16 Ocak 2009 Cuma

T. GÜNEY'İN O ŞOK İFADESİ

Ergenekon Terör Örgütü'nün (ETÖ) en çok kunuşalan ismi Tuncay Güney'in Ergenekon tutuklusu Saçan'a Emniyette verdiği 2001 yılındaki ifadesi. VİDEO

Eski Emniyet Müdürü Adil Serdar Saçan'ın 2001 yılında Tuncay Güney'i sorgulama görüntüleri yayınlandı. 

Avukatlara dağıtılan 6 saatlik görüntüler, haber kanallarında yayınlanmaya başlandı. 

Ergenekon soruşturmasının kilit ismi Tuncay Güney’in 2001 yılında polise verdiği 4 DVD’den oluşan ifadeler, 5 sanık avukatına tutanak imzalatarak verildi. 

Güney, kayıttaki ilk ifadesinde öne çıkan bazı başlıklar şöyle: 

VELİ KÜÇÜK’ÜN K. IRAK’TA OKULU VARDI

 Ergenekon’un Kuzey Irak’ta da örgütlenmesi var.

 Veli Küçük’ün Kuzey Irak’ta okulu vardı.

 Veli Küçük ile Turan Yazgan’ın ilişkisi vardı

 Adnan Hoca’nın İsrail tarafından finanse edildiği söylendi.

 KÜÇÜK İLE PERİNÇEK’İN ARASI BOZULDU

 Hizbullah olayından sonra Veli Küçük ile Doğu Perinçek’in arası bozuldu.

 Veli Küçük bana Hizbullah’ın normalde askerlerin gözetiminde olduğunu söyledi.

 Doğu Perinçek, PKK’nın Türk gladyosu içindeki adamı.

 ERGENEKON’UN SAĞI-SOLU YOK

 Ergenekon örgütlenmesinin sağı-solu yok.

 Veli Küçük önemli bir general değildi, jandarma içine nüfuz edemezdi.

 Özel kuvvetlerle Ergenekon arasında hizipleşme vardı.

KÜÇÜK, KENYA’DAKİ OPERASYONA KARŞIYDI

 Öcalan’ın avukatı Doğan Erbaş’la görüştüm.

 Öcalan Moskova’da teslim olacaktı, Veli Küçük Kenya’da yapılan operasyona karşıydı.

 PKK Lübnan’da Çevik Bir ile görüştü.

VELİ KÜÇÜK, ‘YEŞİL’ İÇİN PATRONDU

 Ergenekon özel kuvvetler komutanlığını Amerikan uşağı olarak görüyor.

 Veli Küçük ile Öcalan’ın avukatı Doğan Erbaş hiç görüşmedi.

 Veli Küçük ‘Yeşil’ için patrondu.

 Yeşil’in ölümü Veli Küçük’ün işine yaramazdı.

 Mehmet Eymür ile Veli Küçük’ün arası açıktı.

KİMSE ‘YEŞİL’İ KÜÇÜK’TEN HABERSİZ ÖLDÜREMEZ

 Kimse Güneydoğu’da kalmak istemezdi, ama Cem Ersever orada kaldı

 Cem Ersever, JİTEM’in 4. Bölge Komutanı’ydı ama hiçbir zaman muhalif değildi.

 Cem Ersever tarafında olanları tasfiye eden Veli Küçük’tü. 

 ‘Yeşil’in hayalet olması Veli Küçük’ün işine yarardı.

 Kimse ‘Yeşil’i Veli Küçük’ten habersiz öldüremez.

ERGENEKON’A MAFYADAN DA KAYNAK AKIYOR

 Ergenekon’da sadece devletten değil, değil bankalardan mafyadan da kaynak akıyor

 Siyasete girmeyi hiç düşünmedi. Perde arkasındaki lider olmak daha çok hoşuna gidiyor.

 Veli Küçük’ü Ergenekon’un yöneticisi olarak görüyorum.

 Ergenekon’un İran, Azerbaycan ve Ortadoğu’da da örgütlenmesi var.

SABANCI CİNAYETİ KARATAŞ’A İHALE EDİLDİ

 Sabancı cinayetinin ardından Sabancılar, eski istihbaratçılarla bir dedektifler ekibi kurdu.

 Fehriye Erdal’a Sabancı Center’da çalışması için referans veren Hüseyin Kocadağ.

 Sabancı cinayeti ile ilgili dosyaları bana Doğu Perinçek verdi.

 Abdullah Çatlı, Levent’teki İETT garajında bir minibüs içinde Fehriye Erdal ve Mustafa Duyar ile görüştü.

 Sabancı cinayeti Dursun Karataş’a ihale edildi.

 Bedri Yağan’ı askerler, Dursun Karataş’ı polis destekliyor.

CUMHURİYET GAZETESİ GÜNDEME GELDİ

 Gürbüz Çapan Cumhuriyet gazetesinin hisselerini alıyor.

 Cumhuriyet’te İlhan Selçuk, 28 Şubat’tan sonra Kıvrıkoğlu’nu rencide eden bir yazı yazdı.

 Veli Küçük, ‘İlhan Selçuk’la gazete olmaz’ dedi.

 Veli Küçük ‘Bir gazete bir de televizyon lazım’ dedi.

 Veli Küçük, ‘Güçlenmek için basına girmeliyiz’ dedi.

 Veli Küçük’ün gazete istemesi üzerine Cumhuriyet gazetesi gündeme geldi.

 Gürbüz Çapan, ‘Pentagon’a gittim’ dedi.

 Cumhuriyet’in hisse yapılanması konuşuldu. Gürbüz Çapan, Veli Küçük’le iş yapmaya hazırdı. Ancak Veli Paşa, Gürbüz Çaban’la uğraşmak istemiyordu.

ERGENEKON YERALTI ÖRGÜTLENMESİ

 Sadece Mehmet Eymür Veli Küçük’e yakındı.

 Abdullah Çatlı, İzmit’te Veli Küçük’ün yanına gidip gelirdi.

 Ergenekon bir yeraltı örgütlenmesi olarak geçiyor.

