğini sürdürmek için yapılandırılmıştır.

Problem Özel Harp Dairesi gibi yapıların bulunması değildir. Problem, şimdiye kadar bu yapıların milli duyguları istismar edilmiş figüranlar üzerinden millete karşı, demokrasiye karşı, milli iradeye karşı kullanılmasıdır. Bizim Kek Türklerin ve analitik düşünemeyen millici kesimlerin aldandığı nokta burasıdır. Bunlar dünyadaki diğer örneklerinde olduğu gibi bu yapıların devleti, milletin menfeatlerini korumak üzere çalıştığı yanılgısına düşmektedirler.

Peki, özel harekât türü karanlık işlere, eylemlere bulaştırılan yapılar derin yapının neresindedir?

Bu tür yapılar Türkiyedeki derin yapının kurumsal icra organlarıdırlar. Buralara milli duyguları güçlü, ama beyin faaliyetleri zayıf Kara Türklerden subay assubaylar alınır ve bunlara “devlet hizmeti”, “özel görev” vs denerek karışık, karanlık, kanlı eylemler yaptırılır, cinayetler işletilir, provokasyonlar yaptırılır. Bu ekiplerin sivil hayat içinde “Yeşil”, Abdullah Çatlı tarzı kullandığı tetikçiler vardır.

Bu yapılar, ülkenin üzerine karabasan gibi çökmüş derin yapının kirli işlerine bakan kanlı elleridir, asla karar verici, planlayıcı değildirler.

Asrın başında milleti kontrol etmek üzere bazı silahlı kurumları milletin kaderine hâkim kılan ve milli iradeyi bloke etmeyi hedefleyen batı güdümündeki ecnebi-sebatay kesimler bu kurumu sadece bir araç olarak görmektedirler. Derin yapılar silahlı, güçlü bir kurumun sırtından projelerini uygulamaktadırlar, ancak Derin yapının beyni, karargâhı, planlama merkezi bu kurumda değildir. Silahlı kuruma özel özen gösteriliyor, orası steril, kontrol altında tutulmak isteniyorsa da; derin yapının beyni, karargahı sanılanın aksine bu kurumun dışındadır, sivildir.

Savcıların Seferberlik Tetkik Kuruluna yaptığı baskın, veriler silinmiş ve tedbir alınmış olsa dahi demokratikleşme ve şeffaflaşma adına psikolojik eşikleri, engelleri tarumar etmiştir. Cesur savcılar ve hâkimler sayesinde millet ülkedeki bütün karanlık odalara girilebileceğini, herkesin sorgulanabileceğini görmüştür.

Seferberlik Tetkik Kuruluna girilmesi yüz yıldır milletin tepesine tebelleş olmuş derin, kanlı yapıların deşifre edilmesi, çözülmesi adına Ergenekon davasından sonra atılan en önemli adımdır.

Bu yapının toplumun faklı kesimlerinde kullandığı elemanlar, gazeteciler siyasetçiler, vs kozmik odaya girilmesinden çok rahatsız olmuşlar ve “devlet sırları ifşa ediliyor!”, “kurumlar arası savaş var!”, “asker darbe yapmalıdır!” şeklinde çığırtkanlıklar yapmaktadırlar.

Bu kesimlerin asıl endişesi devlet sırlarının ifşası değil, kendilerinin millet aleyhine yaptıkları işbirliğinin ifşa olması ve gerçek yüzlerinin ortaya çıkmasıdır.

16 Aralık 2009 Çarşamba

'Kürt Meselesi'nin Kurbanları

Türkiye, ne zaman Kürt meselesi ile ilgili çözüm arayışlarına girse süreç kanlı eylemlerle kesiliyor. Oysa bu 'kurgulanmış kavga'da pek çok değerimizi yitirdik.

Türkiye, ne zaman Kürt meselesi ile ilgili köklü çözüm arayışlarına girse süreç kanlı eylemler ve provokasyonlarla kesiliyor. Son günlerde yaşadığımız olaylar yine aynı oyunun tezgâhlandığını gösteriyor.

Geçmişten ders alınmamış olacak ki, silahlar, bıçaklar, sopalar ellerde yine bazı gruplar sokaklarda. Oysa bu 'kurgulanmış kavga'da pek çok değerimizi yitirdik.

Geçmişe baktığımızda Turgut Özal'dan Eşref Bitlis'e, Adnan Kahveci'den Uğur Mumcu'ya ve adını sayamayacağımız binlerce masum vatandaşımızı bu uğurda feda ettiğimizi görebiliriz. 'Derin Devlet'in işi olarak görülen cinayetlerin zamanlamasının Kürt meselesinin konuşulduğu dönemlere denk geldiği de... Kaybedilen isimlerin tamamı bu haftaki Aksiyon Dergisi'nde yer aldı.

