26 Kasım 2008 Çarşamba

PKK'DA ERGENEKON EROZYONU

Ergenekon ilişkileri ortaya çıkan PKK nasıl viraj aldı. 200 PKK'lı neden firar etti..

Ergenekon davası PKK’yı sarsıyor. Örgüt kendi Ergenekon bağlantıları ortaya çıkmasın diye, militanlarına Şemdin Sakık ile Veli Küçük’ün irtibatlı olduğu propagandasını yapmaya başladı. Ergenekoncu damgası yememek için son 7 ayda 200 teröristin örgütten kaçtığı da konuşuluyor.
Ergenekon soruşturmasıyla terör örgütü PKK’da başlayan çalkantı ve bunalım giderek derinleşiyor. İddianamede yer alan Ergenekon-PKK ilişkisi başta İmralı’da tutuklu bulamama teröristbaşı Abdullah Öcalan olmak üzere örgütün bütün kademelerini rahatsız etti. Örgütün bu ilişkiyi boşa çıkarıp yandaşlarını ikna etmek için yeni senaryolar ürettiği ortaya çıktı. PKK yönetimi, örgütün Ergenekon ile ilişkisini Diyarbakır Cezaevi’nde tutuklu Şemdin Sakık’a bağlayarak olayı bitirmek istiyor. PKK’ya göre, derin yapı ile irtibatı olan sadece Sakık, bu da örgütü bağlayan bir durum değil.İstanbul Emniyeti Terörle Mücadele Şubesi ekiplerince kısa süre önce yakalanan E.A. isimli terörist, ifadesinde çarpıcı bilgiler verdi. E.A, Ergenekon’la ilgili gelişmelerin PKK içinde ciddi krizlere yol açtığını ve tasfiye edileceklerin, ‘Ergenekoncu’ diye damgalandığını söyledi. Ergenekon soruşturmasının başlaması ile PKK’nın ana karargâh merkezinden örgütün bütün birimlerine bilgilendirme raporu geçildiğini kaydetti. E.A’nın anlattığına göre bu raporda, örgüt içerisindeki ‘bir numaralı Ergenekoncu’nun Şemdin Sakık olduğu ve Sakık’ın Ergenekon tutuklusu emekli Tuğgeneral Veli Küçük’ün yönlendirmesiyle hareket ettiği belirtiliyor. Ayrıca, 1993’te tezkereye giden 33 erin şehit edilmesi olayının yine Sakık tarafından gerçekleştirildiği, talimatın verilmesinde de Veli Küçük’ün etkisi olduğu vurgulanıyor. E.A. ifadesinde, PKK’nın örgütü temize çıkarmak için ‘Ergenekon ile bağlantısı var’ diyerek yüzlerce militanı sorguya aldığını da savundu. Bu sorgulamalar daha çok Ergenekon konusunun örgüt içinde konuşulmasının önüne geçmek ve tabanına ‘hainleri’ gösterip konuyu kapatma isteğinden kaynaklanıyor. Bu maksatlı en büyük olay 7 ay önce gerçekleşti. Dicle Andok, Dr. Ali (Yusuf Turhallı) ve Rubar Çele kod adlı teröristler hakkında soruşturma açıldı. Soruşturmanın gerekçelerini E.A. şöyle açıklıyor: “Örgütün bu üst düzey şahıslarına 1993 yılından itibaren Şemdin Sakık ile irtibatlı oldukları ve Ergenekon terör örgütü ile bağlantılarının bulunduğu söylendi. Ayrıca 1995 veya 1996 yılında Abdullah Öcalan’a Suriye’de düzenlenen suikastta bu kişilerin parmağının olduğu açıklandı. Bunlar aynı zamanda suikast yapacak kişilere istihbarat bilgisi vermiş. Bu nedenle soruşturma açıldı.” Aslında Aksiyon Dergisi’nin 728’inci sayısında yer alan ‘PKK’da Zaza çatlağı’ başlıklı haberde Dr. Ali’nin örgütten kaçtığı bilgisi yer alıyordu. Ancak sürecin bu şekilde gerçekleştiği, Dr. Ali ve ekibinin Ergenekon soruşturmasına tabi tutulduğu bilinmiyordu. Tutuklanıp soruşturmaya alınan üç teröristten önce Dr. Ali, ardından Dicle Andok ve son olarak Rubar Çele, örgütten kaçarak Kuzey Irak’taki yerel yönetimin kontrolündeki bölgelere geçiyor. Bunlarla birlikte 200 kadar teröristin de ‘Ergenekoncu’ damgası yememek için aralıklarla PKK’dan kaçtığı yine E.A. tarafından dile getiriliyor: “Kaçan bütün arkadaşlar ‘Ergenekoncu’ ilan edildiler ve bunu bütün örgüte yaydılar.”PKK UÇAKSAVARLAR İÇİN DAĞLARA RAY DÖŞÜYORTerör örgütünün 2003’te kurulan Öz Savunma Birlikleri’nde (ÖSB) görev alan E.A. PKK’nın son durumu ve Aktütün baskını hakkında