 Ben de olan tüm belgelerin hepsi Veli Küçük’te de var.

 Necip Hablemitoğlu’nun Fethullah Hoca raporu vardı.

 Veli Küçük, Teoman Koman Paşa ile de ilişkideydi.

 Veli Küçük, Abdullah Çatlı’dan hoşnut değildi.

 Veli Paşa’nın Sedat Bucak’la arası çok iyiydi.

 Kısmetim-1 gemisi battı ama uyuşturucuya bir şey olmadı, yerine ulaştırıldı.

 Kısmetim-1 gemisi ile ilgili yazı yazmadım. Bana yaz dedikleri konuda yazıyorum.

DİĞER BAŞLIKLAR:

ADANAN HOCA İSRAİL'DEN FİNANSE EDİLİYOR

PKK ÇEVİK BİR İLE GÖRÜŞTÜ

DALAN'IN OKULLARINDA YEMEK DAĞITIYORDUM

VELİ KÜÇÜK'ÜN OKULU VAR

HİZBULLAH LİDERİ ÖLMEDİ

VELİ KÜÇÜK TRİŞKADAN GENERAL

ÖZEL KUVVETLERLE ERGENEKON HİZİPLEŞMESİ

ÇEVİK BİR PKK'YLA GÖRÜŞTÜ

YEŞİL'İN PATRONU VELİ KÜÇÜK'TÜ

CEM ERSEVER'İN CİNAYETLERİ

ERGENEKON'A DEVLET DIŞINDAN DESTEK

ERGENEKON'UN YÖNETİCİSİ VELİ PAŞA

DİĞER BAŞLIKLAR:

AĞAR VE KÜÇÜK AYRI BİR GRUPTU

SABANCI CİNAYETİ

GAY OLDUĞUMU HERKES BİLİYORDU

VELİ KÜÇÜK İLHAN SELÇUK'U İSTEMEDİ

HİZBULLAH'I KÜÇÜK EĞİTİYORDU

ÇİLLER'İ KABUL ETMEDİ

EYMÜR KÜÇÜK'E YAKINDI

ERGENEKON'UN ÇEKİRDEK KADROSU

KISMETİM-1’DEKİ UYUŞTURUCU
 Kısmetim-1 gemisi battı ama uyuşturucuya bir şey olmadı, yerine ulaştırıldı.
 Kısmetim-1 gemisi ile ilgili yazı yazmadım. Bana yaz dedikleri konuda yazıyorum.

ERGENEKON’UN ÇEKİRDEK KADROSU
Ergenekon’un çekirdek kadrosu: İsmail Hakkı Karadayı, Necip Torumtay, Teoman Koman, Rasim Betir, Nejad Müldür, Engin Hoş, Güven Erkaya, Veli Küçük, Osman Özbek.

BORAN KAYA'YA PROGRAM YAPTIRDI

- Veli Küçük televizyonlarda program yaptırarak para kazanmak istiyordu. Boran Kaya onun postasıydı. Kaya'yı Dinç Bilgin'e götürdüm. "İner misin Çıkar mısın?" programı yapıldı. Sonra Paşa'nın Kaya ile arası bozuldu. Çocuk kazada öldü. 

- Veli Küçük Seda Sayan'ı da istiyordu.

MİT: GÜNEY JİTEM ELEMANI

Tuncay Güney'in MİT elemanı olduğunu gösterdiği ileri sürülen belge, tam tersi çıktı. Belge, Güney'in JİTEM'e çalıştığını ortaya koyan MİT raporuymuş.

Ergenekon’un kilit ismi Tuncay Güney’in MİT elemanı olduğunun kanıtı olarak kamuoyunda günlerce tartışılan belge tam tersi çıktı. Bugün Gazetesi'nin orijinaline ulaştığı belgeye göre Güney, MİT’in takibindeki JİTEM elemanı... 

Ergenekon Operasyonu'nun kilit ismi Tuncay Güney’in MİT’te çalıştığını gösterdiği iddia edilen belge tam tersi çıktı. Belge Güney’in JİTEM’de çalıştığını ortaya koyan MİT raporu. Aynı belge daha önce Tuncay Güney’in MİT elemanı olduğuna ilişkin kanıt olarak kamuoyunda günlerce tartışılmıştı. Buna göre Güney, 'İpek' kod adıyla MİT'in İran Masası'nda çalışan bir personeldi. MİT de ertesi gün belgenin kendilerine ait olduğunu fakat Güney'in personelleri olmadığını, şüpheli personel olarak takip edildiğini açıklamıştı. 

VELİ KÜÇÜK EMRİNDE 

BUGÜN’ün ulaştığı 07/02/1997 tarihli 'çok gizli' belgeye göre Tuncay Güney'i izleyen birimler, temasları hakkında MİT'e kapsamlı bir rapor sundu. Belgeye göre Tuncay Güney MİT'te değil Veli Küçük'ün emrinde JİTEM'de çalışıyordu. 

Güney'in yaptığı görüşmeleri en ince ayrıntısına kadar takip eden birimin iki sayfalık raporunda şu ifadeler dikkat çekiyor: "Mezkur görüşmede Güney muhatabına, İbrahim Şahin ile Çatlı'nın birlikte görüntülendiği resimleri Kanal D'ye satan Haluk G'yi Mehmet Eymür'ün adamı Tuncay Özkan ile randevusunu kendisinin ayarladığını, adı geçenlerin görüşmeleri sırasında G'nin fotoğraflarını 2 milyar TL'ye Kanal D'ye sattığını, bu gelişmeler üzerine özel timcilerin G'yi hedef haline getirerek her yerde aramaya başladıkları. 