Dergi, kapak dosyasında Kürt meselesine siyasi ve demokratik çözümün konuşulmaya başladığı 1990 yılından itibaren süreci irdeleyen bir analiz yayımladı. Çarpıcı bilgiler içeren analizde yapılan suikastlar ve provokasyonlar irdeleniyor. Kürt meselesi ile doğrudan ya da dolaylı olarak ilişkilendirilen kanlı olaylarda bir çok önemli isim ortadan kaldırılmış.

İşte o isimler:

Eski MİT Müsteşar Yardımcısı Hiram Abas: 26 Eylül 1990'da ilk sivil MİT Müsteşarı olma hayaline kavuşamadan öldürüldü. Özal'a yakınlığıyla bilinen Abas, Kürt meselesinin sivil çözümünden yanaydı.

Başbakanlık Başmüşaviri emekli Korgeneral Hulusi Sayın: 30 Ocak 1991'de öldürüldü. 1989 yılına kadar OHAL Asayiş Birlikleri Kolordu Komutanlığı görevinde bulunan Sayın, Kürt meselesinin sadece askeri yöntemlerle çözülemeyeceğini savunuyordu.

HEP Diyarbakır İl Başkanı Vedat Aydın: 5 Temmuz 1991'de polis kimlikli kişiler tarafından alınarak öldürüldü. Cenazesinde de kalabalığın üzerine ateş açıldı, Diyarbakır savaş alanına döndü. JİTEM adının karıştığı bu cinayet Kürt sorunundaki en büyük provokasyonlardan biri olarak görülüyor.

ANAP Milletvekili Adnan Kahveci: Mayıs 1992'de Özal'a sunduğu Kürt raporunda: "Askeri çözümle hiçbir ülke çözüme ulaşamamıştır." ifadelerini kullandı. Kahveci bir yıl sonra şüpheli bir trafik kazasında hayatını kaybetti.

72 yaşındaki Yazar Musa Anter: 20 Eylül 1992'de Diyarbakır'da öldürüldü.

Gazeteci Uğur Mumcu: 24 Ocak 1993 tarihinde uğradığı bombalı saldırı sonucu öldürüldü. Öldürülmeden önce PKK-Devlet ilişkisini irdeleyen bir kitap üzerinde çalışıyordu.

Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis: 17 Şubat 1993'te şüpheli bir uçak kazasında hayatını kaybetti. Bitlis vefatından bir hafta önce Suriye, İran ve Irak dışişleri bakanlarıyla PKK'nın bitirilmesi için görüşmeler yapmıştı.

Cumhurbaşkanı Turgut Özal: 17 Nisan 1993'te vefat etti. Eşi Semra Özal hala eşinin öldürüldüğünü savunuyor. Özal'ın ölümü Kürt meselesini çözme çabaları ile ilişkilendiriliyor.

HEP kurucularından Mardin Milletvekili Mehmet Sincar: 4 Eylül 1993'te faili meçhul cinayetleri araştırmak için gittiği Batman'da öldürüldü.

Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Bahtiyar Aydın: 22 Ekim 1993 tarihinde Lice Tugay Komutanlığı bahçesinde alnından vurularak öldürüldü. PKK terör örgütü çok sansasyonel bir eylem olmasına rağmen Bahtiyar Aydın cinayetini hiçbir zaman üstlenmedi.

Jandarma İstihbarat Astsubayı Hüseyin Oğuz: yıllar sonra yaptığı açıklamada Aydın cinayetinin arkasında JİTEM olduğunu söyledi. Aydın, Kürt sorunun sadece askeri yöntemlerle çözülemeyeceğini savunuyordu.

Eski Diyarbakır JİTEM Grup Komutanı emekli binbaşı Ahmet Cem Ersever: Duruşma için gittiği Ankara'da öldürüldü. Cesedi 4 Kasım 1993'te bulundu. PKK'yla mücadele adına yapılan kanunsuzlukları ve uyuşturucu ticareti gibi yasa dışı faaliyetleri mahkemede açıklayacağını söylemişti.

Behçet Cantürk: 24 Ocak 1994'te öldürüldü. Bu tarih, dönemin Başbakanı Tansu Çiller'in "Elimizde PKK'ya yardım eden Kürt işadamlarının listesi var, hesap soracağız" açıklamasından sonraya rastlıyor. Bu süreçte Savaş Buldan, Hacı Karay'ın da içinde bulunduğu pek çok işadamı infaz edildi.

Gazeteci Metin Göktepe: 8 Ocak 1996'da öldürüldü.

Sabancı Holding Yönetim Kurulu üyesi Özdemir Sabancı, Haluk Görgün ve Nilgün Hasefe: 9 Ocak 1996'da Sabancı Center'ın 25. katında susturucu takılmış tabancayla öldürüldüler. Sabancı Grubu'nun1995'te Kürt Sorunu üzerine hazırlattığı raporda "Bu sorunu sadece fabrika kurarak çözemeyiz." deniliyordu.