da bilgiler verdi. Mayıs 2008’deki ilk Aktütün baskınında 8 Doçka uçaksavar kullanıldığını ve eylem için bir ay hazırlık yapıldığını söyleyen E.A, saldırının Ape Hüseyin kod adlı Kadri Çelik tarafından organize edildiğini belirtti. Bu baskında başarısız olunduğu gerekçesiyle 50 örgüt mensubunun görevden alındığını anlatan E.A, Şeyho, Baran, Ramazan kod isimli üç teröristin de ceza almamak için örgütten kaçtığını bildirdi. E.A, eylül ayında gerçekleştirilen Aktütün baskınında ise 20 uçaksavar kullanıldığını, hazırlıkların en az 2 ay sürdüğünü, operasyonun yine Kadri Çelik tarafından organize edildiğini belirtti.E.A, PKK’nın elindeki silahları da ‘deşifre’ etti. Buna göre, örgütün elinde 23.5, 14.5 ve 12.5’lik çok sayıda Doçka uçaksavar bulunuyor. Özellikle 12. Kongre’de alınan kararlar doğrultusunda, hava harekâtlarına karşı kullanılmak üzere Doçka uçaksavar teminine hız verildi. E.A. şöyle konuştu: “Kongrede, Zağros bölgesinde bulunan Mamreşo ve Kartal dağlarına 200 Doçka uçaksavardan oluşan raylı bir sistem kurulması kararı alındı. Buna MAMREŞO PROJESİ denilmekte. Proje ile Mamreşo ve Kartal dağlarına açılacak tünellere raylı sistem kurulacaktı. Raylı sistemlerin üzerine uçaksavarlar monte edilecekti. Böylece bu silahlar kamufle edilecek ve herhangi bir hava saldırısında tünelden çıkarılarak kullanılacaktı.” E.A. raylı sistemin yapımına 7 ay önce başlandığını ve bunun için örgütün 15 milyon dolarlık bir bütçe ayırdığının altını çiziyor.PKK’nın elinde çok sayıda 82’lik ve 120’lik havan topu, roketatar, Biksi, Kanas gibi silahlar bulunuyor. A-4 ve C-4 türü plastik patlayıcılar da örgütün cephaneliğinde mevcut. E.A, örgütün bu silahları nasıl temin ettiğini ifadesinde şu şekilde açıklıyor: “Kuzey Irak yerel yönetimde yüksek makamlarda akrabası bulunan Fayde Ar isimli şahıstan temin ediliyor. İranlı kaçakçılar vasıtasıyla da silah temini yapılıyor. TNT türü patlayıcıların yapımında kullanılan malzemeler Irak’taki silah tüccarlarından alınır. Irak’ta bu işi yapan, PKK’ya silah ve mühimmat temin eden silah tüccarları genellikle siyasi yapı ile ilişkili şahıslardır. Silah tüccarlarının bu kişilerin haberi ve izni olmadan, pay vermeden bu işi yapmaları mümkün değildir.” DAĞLICA BASKININDA ‘DERİN’ ŞÜPHEE.A’nın ifadesinden ilginç detaylar da ortaya çıktı. Normalde bütün baskınlarını bildiren PKK, Dağlıca saldırısını kimseye haber vermeden gerçekleştirmiş. Baskına katılacak militanlara bile bilgilendirme saldırıdan kısa bir süre önce yapılmış. Diğer bir iddia ise PKK’nın bu baskını başka bir yerden gelen talimatla yaptığı yönünde. Talimat, örgütün ana karargâhından gelmemiş. E.A, ifadesinde Dağlıca baskını ile ilgili şunları söylüyor: “Örgütün 12. kongresinde 5-10 kişilik gruplar tarafından yapılacak eylemlerden ziyade çok sayıda örgüt mensubunun katılacağı ve ses getirecek eylemlerin yapılması kararlaştırılmıştı. Dağlıca baskınının kararı da bu konferansta alınmıştı. Bahse konu eylemi, Zağros eyalet komutanı Kadri Çelik Türk Silahlı Kuvvetleri’nde subay veya astsubay iken örgüte katılmıştır) yönetti. Eylem gerçekleşinceye kadar bazı üst düzey komutanlar haricinde örgüt mensuplarının haberi yoktu. Eylem gerçekleştirildikten sonra haberimiz oldu. Dağlıca Taburu’na baskın yapan örgüt mensuplarından bir kısmı olay sonrasında Hakurk alanına geri dönerken, bizim bulunduğumuz Gelireş noktasından geçmeleri üzerine söz konusu eylemi nasıl yaptıklarını anlattılar.” 21 Ekim 2007 gecesi Dağlıca Tabur Komutanlığı’na yapılan baskında 12 asker şehit olmuş, 8 asker de PKK tarafından kaçırılmıştı.