ERSEVER’İN ÖLDÜRÜLMESİ 

Çatlı ile Mesut Yılmaz'ın birlikte görüntülendiği resimleri ise bir DYP milletvekiline kendisinin sattığını, bu milletvekilinin fotoğrafların montaj olmadığına dair Emniyet Genel Müdürlüğü laboratuarlarından rapor aldığını. Son günlerde, kendisinin de komutanı olan Tuğgeneral Küçük hakkında Çatlı ile bağlantılı olduğu yolunda birçok haberin kamuoyunda yer aldığını, Hanefi Avcı'nın ifadesi ile de Küçük'ün zor durumda kaldığını, adı geçen generalin yaptıklarının ortaya çıkması halinde kendisinin de bu durumdan etkileneceğini, zira Cem Ersever'in öldürülmesi olayının da vuzuha kavuşacağını." 

GAZETECiYE JİTEM’DE iŞ TEKLİFİ 

İki sayfalık belgede Güney'in 7 Şubat 1997 günü Akşam Gazetesi yazı işlerinden B.A ile yaptığı görüşmenin detaylarına yer veriliyor. Tuncay Güney ile Akşam Gazetesi Yazı işleri çalışanı B.A arasındaki görüşmede yine aynı gazetede çalışan Fuat isimli çalışanın fotoğrafların pazarlanması aşamasında fazladan para istediği bu sebeple de sorunlar çıktığı gündeme geldi. Belgede söz konusu gazetecinin DYP'nin propaganda dergisini çıkarması karşılığında ayda 10 milyar TL alacağı bildiriliyor. 

MiT BELGEYİ DOĞRULAMIŞTI 

Kod adı İpek' haberiyle gündeme gelen Tuncay Güney'in MİT personeli olduğu bilgisi bu belgeyle yeni bir boyut kazandı. MİT tarafından yapılan açıklamada da "Haberde yer alan belge teşkilatımıza aittir. Fakat Güney, o dönem itibariyle şüpheli faaliyetleriyle dikkatimizi çeken ve üzerinde çalışma yapılan bir şahıstır. Bu bağlamda, Tuncay Güney kayıtlı bir haber kaynağımız değildir" denilmişti. 

RAPORUN SON BÖLÜMÜ 

Çok gizli raporun son bölümünde yer alan ifadeler ise şu şekilde: "Bahse konu DYP milletvekiline satmış olduğu fotoğrafları Jİ- TEM'den temin ettiğini, JİTEM'in elinde hali hazırda Tansu Çiller ve Oral Çelik'in birlikte görüntülendiği fotoğrafların da bulunduğunu, ancak arada komutanın bulunması nedeniyle mezkur fotoğrafları elde ederek satışa çıkaramadığını ifade etmiştir." 

İŞTE O ÇOK GİZLİ BELGELER

Susurluk, JİTEM ve Ergenekon

Mesut Yılmaz'ın Başbakanken hazırlattığı Susurluk raporunda Ergenekoncular ve JİTEM hakkında neler anlatılıyor?