Diyarbakır Emniyet Müdürü Ali Gaffar Okan: 24 Ocak 2001'de uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını yitirdi. Halkla kurduğu güçlü bağ ve Hizbullah, JİTEM gibi güçlere karşı başlattığı mücadele ile ön plana çıkmıştı.

Eski HADEP genel başkanlarından Hikmet Fidan: 6 Temmuz 2005 tarihinde Diyarbakır'da öldürüldü. PKK'nın eylemlerini eleştiriyordu.

Çözüm İstemeyen Derin Yapı!!!

“Ne zaman kuvvet komutanları ifadeye çağırıldı bu olaylar patladı, ne zaman derin yapı ile KCK arasındaki bağ bulunmaya çalışıldı o zaman bu olaylar hızlandı”

Polis Akademisi Öğretim Görevlisi ve Taraf Gazetesi yazarı Önder Aytaç, terör örgütü lideri Abdullah Öcalan’ın Siyasal Bilgiler Fakültesi yıllarından başlayaraktan derin yapı ile ilişkiye girdiğini ve PKK’nın kurulma sürecini beraber başlattıklarını ifade etti.

KCK soruşturmasının durdurulmasına da değinen Aytaç, “Eğer KCK soruşturması devam ettirilse idi bugün yaşadığımız bu problemleri yaşamıyor olacaktık. Çünkü failler bulunup cezalandırılmış olacaktı” dedi.

Ayrıca KCK’nın şehirlerde gerçekleştirdiği eylemlerin arkasındaki isim olarak ifade ettiği Sabri Ok’a seslenen Aytaç, “Kürt gençlerinden elini çek” dedi. Sabri Ok’un kürt gençlerinin ölmesinden zevk aldığını söyledi.



“Ne zaman kuvvet komutanları ifadeye çağırıldı bu olaylar patladı. Ne zaman Ergenekon’a karşı operasyonlar hızlandı PKK eylemleri arttı. Ne zaman derin yapı ile KCK arasındaki bağ bulunmaya çalışıldı o zaman bu olaylar hızlandı” diyen Aytaç, kürt sorunun çözülmesini istemeyen bir derin yapının olduğunu ifade etti.

18 Eylül 2009 Cuma

Ergenekon ve Masonlar Üzerine

Ergenekon- Mason bağlantılarına fazlaca derinlemesine inilmediği için birçok konu da karanlıkta kalmaya mahkûm olmuş durumda.