Haber: Gamze Polat/Aksiyon

ERGENEKON'A "SIZMA" YAPMIŞ

Tuncay Güney'in "İpek" kod adlı MİT mensubu olduğu ve Ergenekon'a sızdırıldığı ortaya çıktı.
Ergenekon örgütünün ortaya çıkmasına neden olan Tuncay Güney'in 'İPEK' kod adlı MİT elemanı olduğu ortaya çıktı. Güney, Türkiye-İran Masası'nda çalışıyordu..

2001 yılında poliste verdiği ifadelerle ilk kez Ergenekon terör örgütünün ortaya çıkmasına neden olan Tuncay Güney'in MİT elemanı olduğu, üstelik MİT'teki kod adının da "İPEK" olduğu ortaya çıktı.

Sabah Gazetesi'nin elde ettiği çok gizli bilgiye göre Tuncay Güney, İPEK kod adıyla MİT'in Türkiye-İran Masası'na bağlı olarak görev yapıyordu. Ancak sonradan MİT, Tuncay Güney'i JİTEM ve Ergenekon'un içine sızdırdı. Güney polisteki sorgusunda deşifre olunca, dönemin MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun tarafından ABD'ye gönderildi. Tuncay Güney'in MİT elemanı olduğunu eski MİT Kontrterör Daire Başkan Yardımcısı Mehmet Eymür de üstü örtülü biçimde yazmıştı. Eymür, Atin.org adlı sitede Aydınlık dergisi ve avukat Ceyhan Mumcu'ya yazdığı yanıtta "Tuncay Güney'den bahsetmişsin. Bir istihbarat elemanı. Yetenekli birisi. Sizin ekibe başarılı bir şekilde sızmış. İpliğinizi pazara çıkarmış. Zokayı fena yemişsiniz" demişti.

TUĞCU MİT'E SOKTU Güney MİT'e çok genç yaşlarda, MİT İstanbul Bölge Başkanı Galip Tuğcu tarafından kazandırıldı. 1990'lı yıllarda önce "Gerici Faaliyetler Şubesi" sonra da İran Masası'na bağlı çalışan Güney, bu amaçla genç bir gazeteci kimliğiyle, Ortadoğu'daki liderlerle yüzyüze görüşmeler yaptı. Ancak 1992 yılında MİT Güney'in görevini değiştirdi. JİTEM ve Ergenekon'a sızma görevi verilen Güney, ilk kez bu tarihte albay rütbesiyle Ağrı'da görev yapan Veli Küçük ile tanıştı. 1996-97 yıllarında Susurluk skandalı sırasında MİT için önemli bir bilgi kaynağı olan Güney, hem Susurluk hem de 28 Şubat sürecinde elde ettiği bilgileri, MİT'in çalışma merkezi olarak kullandığı İstanbul Dolmabahçe Sarayı Harem Dairesi'ne götürüyordu. Ancak Güney'in kimliği 2001 yılında dönemin İstanbul Organize Suçlar Şubesi Müdürü Adil Serdar Saçan tarafından yapılan sorguda deşifre edildi. İddiaya göre Güney'in JİTEM kimliğinin deşifre olmasını istemeyen Veli Küçük, Güney'in serbest kalmasını sağladı. Tam bu noktada MİT de devreye girdi.ABD'YE BÖYLE KAÇIRILDI Bizzat MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun, CİA ile temas kurarak Güney'e 10 yıllık ABD vizesi aldı. Güney kendi adına pasaport ile MİT İstanbul Bölge Başkanı Kubilay Günay'ın ekibi eşliğinde THY'nin New York tarifeli uçağıyla ABD'ye gönderildi. New York'ta Güney'i karşılayanlar, Güney'i Manhattan 301 East 94 Street adresindeki The Marmara Oteli'ne yerleştirdi. Bir hafta sonra Manhattan Postanesi'nin yanındaki gökdelende, Türk istihbaratının kullandığı bir daireye geçti ve 1 yıl boyunca burada yaşadı. Elemanı Güney vasıtasıyla Ergenekon'u bildiği halde yetkili mercileri haberdar etmeme suçlamasıyla karşı karşıya kalmamak için MİT tam da bu tarihten bir yıl sonra ilk kez resmi bir rapor hazırladı. MİT'in 2003'te Başbakanlık'a gönderdiği yazıda, "2002'de postayla ulaşan 6 adet CD ve 2 sayfalık isimsiz mektupta Ergenekon ile ilgili istihbarat alındığı" belirtildi. MİT'in Güney'le ilgili ilk kez Tuncay Güney İPEK olarak bahsetmesi savcı Zekeriya Öz'ün de dikkatinden kaçmadı. Savcı Öz, Tuncay Güney'den elde edilen, "MİT Müsteşarlığı" başlıklı gizli ibareli 1996/114 sayı numaralı Yusuf Balbay ve Dinçer Bozak imzalı belge nedeniyle, MİT'ten Güney'le ilgili bilgiyi resmi olarak istemişti.