Kontrgerilla, Susurluk, Sarıkız, Ayışığı ve Ergenekon notları

Hasan Cemal / Milliyet

Mesut Yılmaz vardı dünkü yazımda. PKK ve teröre karşı mücadelede hukukun çiğnendiğini, Susurluk’un böyle doğduğunu gayet iyi anlattı NTV’de.
Bağımsız Rize milletvekili Yılmaz, 1990’larda yaşanan faili meçhul cinayetleri ve karanlık olayları araştıran bir de rapor hazırlatmıştı Başbakanlığı döneminde, 1997 yılında.
Raporun adı Susurluk’tur.
Ergenekon’un önde gelen sanıklarından Veli Küçük Paşa da vardır Susurluk raporunda.
75 ve 76. sayfalar şöyledir:
“İtirafçılardan ve haraç paylaşımındaki silahlı eylemden mahkum İbrahim BABAT‘ın ifadesinin bir bölümü örnek ve ibretle okunmaya değer bir belge olarak, yorumsuz aşağıda sunulmaktadır:
‘1990 yılında JİTEM’de bazı köklü değişiklikler oldu. Asayiş Bölge Komutanlığına Hikmet KÖKSAL Paşa getirilmişti, gruplar oluşturulmuştu. JİTEM’in başına da Veli KÜÇÜK Paşa getirilmişti(o zaman albaydı).
1990 yılında yakalanıp serbest bırakılan bazı itirafçılar asker kimliğiyle JİTEM grup komutanlığına alınmışlardı. Bütün asker itirafçılarının bir araya toplanılması düşünülüyordu. JİTEM’de bu itirafçıların sevk ve idareleri için bana görev çağrısı yapıldı.
Diyarbakır’a gittim.
Bu arada JİTEM çatısı altında illegal bir oluşuma gidildi. Diyarbakır ve çevresinde PKK ile ilişkili olduğundan şüphelendiğimiz hemen herkesi infaz etme yetkimiz vardı.
Bu insanları bir şekilde öldürmeyi bir yöntem olarak benimsemiştik. Bizden istenen buydu, bu tarzda talimat alıyorduk.”
Uzun lafın kısası:
Susurluk budur.
Yılmaz’ın Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olarak 1990’ların sonuna doğru saptadığı ve rapora bağladığı ‘hukuk dışılık’ budur, devletin hukuku hiçe sayması budur.
Babat’ın ifadesi devam ediyor:
“Antalya’da örgüt(PKK) tarafından öldürülen Numan kod(Selahattin Görgülü) adındaki kişi bizim grubumuzun istihbaratçısıydı. Örgütle ilişkilidir tarzında bize gösterdiği kişilerin hepsini değişik dönem ve zamanlarda infaz ettik. 
Bismil’de benzinci Talat... Diyarbakır-Bismil kavşağında bir vatandaşı aynı gerekçelerle infaz ettik. Batman’da iki kişiyi, birini evinden, diğerini evin önünden alarak Batman-Silvan arasında infaz ettik. Yine Hazro’da bir vatandaş infaz edildi.
Bu çalışmalar beş ay sürdü. Yine o dönemde Selahattin Görgülü’nün verdiği istihbarat doğrultusunda bir şahıs Celil kod Aytekin ÖZEL binbaşıyla Abdülkadir AYGAN birlikte gidip infaz ettiler.”
Susurluk raporunda diyor ki Babat:
“PKK ile ilişkili olduğundan şüphelendiğimiz hemen herkesi infaz etme yetkimiz vardı. Bu tarzda talimat alıyorduk.”
Kim veriyordu talimatları?
Nereden geliyordu talimatlar?
JİTEM...
Uzun adı, Jandarma İstihbarat Gruplar Komutanlığı... Ve bunu kendisinin kurduğunu söyleyen Veli Küçük Paşa’nın rolü neydi?..
Raporun 8. sayfasından:
“Susurluk olayının başlangıcı belki de zamanın Başbakanı Çiller’in bir cümlesinde gizlidir. ‘PKK’ya yardım eden işadamlarının listesi elimizde’ diyordu. Sonra da infazlar başladı...”
Raporda geçen bir başka konu:
“İnfaz grupları...”
Bir başka deyişle, ‘faili meçhulleri’ işleyen cinayet çeteleri...
Raporun 31. sayfasından:
“İnfaz grubu ibaresi kanaatimizce birçok olayın düğüm noktasıdır. ‘İnfaz grubu’na kim emir verebilir? Böyle bir grubu kimler kurabilir? Devlette bu yetki olacaksa sistem nasıl işleyecektir? Ve hangi amaçla bu sistem çalıştırılacaktır?
Şu husus bilinmektedir:
OHAL bölgesinde bu karar mercii, Başçavuşlara, Komiser yardımcılarına, çok daha önemlisi, bu yetki dünkü terörist, yarınki potansiyel suçlu itirafçılara kadar inmiştir. 1996 yılında Kolordu Komutanı’nın her türlü düzensizliğe son vermek için harekete geçmesi, bu adam öldürmedeki keyfiliği de bir noktaya kadar önlemiştir.”
Adam öldürmedeki keyfilik...
Susurluk raporu böyle diyor.
73. sayfadan:
“Devlet, Behçet Cantürk’le başedememiştir. Yasal yollar yetmemiş, neticede, Özgür Gündem gazetesi plastik patlayıcılarla havaya uçurulmuş, Cantürk’ün devlete biat etmesi beklenirken, adı geçenin yeni bir tesis kurmak üzere harekete geçmesi üzerine, Türk Emniyet Teşkilatı tarafından öldürülmesi kararlaştırılmış ve karar infaz edilmiştir. Böylece 100 kişiye yakın olduğu tespit edilen ve zamanın Başbakan’ının ifade ettiği ‘PKK finansörü işadamlarının elde olan listesi’nden bir kişi eksilmiştir.”
Bir kez daha:
İşte Susurluk budur.
Başbakanlığı döneminde Susurluk Raporu’nu hazırlatan Mesut Yılmaz’ın “Devlet hukuk dışına çıkmıştır’ dediği olay budur.
Susurluk’ta JİTEM vardır.
Hesabı görülmemiştir.
Veli Küçük Paşa vardır.
Susurluk hesabını vermemiştir.
Ve JİTEM deyince, Ergenekon sanığı olarak dün Ankara’da yakalanan emekli Tuğgeneral Levent Ersöz vardır, Şırnak ve çevresinde korkuyla anılan...
Susurluk hesabını vermemiştir.
Susurluk’ta İbrahim Şahin vardır.  
Affa uğramıştır.
Bugün her üçü de Ergenekon sanıkları arasında yer alıyorlar. Darbe tertiplerinde isimleri geçiyor.
Susurluk karartılmıştı.
Ergenekon’un akıbeti ne olacak?
Yılmaz’ın deyişiyle Susurluk’ta hukuk dışına çıkan ‘devlet kurumları’ bunun hesabını yargı önünde vermemişlerdi.
Ergenekon’da ne olacak?
Veya şöyle sorulabilir:
En nihayet bütün bu olayların dibinde yatan ‘asker sorunu‘nu görebilecek miyiz, yoksa körün fili tarif etmesi gibi davranmaya devam mı edeceğiz?

26 Aralık 2008 Cuma

Tapınak Şövalyeleri, Arıtman ve Yunanistan olayları

Tapınak Şövalyeleri Haçlı Savaşları döneminde “İsa’nın Yoksul Şövalyeleri” adıyla, Hıristiyanlar için kutsal sayılan yerleri “Müslümanlardan korumak” için kurulmuştur. Kendilerine tahsis edilen Süleyman Tapınağı’ndan dolayı sonraları kendilerine “Tapınak Şövalyeleri” denmeye başlanmıştır. Tapınak Şövalyeleri askerlikle tarikatı bir arada götüren gizemli, ezoterik inançlara sahip bir guruptur.

O dönem Müslümanları bir taraftan Haçlılarla uğraşırken, diğer taraftan içeriden Haşhaşilerin saldırılarına maruz kalmaktaydılar. Tapınak şövalyeleri bu dönemde İsmaililer’le ve Haşhaşilerle ittifaklar kurarak Müslümanlara karşı ortak cephe oluşturmuşlardır.

Tapınakçıların Hz. İsa hakkındaki görüşleri Hıristiyanlardan farklıydı. Bu nedenle sonraları Hıristiyanlıktan uzaklaştıkları ve ihanet ettikleri için tardedilmiş ve bir kısmı yakılarak cezalandırılmıştır.

Kudüs ve çevresi haçlılardan temizlendikten sonra Tapınakçıların gizemli ve karanlık örgütlenmelerle günümüze kadar geldiği ve bu günkü masonik yapıların temelini oluşturduğu düşünülmektedir. Yahudi etkisinin sürekli arttığı bu karanlık örgütün hedefleri arasında, “Müslümanların eline geçen kutsal yerlerin geri alınması” ve bunun için mücadele edilmesi de vardır. İstanbul (Konstantinopolis) Tapınak şövalyeleri için kutsaldır ve Müslümanlardan mutlaka alınmalıdır! Bizdeki beyaz Türklerin ve İstanbul’a, Boğaziçi’ne yerleşik Erguvanilerin, kripto ecnebilerin örgütlenmeleri ve hedefleri Tapınak Şövalyeleri ile örtüşmektedir.