Atatürk’ün ölümü hakkında çokça senaryo yazılıp çizildiği için Masonların Atatürk’ü öldürdüğü üzerinde fazla durmayacağız.
Zaten ağır basan görüş de Masonların ATA’yı öldürdüğü yönünde.
Ancak Ergenekon- Mason bağlantılarına fazlaca derinlemesine inilmediği için birçok konu da karanlıkta kalmaya mahkûm olmuş durumda.
Bizim şu meşhur Bilderbergci ve Illüminati üyesi bir numaranın izini yakaladıktan sonra ondan önceki 1’lerin peşine düşmüştüm. M.Kemal dönemiyle alakalı bir şey çıkar mı diye araştırırken çok enteresan bağlantıların çıkması Ergenekon dönen çıkmazı iyice içinden çıkılmaz bir hale getireceğe benziyor.
Şu sıralar Türkiye, Almanya, Yunanistan ve Fransa dörtgeninde gezen Ergenekon lideri bir numaralı büyüğümüz hayli perişan bir durumda olsa da pek pes edeceğe benzemiyor.
Yeni bir ortam olur mu, olmaz mı diye ABD ve Almanya güzergâhlarında kulis peşinde koşmakla meşgul.
Önümüzdeki aylarda Trilateral Commission ve CFR’nin yapacağı toplantılara katılır mı bilemiyoruz ama bu toplantılara katılan 55 kişinin içersinde olan Bill Clinton’dan önceden yaptıkları gibi yardım isterler mi orası da muallâk.
İşin kötü yanı Bill’in hanımı Ergenekoncuların karşısında, yani bir numara Bill’i ikna etse de bizim Hillary’i ikna etmesi çok zor.
Türk lobisi Hillary Clinton’u avucunun içine almasa da Clinton üzerinde etkin konumdalar.
*
Atatürk’ün ölümü ile bunların ne alakası var diyeceksiniz.
Aslında pekte yok gibi gözüküyor…
Ancak ve ancak…
*
Bildiğiniz üzere Cuma namazlarını terk etmeyen bir numaralı arkadaşın yaşı yaklaşık olarak 80’e yaklaşmak üzere.
Gerçi 70 altıda olabilir ama 70 üstü gösteriyor.
Şimdi bu 1 numara denilen zevat kaç yıldır bu görevi yapıyor tam olarak onu kestiremiyoruz, yalnız ondan önceki 1 numaralı şahsın 1973’te kurulan ve baş aktörleri Henry Kissenger, Zbigniew Brzezinski ve David Rockefeller’in olduğu ve kurduğu Trilateral Commission adlı yapıya o yıllarda yerleşme olanağı nedir işte onu öğrenmek de gerekiyor.
En azından şunu biliyoruz ki, şimdiki 1 numara ondan önceki şahsın ölümünden sonra oraya seçilmiş ve hala daha bu görevi devam ettiriyor.(Bazıları sık sık bir numara değişiyor dese de tamamen yalan, 38’den sonra 4 veya 5 tane bir numara bilgisi var)
Tabii işin diğer bir garip tarafı da şu, 80 darbesinde Evren paşa’nın darbe için emir aldığı bir numaranın Türk olmaması. Tıpkı 60 darbesinde olduğu gibi.
60’da amansız bir darbe savunucusu olan İsmet Paşa acaba mason localarını açarken kimden emir almıştı, ona bu emri veren kimdi? Şimdiye kadar niçin bu sorunun cevabını araştıran olmadı…
Atatürk’ün kapattığı mason localarını açmak için İnönü neden bu kadar acele etti?
*
Kremline Atatürk’ün ölüm raporunu sunan Türkiye’nin ikinci mason lideri Mustafa Hakkı Nalçacı Ergenekon’la uzaktan-yakından bir bağının olması bizi dipsiz bir kuyuya götürüyor.
Tarih sayfalarında sürekli olarak arka planda kalan Encüman-i Daniş’in Atatürk dönemindeki versiyonu olan ‘’Zevat-ı Mutade’’ Gazi’nin ölümüyle aslında çok ilişkilidir.
Çankaya sofralarına katılan ‘’Zevat-ı Mutade’de’’ kimlerin olduğu net değil. Bazı kaynaklar birkaç isim saymış olsa da açık olarak ortaya konan bir liste yok.
Mason locaları kapatıldıktan sonra İsmet Paşa hükümeti işlevsiz bir hale getirilerek devrilmişti.
Masonların tamamen kendi güçlerini yitirdiği için Atatürk’e yakın olup onu öldürme düşünceleri artık bir hayal ürünü değildir.
1999 yılında Deniz Kuvvetleri Komutanı Sağlık Dairesi eski başkanı Kıdemli Albay Aytekin Ertuğrul’un M. Kemal’in ölüm nedeninin alkolik siroz değil sıtma olduğunu açıkladıktan bir süre sonra bütün sesler kesildi. Hiç kimse bu konu üzerine gitmedi, araştırmadı, araştırılmasına izin verilmedi. Susturuldu.
Peki, neden, niçin Ata’nın ölümü tam olarak açıklanmıyor. Niçin Gazi’nin vefat ettikten sonraki 4 ay boyunca cenazenin nerede olduğu belirtilmiyor?
Bunlar neden saklanıyor, arşivler niçin açıklanmıyor?
Acaba bu ölümün arkasındaki güçlerin şuanda askeriyenin içindeki kabuklaşmış yapılanmaya gidileceğinden mi korkuluyor?
Neden yalan tarih yazılıyor?
*
Evet, Localar kapatıldıktan sonra Gazi’nin etrafında Masonlar çoğalarak ‘’Zevat-ı Mutade’nin’’ değişmez isimleri olmuşlardı.
Askeri arşivlerden ulaşılan bilgilere göre bu grup içindeki birkaç isim Paşa’nın ölümünden sonra ve yapının atadığı adamlarla 60 darbesinde etkin rol oynamışlardı.
Kaynaklar Cevat Abbas Gürer gibi birkaç ismin mason olduğu için sofradan uzaklaştırıldığını yazsa da bu tamamen bir aldatmacadır. Aksine Gazi’nin etrafını iyici saran mason kültü M. Kemal’i çıkmaz ve yalnız bir sürece sokmuştu.
Devletin derinlerinde saklı olan ve o belgelere ulaşan sayılı isimlerden birinin söylediği sözler çok manidardır;
‘’180 yıllık gelenekten gelen bir yapılanma bazı zamanlarda sekteye uğrasa da Atatürk döneminde ’’Zevat-ı Mutade’’ ile tekrar oturaklaştığı gözüküyor. (Ata vatan için çalışırken, yanındakiler öyle değildi) Ata’nın ölümüyle de süreç tamamen millilikten çıkmış, çıkarcı akil adamlar birliğine dönüşmüştü. Hem liderleri hem de grubun büyük çoğunluğu mezhepsel masoniklerdi.’’