BELGEDE KOD İSMİ GEÇİYOR
MİT'in 07.02.1997 tarih ve 10.251.01.011(IST00736) sayılı belgesinde Tuncay Güney'in kimliği ortaya çıkıyor. Belgede "AOM (Ait Olduğu Masa) : Türkiye İran" "Konu: Tuncay Güney (İPEK)" "HAT (Haberin Alınış tarihi): 07.02.1997" "VOT (Vakanın Oluş Tarihi): Metnin içinde" "KYN (Kaynak): 610/264 (MİT'in illegal dinleme kodu)" ve "T/K (Tali Kaynak): (Tali kaynak yok)" ibareleri görülüyor. Son geçilen mesajın içeriğinde ise Tuncay Güney'in başka bir gazeteciyle konuşmasından bahsediliyor. Konuşmada Güney, kendisinin de komutanı olan tuğgeneral Veli Küçük hakkında, Abdullah Çatlı ile bağlantılı olduğu yolunda birçok haberin kamuoyunda yer aldığını, Hanefi Avcı'nın ifadesi ile de Veli Küçük'ün zor durumda kaldığını, adı geçen generalin yaptıklarının ortaya çıkması halinde kendisinin de bu durumdan etkileneceğini, zira Cem Ersever'in öldürülmesi olayının da 'vuzuha kavuşacağını' anlatıyor.

GAZETECİ KİMLİĞİYLE GİTTİ
Veli Küçük, MİT elemanı olduğundan habersiz Tuncay Güney'i gazeteci kimliği adı altında Mesud Barzani, Celal Talabani ve Hizbullah lideri Fadlallah ve Hasan Nasrallah'a istihbarat edinmesi için ve JİTEM'in imkânlarıyla göndermişti. Ancak Tuncay Güney, Kuzey Irak ve Lübnan'da JİTEM adına yaptığı tüm istihbaratı önce MİT'e gönderiyor, daha sonra MİT'in bilgisi dahilinde JİTEM'e istihbarat bilgisi veriyordu.

GÜNEY'İN GÖRÜŞME KASEDİ İSTENDİ
Ergenekon davasının dünkü duruşmasında, Tuncay Güney ile ilgili görüşme kasetinin Fatih Cumhuriyet Başsavcılığı'ndan istenmesine karar verildi. Başsavcılığa yazılan yazıda bu kişiye ait olduğu bildirilen ve başsavcılık emanetinde olduğu anlaşılan görüşme VHS kasetinin bir örneğinin dijital ortamda çıkartılarak, mühürlü zarf içinde mahkemeye gönderilmesinin istenmesine karar verdi. Yazar Ergun Poyraz ise savunmasında "Bütün senaryolar Ümraniye üzerine yazıldı. Onların haberi olmadan Ümraniye'ye oyuncak bomba bile sokulmaz" dedi.

21 Kasım 2008 Cuma

PKK'nın en önemli 'hacker'ı yakalandı

Hırsız olarak takip edildi, hırsızlık zanlısı olarak yakalandı. Elindeki dizüstü bilgisayardan Genelkurmay, MİT ve stratejik diğer bölümlere ait çok gizli bilgiler çıktı. Tesadüfen yakalanan kişi PKK'nın en güvendiği hackerdı. Bu haber terör örgütüne bomba gibi düştü...

DİYARBAKIR’da polisin hırsızlık yaptığı şüphesiyle 10 gün önce yakaladığı ve elindeki dizüstü bilgisayarında Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) ve Genelkurmay Başkanlığı başta olmak üzere devlete ait gizli bilgiler yer alan 19 yaşındaki hacker R.C.'nin, PKK’nın ‘hacker’i olduğu ve örgütün ele başlarından Murat Karayılan’a kuryelik yaptığı ortaya çıktı. Ele geçen film ve müzik CD’lerinin içine sakladığı gizli bilgileri şifreleyen PKK'lı R.C., vicdan azabı çektiği için polisin çözemediği CD’lerdeki şifreleri kaldırınca gerçek ortaya çıktı.

Diyarbakır’daki Bit Pazarı çevresinde 9 Kasım'da çalıntı mal satanlara yönelik operasyon yapan polis, yolda yürüyen R.C.'yi hırsız olduğu şüphesiyle durdurdu. Kimlik kontrolu yapılan ve çelişkili ifadeleri üzerine gözaltına alınan R.C.’nin Diyarbakır’da bilgisayar bakım işi yaptığı, aynı zamanda elde ettiği bilgileri doğrudan Kandil Dağı’na aktaran PKK’nın çok gizli özel kuryesi olduğu ortaya çıktı. Bölücü örgütün üst düzey yöneticisi Murat Karayılan'a bağlı olarak çalışan PKK'nın ‘hacker’i R.C., büyük bir gizlilik içinde yapılan sorgulamadan sonra adliyeye sevkedildi. R.C., tutuklanma istemiyle sevk edildiği nöbetçi mahkemede ‘PKK terör örgütü adına resmi kurumlara ait gizli ve özel belgeleri elde etmek’ suçundan tutuklandı.