Rodos adası Tapınak Şövalyeleri için önemli bir merkezdi ve burada Tapınak Şövalyelerinin kadim tapınakları bulunmaktaydı.

Tapınak Şövalyeleri’nin Cumhurbaşkanının annesini “Ermeni” olmakla itham eden Canan Arıtmanla ilgisi ne?

Canan Arıtman’ın kocası Yetkin Arıtman, İzmir bölgesi masonlarının “üstadı muhterem”liğini (İzmir ve bölge başkanı) yapmış bir adam. İnsanların inançlarını, etnik kökenlerini tartışmaya açan bu aile, kendilerini Cumhuriyetin kurucusu ve yegâne sahibi gören, Kara Türkleri küçümseyen ve dışlayan Sebetay kökenlilerdendir.

Koca Arıtman, 21 masonla birlikte 22 Nisan 2007 günü Rodos Adası'na giderek, Tapınak Şövalyeleri'nden kalma büyük mabette, Yunan masonlarla birlikte tarihi bir ayin gerçekleştirdi. Yunanistan Kültür Bakanlığı Tapınak Şövalyeleri'nden kalma binaları 2006 yılında restorasyon çalışmaları karşılığında Yunanistan Büyük Mason Locası'na devretti. Rodos adasındaki bu ayin Türkiye&Yunanistan masonlarının ortak hareket kararının temelini atan çok kritik bir toplantıydı. Canan Arıtman’ın kocası Yetkin Arıtman bu tapınağın restorasyonunda ve Türk-Yunan masonlarının müşterek hareket kararında başrol oyuncusuydu.

“Türk ve Yunan masonlarının işbirliği yapması neyin alameti ve işareti olabilir ki? İki komşu mason örgütü kardeşçe işbirliği yapıyor” diyebilirsiniz.

Ancak mesele öyle değil. Türk-Yunan ve Türk-Ermeni ilişkilerindeki gerilim mason locaları ve her iki ülkede de etkin olan Sebatay kesimler tarafından sürekli ve planlı olarak körüklenmektedir. Mübadele sırasında Yerli Sebataylara ilave olarak Selanik’ten Müslüman göçmenlerin arasında epeyce bir kripto Yahudi getirilmiş ve bunlar Türkiye coğrafyasına dağıtılmış; büyük bir ihtimamla devletin ve toplumun sinirlerine, kritik noktalarına yerleştirilmişlerdi. Selanikli Sebatayların elbette hepsi Türkiye’ye getirilmedi. Yunanistan’da da bunlardan epeyce bırakıldı. Bizde “Müslüman Türk” olarak görünen bu kesim, Yunanistan’da “Hristiyan Rum”, hatta Yunan milliyetçisi olarak sahne aldılar. Bizde ve onlarda yönetimde hep etkili oldular, pek çok bakan, başbakan, Cumhurbaşkanı çıkardılar. Fakat her dönemde kültürü, zevkleri, refleksleri benzeyen; ortak geçmişe sahip bu iki toplumu gergin ve düşman olarak tutmayı başardılar. Her iki başbakanın da Sebatay olduğu bir dönemde “kardak” kayalıklarından dolayı neredeyse savaş çıkaracaklardı. Birilerinin hâkimiyeti devam edebilsin diye iki ülke halkı sürekli birbirine karşı kışkırtılmaktadır. Beyaz Türklerin kontrolündeki ulusalcılara mukabil, Yunanistan da Yunan ulusalcılar desteklenmektedir.
Türkiye ve Yunanistan’da yapılanmış olan Ergenekon, gladyo tarzı yapılar benzerlik arz etmekte ve aynı cenahlarca yönlendirilmektedir. Bizde derinlerin tetikçisi ve suikastçısı DHKP-C’nin bir benzeri, “17 Kasım Örgütü” şeklinde Yunanistan’da yapılandırılmıştır. Her ikisi de, hücre yapılanmasına sahip, nokta hedeflere kilitlenen, önemli insanlara suikastlar düzenleyen, derin odakların taşeronluğunu yapan örgütlerdir ve iki örgüt işbirliği içinde çalışmaktadır. Türkiye’deki bütün muhalif guruplara ve örgütlere kucak açan Yunanistan’ın “Lavrion Terör Eğitim Kampı” DHKP-C, PKK kavgalarıyla da gündeme gelmişti.

Bizdeki Ergenekon’un deşifre edildiği süreçte, Yunanistan’daki derin yapının kirli eli 17 Kasım (17N) örgütünün de üzerine gidildi ve örgüt önemli oranda çökertildi. Bizde nasıl “Başbayan” ve onun “Karanlık Güvenlik Amiri” döneminde Ergenekon ve faaliyetleri pik yapmışsa, Beyaz Rum Papandreu`lar döneminde de 17 Kasım Örgütü azmış ve dokunulamaz hale gelmişti. Kaderin cilvesi bizde bir Kara Türk olan Erdoğan döneminde Ergenekon’un üzerine gidilirken; Yunanistan’da da bir Kara Rum olan Karamanlis döneminde Yunan derin yapısı deşifre ve tasfiye edilmeye başlandı (Karamanlis’ler aslen Hıristiyan Karaman Türklerindendir, mübadele din esasına göre yapıldığı için Yunanistan’a gönderilmiştir). Ancak hem Türkiye’de hem Yunanistan’da tasfiyeye karşı “derin kripto yapılar” harekete geçtiler. Yunanistan’da orman yangınları ve provakatif olaylar çıkarıldı ve mevcut kara hükümet yıpratılarak düşürülmeye çalışıldı. Garip bir şekilde bir AB ülkesi olan Yunanistan’da (bizdekine benzer) Kripto medya ve derin muhalifler “olağanüstü hal” talep etmeye başladılar. Bizde ise Cumhurbaşkanlığı krizi, Cumhuriyet mitingleri, e-muhtıralar, provakatif olaylar yaşandı.