Evet, Atatürk’ün ortadan kaldırılması düşüncesi bir hayal ürünü olmaktan çıkmıştır. Planlanmıştır ve uygulanmıştır. Gerçekler bir gün ortaya çıkacaktır.
Bu gerçeği artık kimsenin inkâr etmemesi gerekiyor. Genelkurmay arşivleri bu soruların cevabını niçin vermiyor neden aydınlatmıyor bilemiyoruz.
Yoksa Atatürk’ün ölümünde Masonların arkasındaki güç olan hainlerinde etkisinin olduğumu saklanmaktadır.
Sağlık sorunlarının ve diğer gerçeklerin karanlıkta kalması, yanlış teşhislerin açığa çıkmaması kimin faydasınadır?
Arşivlerin açılmasına bugüne kadar kimler, hangi başkanlar izin vermemiştir. Çok iyi incelenmelidir.
*
Ayrıca ’’Zevat-ı Mutade’’ toplantılara katılanların bazıları M. Kemal’in etrafında yer alan masonların en tepesindeki isimlerden oluştuğu ve bu isimlerinde doğruluğu yüksektir;
Rauf Orbay, Yunus Nadi, Şükrü Kaya, Adnan Adıvar, Ahmet Ağaoğlu, Hasan Ali Yücel, Tevfik Fikret, Nevzat Tandoğan, Jandarma Genel komutanı Galip Paşa, Mahkeme başkanı Necip Ali Küçüka gibi isimler Atatürk’ün etrafından hiç ayrılmamış masonlardır.
Çankaya sofralarına bunların içerisinden katılan bazı isimler, dar dairede Atatürk’ün en azılı düşmanlarıdır.
İsmet Paşa’nın Çankaya sofrasından uzaklaştırılması ve İnönü’nün gelişinin ardından yeniden mason locaların açılması ve M.Kemal’in ölümünün ardından ’’Zevat-ı Mutade’’ yerine farklı bir isim verilerek devam edilen akil adamlar toplantıları ne zaman gün yüzüne çıkartılacaktır.
60 darbesi kararını alan akil adamların bir numarası ve İnönü ile birlikte harekete eden isimlerin açıklanması için ne bekleniyor.
Darbe planlayıcı Şener Eruygur’un dahi üçüncü bir kez daha giremediği Encümen-i Daniş’in de bir üst kurulu gözüken Dostlar Meclis’inin de üzerindeki yapının acaba ’’Zevat-ı Mutade’’ ile bir ilişkisi var mı dır?
EL-CEVAP;
Evet vardır.
*
Son bir soru;
Rum dönmesi Ergenekon’un son bir numarası o büyük ve zengin şirketinden ülkenin kaderine etki eden kararları dışarıdan alırken ve Şener Paşa ile altındaki kadroyu Şener Paşa’nın üzerindekiler için feda ederken, neden acaba Rusya’dan ABD’ye tekrar geçti?
Ergenekoncuları hiç korkmadan şirketinde çalıştırırken, Rusya, Fransa ve Dış İlişkiler Konseyi’nin rahatsız olduğu bizim muhteşem Türk’ten dolayı mı ABD ile görüşecek?
Eğer onun için görüşecekse Fransız mason locasından, Büyük Üstad’ın ve bazı Türk masonların tasfiyesini neden istedi?
*
Hadi son birkaç soru daha;
Türk iktidarı Türkiye’de ki 15 bin mason içerisinde yer alan ve bilinen Ergenekoncu milletvekili ve bürokrasiyi ne zaman tasfiye edecektir?
Ermeni kökenli bir mason olan Perinçek’in ve arkadaşlarının TSK’daki yapılanmasının üzerine ne zaman gidilecektir?
Uğur Mumcu’yu öldüren Yeşil’den emir alan Abdullah Argun Çetin’i kimler öldürdü?
Veli Küçük’ten emir alan Perinçek ve ekibi ne zamana kadar daha susacak? Ve neyi bekliyorlar?
Haydar Aliyev’e suikast düzenleyen Abdullah Çetin ve arkadaşlarını Azerbaycan’da kimler destekliyordu?
Şener Paşa’da dâhil olmak üzere Ergenekon’un bir numarası ile irtibatı olmayan tutuklu Ergenekonculara konuşmayın emrini kim vermiştir?
Soruşturma devam ederken, dışarıdaki idareyi şuanda kimler sürdürüyor ve bu isimler ne zamana kadar özgür olacak?
Ergenekon’un görünmeyenleri, hayatlarını Büyük Kulüp ve Bebek Otel’inde geçiren bakan, başsavcı, bürokrat ve yargı üyelerini isimleri ne zamana kadar saklı tutulacaktır?
Ergenekon’un alt ve üst 12 bin kişilik kadrosu ne zamana kadar bekletilecektir? Eğer anlaşma sağlanacaksa 2010’u niçin bekliyorlar?
Mason toplantılarına katılan Hurşit Tolon ile Cumhurbaşkanı Jacques Chirac‘ın kendisinin yardımcısı olduğunu söyleyen Bedrettin Dalan’ın köşeye sıkışmış olması ve bir numaranın ona sahip çıkamamasına rağmen 4-5-6-7 ve 8’i hangi iktidar döneminde alacaklar?(1,2 ve 3 çok zor)
HSBC bombalamasından bir gün önce ulusal bir gazetenin deposundan yayılan yanık kokularının olduğu mekân da bulunan kod adlı Osman’ın Veli Paşa ile olan bağlantısı ne derecededir?
*
Son cümle;
Ergenekon yapılanmasının 28 Şubat, 80, 60 ve ittihatçı dönemlerinden bahsedilirken, Cumhuriyetin kuruluşundan Atatürk’ün ölümüne kadar geçen süresinin karanlıkta kalmasını isteyenler şimdilerde Atatürkçü diye geçinirken bunu bilen bazı parti başkanı ve yöneticileri ne zamana kadar daha kendilerini saklayacaklardır?
Ya; masonları öne sürerek kendilerini sürekli arka planda saklayan yapılanmalar bir gün ortaya çıkarsa…
*
Evet, Türkiye ŞAFAĞA doğru gidecektir.
Bunun hızlı olması da SULTAN FATİH ve YAVUZ SELİM gibi kahraman, yürekli, dürüst, kendi adamına yedirip içirmeyen, torpil ve adam kayırmadan siyaset yapan adam gibi adam LİDER’lerle olacaktır.
Kaynak: Rauf Atilla Polat-HaberX
changeTarget(document.getElementById("news_content"))