Diyarbakır’daki Ali Gaffar Okkan Lisesi’nden mezun olduktan sonra kendi imkanlarıyla program ve bilgisayar kullanmayı öğrendikten sonra halen bilgisayar bakım ve onarım işiyle uğradığını belirten R.C.'nin tutuklanmadan önce verdiği ifadesine DHA muhabiri ulaştı.

Genelkurmay ve MİT başta olmak üzere devlet kurumlarına ait bilgileri ele geçirip şifreleyerek Kandil Dağı'na ulaştırdığını ve Murat Karayılan'a özel kuryelik yaptığını itiraf eden R.C., ifadesinde şunları söyledi:

“Polisler beni durdurup bilgisayarı inceledi. Belgelerim ve kısayol klasörlerinde Genelkurmay Başkanlığı yazısını gören polis bu bilgilere ulaşmak için uğraştı, ancak ben şifrelediğim için açamadı. Daha sonra evimde 2 DVD’de şifreli olarak kaydettiğim bu bilgileri kendilerine verebileceğimi söyledim. Güvenlik açığı olan, kullanıcısı ve üye sayısı çok olan sitelere iliştirdiğim antivirüs programlarından kaçan yani virüs koruma programlarının yakalayamadığı Poison İVY isimli kendi geliştirdiğim virüsü yerleştirip, bu virüsler aracılığıyla bu siteleri ziyaret edenlerin bilgisayarlarına ulaşarak kullanıcı konumuna geçiyorum. Bu şekilde kişilerin bilgisayarlarını tam kullanıcı olarak ele geçiriyorum. Bu yöntemle işime yarayan bilgileri kendime aktarıyorum. Sonra liseden bir arkadaşım benim özellikle askeri, emniyet ve kamu kurum ve kuruluşlarındaki kişilere ait bilgileri topladığımı duyduğu için, bir başka arkadaşıyla beni tanıştırdı. Bu kişi bana askeriye, emniyet ve kamuda görevli şahısların kişisel bilgi ve belgeleri biriktirmeyi istedi. Liseden tanıştığım arkadaşım Ankara’da yakalanınca, daha sonra tanıştığım kişi yanıma gelerek bilgi ve belgelerle yurtdışına çıkacağımızı söyledi. Bir süre sonra bu kişi beni arayıp Fransa’da olduğunu, yanıma başka bir şahsın geleceğini söyledi ve bendeki gizli bilgileri bu kişiye vermemi istedi. Daha sonra bendeki tüm bilgileri CD’ye depoladım ve bu kişiyle buluşma noktasına gittim. Bana yaklaşıp adımı sorduğunda beklediğim kişinin kendisi olduğunu söyledi. CD’yi verdikten bir hafta sonra Fransa’daki arkadaşım tekrar beri aradı ve CD’yi kaybettiklerini, ikinci bir CD yapmamı istedi. Ben de aynı bilgileri aktarıp tekrar bu kişiye verdim.”

MURAT KARAYILAN TEŞEKKÜR ETTİ

PKK ‘hacker’ı R.C., Ankara’da tutuklanan arkadaşının bir yakınının bu kez dükkana gelip, “Sende emniyet ve askeriyeye ait gizli bilgiler varmış, bunları Cemal kod adlı Murat Karayılan’a göndermemiz gerekiyor” dediğini, ardından bu kişinin getirdiği dizüstü bilgisayara bilgileri yüklediğini anlattı. Murat Karayılan'ın kendisine teşekkür ettiğini belirten R.C., şöyle dedi:

“Bu kişi bir süre sonra yanıma geldi ve bilgilerin yerine ulaştığını, Murat Karayılan’ın da bana özel selam gönderdiğini ve teşekkür ettiğini söyledi. Ben bu bilgileri PKK kamplarına ulaşması için gönderdim. Murat Karayılan’ı internet ortamından tanıyorum, ancak yüz yüze görüşmüşlüğüm yoktur. Hacker’liği kendi bilgi ve becerimle öğrendim. Hack’leme yaparken çeşitli Seript, Trojenler ve virüsler aracılığıyla bu işlemi yapıyorum. Hacker grubumuz var. Bu gruptaki kişiler aracılığıyla bilgi ve belgelere rahatlıkla ulaşıyoruz. Verdiğim bilgilerle PKK’nın bombalı saldırı ve eylem yaparak insanları öldüreceğini düşündüğüm ve vicdanen bu yaptığım işten rahatsız olduğum için tüm yaptıklarımı anlatmak istedim, çok pişmanım.”