Türk ve Yunan masonlarının, beyaz kripto yapıların kutsal(!) Rodos tapınağında bir araya gelerek birlikte hareket etme kararı manidardır.
Canan Arıtman’ın kocasının organize ettiği bu toplantıda ayinin dışında ne gibi kararlar alındı, neler planlandı?

Derin, karanlık, masonik yapılar mevcut hükümetlere karşı müşterek hareket etme kararı aldılar mı?

Komşuda bir gencin polis tarafından öldürülmesi üzerine başlatılan olayların, şiddet eylemlerinin benzerleri Türkiye’de çıkarılacak mıdır?
Kendi çıkardıkları yangınlara mekanize güçlerini çağıran bu derin, karanlık cenahlar komşuda ve bizde olağanüstü hal ortamı mı oluşturmaya çalışıyorlar?
26 Aralık 2008 Cuma

Türk & Yunan Sebatayları Birleşti

Türk ve Yunanistan "Masonları" ortak hareket kararı aldılar. Artık "alan politikası" uygulanıyor... İşte Türkiye'ye gelmeyen Sebatayların iki ülkedeki ortak planları.

Yusuf Gezgin'in yazısının özeti:

Canan Arıtman’ın kocası Yetkin Arıtman, İzmir bölgesi masonlarının “üstadı muhterem”liğini (İzmir ve bölge başkanı) yapmış bir adam. İnsanların inançlarını, etnik kökenlerini tartışmaya açan bu aile, kendilerini Cumhuriyetin kurucusu ve yegâne sahibi gören, Kara Türkleri küçümseyen ve dışlayan Sebetay kökenlilerdendir.

Koca Arıtman, 21 masonla birlikte 22 Nisan 2007 günü Rodos Adası'na giderek, Tapınak Şövalyeleri'nden kalma büyük mabette, Yunan masonlarla birlikte tarihi bir ayin gerçekleştirdi. Yunanistan Kültür Bakanlığı Tapınak Şövalyeleri'nden kalma binaları 2006 yılında restorasyon çalışmaları karşılığında Yunanistan Büyük Mason Locası'na devretti.

Rodos adasındaki bu ayin Türkiye&Yunanistan masonlarının ortak hareket kararının temelini atan çok kritik bir toplantıydı. Canan Arıtman’ın kocası Yetkin Arıtman bu tapınağın restorasyonunda ve Türk-Yunan masonlarının müşterek hareket kararında başrol oyuncusuydu.

“Türk ve Yunan masonlarının işbirliği yapması neyin alameti ve işareti olabilir ki? İki komşu mason örgütü kardeşçe işbirliği yapıyor” diyebilirsiniz.

Ancak mesele öyle değil. Türk-Yunan ve Türk-Ermeni ilişkilerindeki gerilim mason locaları ve her iki ülkede de etkin olan Sebatay kesimler tarafından sürekli ve planlı olarak körüklenmektedir.

Her iki başbakanın da Sebatay olduğu bir dönemde “kardak” kayalıklarından dolayı neredeyse savaş çıkaracaklardı. Birilerinin hâkimiyeti devam edebilsin diye iki ülke halkı sürekli birbirine karşı kışkırtılmaktadır. Beyaz Türklerin kontrolündeki ulusalcılara mukabil, Yunanistan da Yunan ulusalcılar desteklenmektedir.

Türkiye ve Yunanistan’da yapılanmış olan Ergenekon, gladyo tarzı yapılar benzerlik arz etmekte ve aynı cenahlarca yönlendirilmektedir. Bizde derinlerin tetikçisi ve suikastçısı DHKP-C’nin bir benzeri, “17 Kasım Örgütü” şeklinde Yunanistan’da yapılandırılmıştır. Her ikisi de, hücre yapılanmasına sahip, nokta hedeflere kilitlenen, önemli insanlara suikastlar düzenleyen, derin odakların taşeronluğunu yapan örgütlerdir ve iki örgüt işbirliği içinde çalışmaktadır. Türkiye’deki bütün muhalif guruplara ve örgütlere kucak açan Yunanistan’ın “Lavrion Terör Eğitim Kampı” DHKP-C, PKK kavgalarıyla da gündeme gelmişti.

Bizdeki Ergenekon’un deşifre edildiği süreçte, Yunanistan’daki derin yapının kirli eli 17 Kasım (17N) örgütünün de üzerine gidildi ve örgüt önemli oranda çökertildi. Bizde nasıl “Başbayan” ve onun “Karanlık Güvenlik Amiri” döneminde Ergenekon ve faaliyetleri pik yapmışsa, Beyaz Rum Papandreu`lar döneminde de 17 Kasım Örgütü azmış ve dokunulamaz hale gelmişti. Kaderin cilvesi bizde bir Kara Türk olan Erdoğan döneminde Ergenekon’un üzerine gidilirken; Yunanistan’da da bir Kara Rum olan Karamanlis döneminde Yunan derin yapısı deşifre ve tasfiye edilmeye başlandı (Karamanlis’ler aslen Hıristiyan Karaman Türklerindendir, mübadele din esasına göre yapıldığı için Yunanistan’a gönderilmiştir). Ancak hem Türkiye’de hem Yunanistan’da tasfiyeye karşı “derin kripto yapılar” harekete geçtiler. Yunanistan’da orman yangınları ve provakatif olaylar çıkarıldı ve mevcut kara hükümet yıpratılarak düşürülmeye çalışıldı. Garip bir şekilde bir AB ülkesi olan Yunanistan’da (bizdekine benzer) Kripto medya ve derin muhalifler “olağanüstü hal” talep etmeye başladılar. Bizde ise Cumhurbaşkanlığı krizi, Cumhuriyet mitingleri, e-muhtıralar, provakatif olaylar yaşandı.

Türk ve Yunan masonlarının, beyaz kripto yapıların kutsal(!) Rodos tapınağında bir araya gelerek birlikte hareket etme kararı manidardır.
Canan Arıtman’ın kocasının organize ettiği bu toplantıda ayinin dışında ne gibi kararlar alındı, neler planlandı?

Derin, karanlık, masonik yapılar mevcut hükümetlere karşı müşterek hareket etme kararı aldılar mı?