Masonların Karanlık Türkiye Planı

Ergenekon iddianamesi ek delil klasöründe çıkan skandal bir belge masonların Türkiye ve Müslümanlar üzerinde karanlık planlarını açıkça ortaya çıkardı.


İddianamenin ek delil klasörlerinde yer verilen Avrupa Merkez Masonlarının eylem planlarının da Türkiye'deki masonlara iletilmek üzere alınan kararlar sıralanıyor. “HALKÇI PARTİLERDEKİ BİRADERLER ÇOĞALTILSIN”Fransızca'dan Türkçe'ye tercümesi yapıldıktan sonra iddianameye konulan, karanlık örgütün yalnızca üst düzey üyelerine gönderdiği ve örgüt içi gizli kararların yayınlandığı Rönesans isimli mecmuada yayınlandığı belirtilen eylem planı dudak uçuklatıyor. Planda Türkiye'deki ‘Halkçı partiler' cümlesi kullanılarak bu partilerin kadrolarındaki “biraderlerin” miktarının çoğaltılması gerektiğine, maddi kaynaklarla destekleneceklerine değiniliyor.MASON VE YAHUDİ KARŞITLARI BELİRLENİP İMHA EDİLECEK
İddianamede yer alan gizli toplantının en can alıcı kararı “Mason ve Yahudi aleyhtarı bütün gelişmeleri tespit etmek ve bunları önlemek” başlığı altında toplanıyor.
Alınan karar göre Türkiye'deki bütün mason ve Yahudi karşıtı gruplar belirlenecek ve “Masonik ideallerin gerçekleşmesini önleyebilecek hareketleri imha” edilecek. CEMAATLERİN ARASINA FİTNE SOKARAK BİRBİRİNE DÜŞÜRMEYİ AMAÇLAMIŞLAR
Toplantıda alınan bir başka kararda ise dini gruplar arasında oluşan ihtilafların tespit edilerek körüklenmesi gerektiği ve aralarına fitne sokulan bu grupların önce masonluk aleyhindeki etkilerinin zayıflatılması daha sonra basında bulunan biraderler vasıtası ile bu grupların yok edilmesi gerektiği belirtiliyor. ROTERYEN VE LİONS KULÜPLERİNİN ARDINDA DA MASONLAR VAREylem plandaki dikkat çekici ayrıntılardan bir diğeri ise Türkiye'de faaliyet gösteren Rotary ve Lions kulüplerinin sözde hayır ve kültür organizasyonu. Çevirisi yapılan belgede ‘Masonlar hakkındaki önyargı problemini çözmek, müttefikimiz olan Rotary, Lions vs. gibi kulüpleri bu göreve yöneltmek. Halkın sempatisini kazanmak için kültürel kampanyalar tespit etmek.' İfadeleri ile bu teşkilatların düzenlediği sözde yardım faaliyetlerinin ardındaki gerçek itiraf ediliyor. HEDEF TÜRKİYE'Yİ ELE GEÇİRMEK İşte masonların sinsi planlarındaki çarpıcı kararlar:1-Mason ve Yahudi aleyhtarı bütün gelişmeleri tespit etmek ve bunları önlemek2- Masonik ideallerin gerçekleşmesini önleyebilecek hareketleri imha etmek3- Hassas noktalarda görevli biraderlerin isimlerinin açıklanmasını önleyecek hayati tedbirler alınması 4- Gerici, dinci teşekküllerin önlenmesi konusunda daha dikkatli ve hassas davranılması için basındaki biraderlerin uyarılması.5- Halkçı partilerin kadrolarındaki biraderlerin miktarının çoğaltılması ve bunların etkilerinin takviyesi6- Mali problemler konusunda Avupa Localarından yardım ve işbirliği istenmesi. 7- Müttefikimiz olan Rotary, Lions vs. gibi kulüpleri bu göreve yöneltmek. Halkın sempatisini kazanmak için kültürel kampanyalar tespit etmek.8- Dogmatik dini inançlardan uzak tutulması için halkı eğitmek 9-. Radikal İslamcı hareketlerin kontrol edilerek uzun vadede yok edilmesi 10- Dini grupların arasındaki ihtilaf ve bölünmelerin körüklenerek masonluk aleyhindeki etkilerinin zayıflatılması11- Dini akımların toplugücünün değişik odaklara yönlendirerek masonik ideallere zarar vermelerinin önlenmesi. 12- Bilinen ve etkili antimasonik yazar ve yayınlarının faaliyetlerinin durdurulması.
Kaynak: Vakit