ELE GEÇENLER

Bu arada R.C.'nin evinde ele geçen 22 harddisk, 2 laptop bilgisayar, 1 kamera harddiski, 85 disket, 32 MB’lik hafıza kartı, 2 DVD ise Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi Teknik Büro Amirliği’nde incelemeye alındı.

CD’leri bilgisayarlara takıp açmak isteyen polisin karşısına müzik klipleri ve gerilim filmleri çıktı. Polis, CD’lerin film ve müzik CD’si olduğunu düşündü, ancak zanlı film ve müzikle CD’leri deşifre olmaması için kamufle ettiğini, asıl gizli bilgilerin bu CD’ler içerisinde şifre ile saklı olduğunu belirtti ve şifre ile açtığı CD’lerde elde edilen bilgilerde korkunç gerçek ortaya çıktı.

İçinde MİT, Genelkurmay Başkanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesindeki jandarma ve sınır piyade birlikleri hakkındaki bilgiler, yerleşim krokileri ile bölgedeki emniyet müdürlüklerine ait bilgi ve belgelere ulaşıldı.

Hizbullah Hakkında Yeni Bilgiler

Ergenekon'un sağ kolu Hizbullah, topyekün operasyon için "sızma"yı tamamladı. Deşifresi..

Ankara'da iki hafta önce bir grup Hizbullahçı yakalandı. Daha önce domuz bağı ve mezar evleri ile anılan örgüt şimdi yöntem değiştirmiş. Kurduğu derneklerle "ezilenleri temsil ediyor". Dershane kuruyor, dergi yayınlıyor, günlük gazete hazırlığı yapıyor. Faaliyetlerini Güneydoğu'dan Batı illerine kaydırıyor. Bunun için de Said-i Nursi'den M. Şevket Eygi'ye kadar pek çok ismi kullanıyor.

Türkiye Hizbullah gerçeği ile yüzleştiğinde takvimler 2000 yılını gösteriyordu. Ağırlıklı olarak Güneydoğu'da faaliyet gösteren Zehra Grubu'nun lideri İzzettin Yıldırım kaçırılmıştı. Bu olayı aydınlatmak için başlatılan operasyonda da örgüt lideri Hüseyin Velioğlu'na ulaşılmıştı. Velioğlu'nun öldürülmesinden sonra yaşananları ise Türkiye bir korku filmi gibi seyretti.

Önce Hizbullah'ın arşivi ele geçti. Ardından da mezar evler, domuz bağları gibi o güne kadar literatürde olmayan bir vahşet dalgasıyla karşı karşıya geldi Türkiye. Hizbullah 1990'ların ortasından itibaren biliniyordu. Ama 2000 yılına kadar büyük şehirlere inmemişti. Satırlı dehşet ilk defa yüzünü bir büyük metropolde, İstanbul'da gösterdiğinde yer yerinden oynamıştı.

Birbiri ardına yapılan operasyonlarla yüzlerce militanı tutuklanan Hizbullah şimdi kılık değiştirdi. Hizbullahçılar silahlı mücadeleyi reddeden İslami grupların içlerine sızıyor, Said-i Nursi, Prof. Dr. Esat Coşan, Fethullah Gülen, Süleyman Hilmi Tunahan gibi geniş kitlelere malolmuş İslamcı liderlerin kitaplarını okuyorlar. Almanya'da Yeni Müjde dergisini yayınlayan örgüt, Diyarbakır'da üniversiteye hazırlık dershanesi işletiyor, çocuk dergisi çıkartıyor. Geçen hafta Ankara'da yapılan bir operasyon ile gündeme gelen Hizbullah'ın, yakalanan belgeler ışığında 2008 fotoğrafı bir hayli renkli.

Lider kadrosu Avrupa'da

17 Ocak 2000'de, İstanbul Beykoz'da Hizbullah'a karşı ilk operasyon gerçekleştirildi. Bu operasyonda örgütün lideri Hüseyin Velioğlu öldü. Velioğlu ile birlikte de Hizbullah'ın merkez arşivi deşifre oldu. Bu bilgiler ışığında Şırnak'tan Ankara'ya, Diyarbakır'dan Konya'ya kadar pek çok ilde eşzamanlı operasyonlar gerçekleştirildi. Örgüt bu operasyonlardan sonra neredeyse yok olmak üzereydi.