Komşuda bir gencin polis tarafından öldürülmesi üzerine başlatılan olayların, şiddet eylemlerinin benzerleri Türkiye’de çıkarılacak mıdır?
Kendi çıkardıkları yangınlara mekanize güçlerini çağıran bu derin, karanlık cenahlar komşuda ve bizde olağanüstü hal ortamı mı oluşturmaya çalışıyorlar?

2 Aralık 2008 Salı

MİT'te Demir Leydi Dönemi

MİT'te görev değişimi zamanı... MİT Müsteşarı Emre Taner yaş haddinden emekli oluyor. Yerine düşünülen isim ise istihbaratın demir leydisi...


MİT Müsteşarı Emre Taner yaş haddinden emekli oluyor. Taner’in yerine atanması beklenen A.G. ‘demir leydi’ olarak nitelendiriliyor. A.G. daha önce de MİT’in “ilk kadın Bölge Başkanı” olmuştu. Son günlerde çeşitli tartışmaların odağında yer alan Milli İstihbarat Teşkilatı, önümüzdeki aylarda yeniden yapılanacak. Görev süresi daha önce iki kez uzatılan Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarı Emre Taner’in Mart ayında emekli olması bekleniyor. Müsteşar Taner emekliye ayrılmaya hazırlanırken, yerine düşünülen ilk ismin kadın Müsteşar Yardımcısı olduğu belirtildi. MİT’te operasyon, istihbarat ve idari işlerden sorumlu üç Müsteşar Yardımcısı görev yapıyor. En önemlisi olan “Müsteşar Operasyon Yardımcılığı” görevinde, buraya 6 ay önce atanan A.G. bulunuyor. Önceki Müsteşarlar Taner ile Atasagun da “operasyon” kökenliydi.Müsteşar İstihbarat Yardımcılığı görevini ise 3 ay önce atanan A.Ş. yürütüyor. A.Ş.’nin meslekte A.G.’ye göre daha kıdemli olmasına karşın, hem Müsteşar Yardımcılığı’na daha önce atanmış olması, hem de “Operasyon Yardımcısı” olması nedeniyle A.G.’nin Müsteşarlığa atanma olasılığı yükseliyor. Buna karşın A.Ş. de Müsteşar Yardımcılığı öncesinde “MİT Operasyon Başkanlığı” yapmış tercübeli bir isim olarak değerlendiriliyor.MGK’da görüşülecekDevlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu uyarınca, yeni Müsteşarın ismi önce MGK’da görüşülecek. Bu konunun Aralık ya da Şubat ayı olağan toplantılarında gündeme alınması planlanıyor. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün onay vermesinin ardından yeni Müsteşar göreve başlayacak.Müsteşarlık için ismi öne çıkan A.G’nin yaş durumu uzun yıllar Müsteşar olarak hizmet edebilmesine olanak tanıyor. A.G. daha önce MİT’in Adana Bölge Başkanlığı gibi önemli bir görevde bulunarak “İlk kadın Bölge Başkanı” sıfatını da kazanmıştı. İki hafta önce uygulamaya giren terörle mücadele amaçlı Türkiye-ABD-Irak üçlü mekanizmasının Bağdat’taki toplantısına da MİT’i temsil eden A.G., 2006 yılında MİT’i temsilen TBMM Şemdinli Komisyonu’na da sunum yapmıştı. O tarihte “İstihbarat Başkanı” olan A.G., Müsteşar Taner ve dönemin Operasyon Başkanı A.Ş. ile birlikte katıldığı toplantıda “Bölgede meydana gelen olayları çok da yadırganır nitelikte bulmadıklarını” vurgulamıştı.
Kaynak: Vatan
changeTarget(document.getElementById("news_content"))

MİT'in Parasını Kumarda Yediler

Örtülü ödenekten büyük bir operasyon için verilen çok yüksek miktarda parayı kumarhanelerde, barlarda ve pavyonlarda bitiren ekip...