14 Nisan 2009 Salı

İşte Derin PKK'nın Yapısı

Derin PKK, PKK'nın beyni olarak nitelenen KCK bugün operasyon yedi... İşte KCK'nın şeması, yapısı ve hakkında çok geniş bilgiler..

Terör örgütü PKK'nın Türkiye Cumhuriyeti'ni kopya ettiği ortaya çıktı. Oluşturulan "Yasama, yürütme, yargı" gibi erkler her şeyin üstünde tutuluyor. Örgüt azınlık ve inanç grupları komitesine bağlı Alevi ve Yezidi yapılanması da oluşturmuş.

Terör örgütü PKK'nın bir devlet modeli geliştirdiği belirlendi. Kendince hiyerarşik bir sistem geliştiren terör örgütünün model olarak Türkiye Cumhuriyeti'ni kopya ettiği ortaya çıktı. Emniyet birimleri tarafından deşifre edilen bu sisteme göre, örgütün planladığı yapılanmanın başına koyduğu erkler neredeyse Türkiye'deki ile tıpatıp aynı. Mayıs 2007'de kurulan Kürdistan Topluluklar Birliği (Koma Civaken Kürdistan -KCK) çatısı altında yeniden şekillenen terör örgütünün, "yasama, yürütme, yargı" gibi erkleri kurduğu ortaya çıkan yapılanmadan anlaşılıyor. Söz konusu yeni yapılanmada KCK, en tepede yer alıyor. Ancak her zaman etkili olan üçlü güç ise onun altında; çünkü yürütme erki ile önderlik komitesi eşit düzeyde kabul ediliyor. Bu şemaya göre İmralı'da hakkında verilen hapis cezasını çekmekte olan örgüt elebaşı Abdullah Öcalan'ın, yürütmede tek isim olduğu görülüyor. KCK Başkanı olarak zikredilen terörist Murat Karayılan'ın yasama, yürütme ve yargının altında kendi başına karar alamayan ve harekete geçemeyen biri olduğu anlaşılıyor.

Bahsi geçen şemada yürütmenin içinde sözde yürütme konsey başkanı ile dört kişiden oluşan başkan yardımcıları (sol Alevi kadro) bulunuyor. Bu yapının emrinde ise 30 kişilik yürütme konseyi ile bunlara bağlı başka alanlar var. Söz konusu alanlar terör örgütünün A'dan Z'ye bütün birimlerini içine alıyor. Şemada yargı tek başına ele alınıyor. Bu daha çok yargılama işine bakıyor ve cezaları veren kurum olarak değerlendiriliyor. Yargının altında herhangi bir yapı bulunmuyor.

Yasama ise Kürdistan Halk Kongresi (KONGRA-GEL) ile eşit tutuluyor. Bu yapının başkanlığını yurtdışında yaşayan Zübeyir Aydar yapıyor. Yasamanın altında başkan, dört başkan yardımcısı ile başkanlık divan üyeleri ve genel kurul kademeleri yer alıyor.

YÜRÜTME HER ŞEYİN ÜSTÜNDE

KCK yapılanmasında yürütme her şey anlamına geliyor. Alanlar olarak belirlenen bölüm ise beşe ayrılmış: İdeolojik alan, halk savunma alanı, kadın alanı, sosyal ve siyasal alan. İdeolojik alan propaganda yapmaktan sorumlu bir birim. Bilim aydınlanma komitesi, kültür komitesi, basın yayın, PKK inşa komitesi ve PAJK (Kürdistan Özgür Kadınlar Partisi) bu birime bağlı olarak çalışıyor. PKK burada, silahlı bir güç olarak görülmekten çok eğitim ve propaganda birimi olarak değerlendiriliyor. Ayrıca PKK bilinenin aksine terör örgüt şeması içinde 15'inci sırada yer alan bir birim hüviyetinde nitelendiriliyor.