Hizbullah aldığı ağır darbeden kurtulmak, bozulan imajını düzeltmek için bu defa taktik değiştirdi. Legal faaliyetlere yönelen Hizbullah, lider kadrosunu yurtdışına taşıdı. Örgüt yurtdışında Türklerin yoğun olarak yaşadığı ülkeleri hedef seçti. Şimdi Almanya, İsviçre, Fransa, Hollanda, Avusturya gibi ülkelerde faaliyet gösteriyor. Avrupa grubunun başında ise Hizbullah'ın günümüzdeki lideri İsa Altsoy var. Altsoy'un yanı sıra Ali Demir, Erdoğan Kığın, Bilal Atmaca, Hizbullah'ın Avrupa'da yaşayan üst düzey lider kadrosu. Hizbullah, Avrupa'da 2000'de gerçekleştirilen operasyonla bozulan imajını, dağılan kadrolarını toparlama peşinde. O yüzden de şiddetten son derece uzak bir profil çiziyor. Ders grupları oluşturuyor, düğün, cenaze gibi sosyal içerikli ziyaretler yapıyor. CD ve kasetler satıyor. Ancak bunları yaparken ders grupları, tıpkı Türkiye'de olduğu gibi diğer grupları tanımıyor, örgütten başlarındaki imam dışında da kimseyi bilmiyor.

Hizbullah bu arada Avrupa'da dergi de yayınlıyor. Daha önce Müjde ismiyle yayınladıkları derginin başında Ali Demir var. Demir aynı içerikli dergiyi şimdi Yeni Müjde adıyla çıkarıyor. Dergi Avrupa'nın tüm ülkelerinde satışa sunuluyor. Hizbullah'ın Almanya'da Kültür ve Araştırma Merkezi, Kompasse e.V. derneği ile Vahdet Bürosu bulunuyor.

Avrupa'da bu faaliyetleri bulunan örgüt Türkiye'de de boş durmuyor. Güneydoğu Anadolu başta olmak üzere tüm Türkiye'de hızla örgütleniyor. Bunun için de en başta Mustazaflar Derneği'ni kullanıyor.

İŞTE HİZBULLAHÇI KURULUŞLARIN DÖKÜMÜ
Hizbullah'ın etkinlik alanı sadece Mustazaflar Derneği ile sınırlı değil. Örgüt 33 derneği kontrol altında tutuyor. Umut-Der (Muhtaçlar İle Dayanışma Derneği), İkra-Der (İkra Eğitim, Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği), İhya Eğitim Kültür ve Yardımlaşma Derneği, Bilge Kültür Eğitim Sağlık ve Dayanışma Derneği, Şefkat Eli-Der (Şefkat Eli Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği), Akdeniz Kültür İlim Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği, Anadolu İlim, Kültür, Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (Anadolu-Der), Toplumsal Dayanışma ve Şura Derneği (Şura-Der) bu derneklerin en belli başlıları.
Örgütün üç tane de kitabevi var; Seyran Reklam, Özlem ve Dua isimlerinde. Seyran Reklam, Güneydoğu Anadolu'da, Bingöl'de yayıncılıkla uğraşıyor. Özlem ve Dua ise İstanbul'da İslamcı yayınevleri arasında yer alıyor.
Mustazaflar Derneği adını, Danimarka'da yayınlanan Hz. Muhammed karikatürlerinden sonra duyurdu. Dernek Diyarbakır'da on binlerce insanın katıldığı büyük bir miting düzenlenmesine öncülük etmişti. Büyük şehirlerde ise ramazan aylarında kurduğu iftar çadırları, yardım paketleri ile ortaya çıktı.
Hizbullah Bingöl'de BİL, Diyarbakır'da ise As İntegral dershanelerini işletiyor. Bu dershanelerde özellikle lise çağındaki öğrencilere ulaşan örgütün bir de haftalık gazetesi var; Doğru Haber. Kısa dönemlik hedefleri arasında gazeteyi günlük hale getirmek ve bir televizyon kanalı kurmak var. 35 bin dolara satın alınan Çağrı FM'de örgütün denetiminde yayın yapıyor. Ancak güvenlik güçlerine göre asıl hedefleri ülke çapında yayın yapacak bir televizyon kanalına sahip olmak.

Türkiye'de yayın yapan, İnzar dergisi de örgütün yayın organları arasında. 19 bin tiraja sahip derginin bir de çocuk eki var. Hizbullah, sadece üniversiteye hazırlık dershaneleriy-le yetinecek gibi gözükmüyor. Diyarbakır'da bu yıl faaliyete geçecek bir özel okulun da inşaatı sürüyor.

Hizbullah eskiden olduğu gibi Kürt kartına oynamaya devam ediyor. Düzenlenen etkinliklerde özellikle Kürtçe konuşuyor, cenazelerde Kürtçe mevlit ve kasideler okuyorlar. İnzar dergisinde de Kürt Gerçeği adlı bir diziyi yayına soktu Hizbullah. Bu konudaki ilham kaynakları ise iddialarına göre İmam Humeyni: "Dünya ve ahiretleri heba olmaya doğru giden, kendileri hakkında İmam Humeyni'nin 'Ümmetimin yetimleri' dediği Müslüman Kürt halkına daha çok sahip çıkmamız, Kur'an'a ve İslam'a dönmeleri için gecemizi gündüzümüze katmamız gerekmektedir."