Sabah Gazetesi'nden Ecevit Kılıç'ın Avni Özgürel'le yaptığı röportajın ilgili bölümü:
* Güney'in MİT elemanı olduğu neden şimdi ortaya çıktı? Güney için "İftira ediyor, söyledikleri palavra, ciddiye alınacak bir adam değil" deniyor. Şimdi Güney'in MİT elemanı olması işin rengini değiştirdi. Güney'in ilişkiler ağı içinde olduğunun resmi belgesi o. Çünkü iddianamenin omurgası Güney'in ifadeleri. Bu belge, kanıtları yerli yerine oturttu. Birçok insan MİT'le dışarıdan irtibatını kurmuş muhbir olarak çalışıyor. Güney de böyle birisi. Kod ismi verilmiş. İpek kod ismi de cinsel kimliğinden hareketle verilmiş.* MİT'in savcılığın "Tuncay Güney" diye yazdığı yazıya kod adını dahil ederek cevap vermesini nasıl okuyorsunuz? Güney'in kimliğinin şu veya bu şekilde ileride ortaya çıkacağını biliyorlar. Kendi deşifre etti ve kendi tarif ettiği kılıfla. Böylece bugün kopacak rüzgârla yarınki fırtınayı önlemiş oluyorsunuz. MİT'in bütün bu tecrübelerin ışığında yeniden dizayn edilmesi gerekir.* Veli Küçük bütün bunların neresinde? Orgeneral seviyesindeki askerlerin bile ürkerek telefon açtıkları biriydi. Bakmayın şimdi cezaevindeki haline. Görevde olduğu dönemde o adının desturla anıldığı bir adamdan söz ediyoruz. Hizbullah dediğiniz örgütü kurmuş daha ötesi var mı? Türkiye'yi altını üstüne getirebilen örgütler bunlar.
MİT'TEKİ KONTR TERÖR DAİRESİ
* Kontr-Terör Dairesi'nin kuruluşu ne zaman? 1980 sonrası istihbarat örgütü bir alt üst oluş yaşadı. O dönemde Türkiye diplomatları ASALA'nın saldırılarına maruz kalıyordu. Daha önce teşkilattan ayrılan Hiram Abas geri çağrıldı. O da elinin ayağının serbest olacağı bir yapılanma istedi. Bunun üzerine Özel İstihbarat Dairesi kuruldu. Ardından da resmi organizasyon şemasında yer almayan ve MİT'in de içine sinmeyen bir şekilde Kontr-Terör Dairesi kuruldu. Tansu Çiller'in başbakanlığı döneminde. Çiller, MİT'in yapısını istediği gibi değiştiremeyince emekli MİT'çi Nuri Gündeş'i başbakanlığa danışman olarak alıp, onun yönetiminde Kamu Güvenlik Başkanlığı (KGB) diye özel bir istihbarat birimi kurdu. Bunun gizli kararnamesi Çankaya'ya çıktı, Süleyman Demirel imzaladıktan sonra farkına vardı işin ciddiyetini ve sonra yırttı.* Yöneticileri kimlerdi? Başında Mehmet Eymür vardı. Öyle ki MİT'te her birim kendi birim amirine bağlıyken Eymür, doğrudan müsteşara bağlıydı. Ve bu yapının bir uzantısı Yavuz Ataç'tı.* Neden MİT'in organizasyon şemasında yok? Kaydı yok.* İllegal mi? Hayır. Emirle kurulmuş. Ama bütün ilişkiler söz üzerine kurulu. Bir istihbarat örgütünün dosyaları, kadroları ve irtibat elemanlarının kayıtları vardır. Kontr Terör Dairesi'nin yok. Kayıtlar daha çok Yavuz Ataç'ın not defterinde yazılı. Bu arşivler Eymür ve Ataç'ta. Onlar da kurumsal değil, bireysel arşiv.* Bu birim neden bu kadar tartışmalı? İcraatlarıyla Türkiye'ye büyük zarar verdi. MİT, tarihinde ilk kez borsa oynadı. 300 milyar lira borsada battı. Örtülü ödenek parasıydı. Başka bir kurum olsa soruşturma açılır. Ama üstü örtüldü.* Ataç ve Eymür döneminde mi? Evet. Kontr-Terör Dairesi döneminde. Keza, MİT'e tekstil ve ihracat şirketleri kurdurdular, "Bu yolla ajanlarımıza tüccar kimliği sağlayacağız" diye. Oralara verilen paralar battı. Bu birim lağvedilince Yeşilköy'deki ihracat şirketi çalışanlarıyla ortada kaldı. Sağa sola senet, çek vermişler. MİT, rezil oldu. MİT'in kurduğu şirket olunca herkes oraya iş vermiş. Bu paralar yenilmiş.
ASALA için ayrılan paralar kumara gitti
* Kim yönetiyordu bu ticari işleri? Ekibin başında Yavuz Ataç vardı. Ataç da Mehmet Eymür'e bağlıydı. Aynı dönemde MİT kimliği verilen birisi captagon hapı yapıyordu. Yurtdışında üretilen captagonlar, Türkiye'ye geliyor ve Ortadoğu'ya satılıyordu. Bu kişiler, daha da küstahlaşarak bu işi müsteşarlığa gelir kaynağı diye sokuşturmak istedi. O kişi Edirne sınırında captagonlarla yakalanınca MİT kimliğini göstererek kurtuldu. Uyuşturucu kaçakçılığının istihbarat elemanlarınca organize edildiği, bir sınırdan alınıp öbür sınıra götürüldüğü süreçti. Herkesin eline kırmızı ve yeşil pasaportlar verildi. "ASALA'yı imha edeceğiz, Dursun Karataş'ı öldüreceğiz" diye bir araya gelen Abdullah Çatlı'lar, Haluk Kırcı'lar ve Alaattin Çakıcı'lara örtülü ödenekten para verildi. Bu paralar İsviçre'de kumarhanede batırıldı. Barlarda, pavyonlarda yendi. Büyük paralardı.* Bu birimin adının karıştığı Abdullah Öcalan'a yönelik operasyonlar var... Eymür'ün organize ettiği bir dizi eylem var. "Abdullah Öcalan'ın işini hallediyoruz tamamen. Bir grubu çok ciddi miktarda patlayıcı maddeyle Şam'a göndereceğiz" denildi. Hâlâ zannedilir ki o grup burada eğitildi ve gönderildi.* Nereden gönderildi? Bunun için örtülü ödenekten çok büyük para alındı. Bu iş tamamen bir soyguna döndü esasında. Paralı askerleri vardır Amerikalıların Vietnam veya başka yerden gelmiş. Bunlara paralar verildi, bunlar da evin etrafı kalabalık diye 150 metre uzaklıkta patlattılar patlayıcıları. Öcalan'a hiçbir şey olmadı, evin camları kırıldı. Üstelik bir de Türkiye, Suriye'den özür dilemek zorunda kaldı. Ama bunları başbakanlara da kabul ettirdiler.* Nasıl kabul ettiriyorlar? MİT, Şam'da Öcalan'a karşı eylemde biz bu isimleri kullanacağız der. Görevlendirme yazısı geliyor Tansu Çiller'e. O da bilmez ki Mahmut Yıldırım'ın kim olduğunu. Yeşil dense belki bilir. Başbakan da basar imzayı. Demiyor ki "Niye bana imzalatıyorsun, müsteşar imzalasın gitsin." Bu imzayla başbakanı suça ortak ediyorlar. Yarın öbür gün bir şey çıktığında "Efendim Yeşil'in üstüne gitmeyin sizin de imzanız var" diye yaptılar.

Kategoriler

"Türk milletinin karakteri yüksektir. Türk milleti çalışkandır. Türk milleti zekidir... Türk milleti milli birlik ve beraberlik içerisinde güçlükleri yenmesini bilmiştir… Türk milletinin tarihi bir niteliği de güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir. Türk milletinin büyük millet olduğunu bütün medeni alem, az zamanda, bir kere daha tanıyacaktır..."
Mustafa Kemal ATATÜRK