Örgütün silahlı olan kesimi, halk savunma alanı içinde zikrediliyor. Bu alanın başında Halk Savunma Güçleri (HPG) sözde komutanlığı bulunuyor. Hiyerarşik yapı sırasıyla 41 kişiden oluşan HPG Meclisi, 5 kişilik ana karargâh komutanlığı, 11 kişiden oluşan HPG Komuta Konseyi ve kol komutanlıkları şeklinde yer alıyor. Komutanlıklara bağlı birimler ise akademiler komutanlığı, öz savunma güçleri, özel kuvvetler ve YJA-STAR (Özgür Kadın Birlikleri) adlarıyla tanımlanıyor. Bütün bu birimlerin başındaki isim Suriyeli Dr. Bahoz Erdal kod adlı Fehman Hüseyin. HPG'ye bağlı savunma alanları ise kuzey ve güney olmak üzere ikiye ayrılmış durumda. Bu iki birim de kendi içinde 3 saha ve 19 alana bölüştürülmüş bulunuyor.

Kadın alan merkezi tamamen kadınlardan oluşan birimleri kapsıyor. Canlı bombaların hazırlanmasında ve örgüt propagandasında bu alan en aktif şekilde kullanılıyor. KJB (Koma Jina Bilind - Yüksek Kadınlar Topluluğu), PAJK (Kürdistan Özgür Kadınlar Partisi), YJA (Özgür Kadın Birliği) Jina Civan (Genç Kadınlar Örgütlenmesi) ve YJA-STAR bu alana bağlı çalışıyor. Terör örgütünün devlet şemasında sosyal alan merkezi ise sosyal komite, halk sağlığı komitesi, dil ve eğitim komitesi, özgür yurttaşlık koordinasyonu, ekonomi ve maliye komitesi şeklinde sıralanıyor.

Gençlik örgütlenmesine bakan bu birim Türkiye, Suriye, Irak, İran ve Avrupa'daki gençleri örgüte kazandırmayı hedefliyor. Daha çok üniversite öğrencilerinden oluşan bu yapı, aynı zamanda öğrencileri kitlesel eylemlerde de kullanıyor. Militan eğitimi ise dağlarda değil şehirlerde veriliyor. Bu yapıyı Türkiye'de YDGH (Yurtsever Demokratik Gençlik Hareketi), İran'da TCD, Irak'ta TCM, Suriye'de TCA gibi isimlerle anılan talebe cemiyetleri temsil ediyor. Avrupa'daki gençlik yapılanmasının adının Kürdistan Öğrenciler Birliği (YXK) olduğu belirtiliyor.

PKK'NIN ALEVİ VE YEZİDİ YAPILANMASI DA VAR

Terör örgütünün şemasında en dikkat çeken kısım ise siyasal alan merkezi. Bu birimde yer alan yapılanmalar oldukça ilginç. Azınlık ve inanç grupları komitesi, hukuk komitesi, dış ilişkiler komitesi, ekoloji ve yerel yönetimler komitesi bunlardan sadece birkaçı. Dış ilişkiler komitesi bünyesinde Avrupa Demokratik Toplum Koordinasyonu (CDK), Kürt Yezidiler Birliği, Kürt Aleviler Birliği, Kürdistan Hukukçular Birliği, Kürt Sanatçılar Birliği, Kürdistan İmamlar Birliği, Kürdistan İşçiler Birliği, Kürdistan Yazarlar Birliği, Kürdistan Kadınlar Birliği ile Avrupa Kürt Dernekleri Federasyonu (KON-KURD) gibi birimler yer alıyor. Bütün bunlar Avrupa'da yasal olarak faaliyet yürüten yapılanmalar şeklinde zikrediliyor. Ekoloji ve Yerel Yönetimler Komitesi bünyesinde Türkiye'de faaliyet yürüten Demokratik Kuruluş Birliği (DKB), İran'da bulunan Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK), Suriye'deki Demokratik Birlik Partisi (PYD) ve Irak'ta seçime dahi giren Demokratik Çözüm Partisi (PÇDK) gibi oluşumlar yer alıyor.

Örgüt şemasında Avrupa'da faaliyet yürüten bütün federasyonlar KON-KURD'e bağlı olarak anılıyor. Avusturya Kürt Dernekleri Federasyonu (FEY-KOM), Danimarka Kürt Dernekleri Federasyonu (FEY-KURD), Hollanda Kürt Dernekleri Federasyonu (FED-KOM), İsveç Kürt Dernekleri Federasyonu (FKKS), Almanya Kürt Dernekleri Federasyonu (YEK-KOM), Belçika Kürt Dernekleri Federasyonu (FEK-BEL), Fransa Kürt Dernekleri Federasyonu (FEYKA), Britanya (İngiltere) Kürt Dernekleri Federasyonu (FED-BİR), İsviçre Kürt Dernekleri Çatı Örgütü (FEKAR) söz konusu yapılanmada görülüyor

Kategoriler

"Türk milletinin karakteri yüksektir. Türk milleti çalışkandır. Türk milleti zekidir... Türk milleti milli birlik ve beraberlik içerisinde güçlükleri yenmesini bilmiştir… Türk milletinin tarihi bir niteliği de güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir. Türk milletinin büyük millet olduğunu bütün medeni alem, az zamanda, bir kere daha tanıyacaktır..."
Mustafa Kemal ATATÜRK