Güneydoğu'da 1990'lı yılların ortalarına kadar yaşanan faili meçhulleri, satırlı cinayetleri, Kürt milliyetçiliği ile tanınan şahıslara yönelik suikastları hatırlayınca İnzar'da yayınlanan yazı oldukça şaşırtıcı.

İSLAMİ CEMAATLERE SIZMA
Hizbullah’ın şimdilerde izlediği bir başka taktik ise toplumsal meşrutiyeti olan İslami grupların içine girmeleri. Bu durum da son derece ilginç bir tesadüfle ortaya çıktı. Bir grup öğrenci Mardin-Mazıdağı Çok Programlı Lisesi’nden Bolu Dörtdivan Çok Programlı Lisesi’ne geçiş yaptı. Şaşırtıcı biçimde, geçiş yapan öğrencilerin tamamının ebeveynleri Hizbullahçıydı ve hemen hepsinin sabıka kaydı vardı.

Öğrenciler davranışlarıyla kendilerini izleyenleri şaşırtmaya devam ediyorlardı. Hepsi Süleymancı diye bilinen Nakşibendi bir grubun yurtlarında kalmak istiyordu. Ancak hem Dörtdivan’daki yurt yöneticileri, hem de okul müdürleri bu hareketliliği zamanında tespit etmişlerdi.

Hizbullah’ın “sızma” girişimi sadece Süleymancılarla sınırlı kalmadı. Fethullah Gülen grubu, Kırkıncı Hoca cemaati, İskender Paşa grubu Hizbullah’ın yeni hedefiydi. Kırıkkale’de Erzurum’da cemaat ve tarikat yurtlarına girmek istiyorlardı. Bir zamanlar “kafir” olmakla, işbirlikçilikle suçladıkları isimlerle şimdi yan yana gelmeye çalışıyorlardı. Hatta bu amaçla Diyarbakır’da Bingöl’de evler açmışlardı. Evlerde Said-i Nursi’nin Risale-i Nurlarını, Prof. Dr. Esat Coşan’ın kitaplarını, S. Ahmet Arvasi’nin, M. Şevket Eygi’nin eserlerini, yazılarını, Sızıntı dergisi, Zaman, Yeni Şafak gibi gazeteleri bulunduruyorlardı. Yaptıkları toplantılara çok sayıda İslami derneği davet ediyordu Hizbullah. Ya da bu derneklerin haberleri olmadan isimlerini kullanıyordu. Mustazaf-Der’in Diyarbakır’da düzenlediği mitingde muhafazakar gruplardan Adıyaman-Menzil Dergahı, isminin kullanılmasına şiddetle karşı çıkmıştı.

Tüm bu bilgiler geçen hafta Ankara’da yapılan Hizbullah Operasyonu sonrasında ele geçirilen belgelerle ortaya çıktı. Bir dönem mezar evleri, domuz bağı ile anılan Hizbullah şimdi yaptıkları ile hedef şaşırtıyor…

Haber: Sezin Özsel/Aktüel Dergisi

28 Ekim 2008 Salı

ABD Büyükelçisi İtiraf Etti

ABD'nin eski Ankara Büyükelçisi, Bush Yönetemi'nin Türkiye'ye bakış açısı ve Türkiye'yi kullanmak isteyiş biçimiyle ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu.


‘Türkiye’ye sömürücü miyoplukla baktık’
ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Parris, Bush yönetimini Türkiye ile ilişkileri germekle suçladı.Parris, yeni ABD yönetimine “ilk günden Türkiye’yi gündeminizin en üst sırasına koyun” tavsiyesinde bulundu ABD’nin eski Ankara Büyükelçilerinden Marc Parris, Siyaset Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı’nın “Insight Turkey” adlı dergisinde yayınlanan makalesinde, Türkiye ABD ilişkilerini değerlendirdi ve yeni yönetime tavsiyelerde bulundu. Parris “Türk Amerikan ilişkilerinde Bush mirası” başlıklı makalesinde şunları savundu:PROBLEMLİ ALTI YIL: Bush döneminde Türk-Amerikan ilişkileri sıkıntılar ve krizle geçti. 1970’lerde Kıbrıs konusunda yaşanan Türk-Amerikan ilişkilerindeki gerginlikten bu yana, Bush yönetimi döneminde ilişkilerde en problemli altı yılın yaşanmasının sorumluluğu Washington’da yatıyor. Irak savaşı öncesinde ilişkiler bir derece daha iyiydi.OBAMA’DAN YANALAR: Pek çok Türk, Türkiye ile daha fazla deneyimi olmasına, hatta Ankara’nın bakışıyla hassas Ermeni meselesinde doğru yaklaşımına rağmen John McCain’den çok, Barack Obama’yı destekliyor. Bir sonraki ABD Başkanı, Türk kamuoyunun gözünde sırf George W. Bush olmadığı için daha yüksek bir yerde olacak. BİR PAKİSTAN YETER: ABD’nin çıkarları bakımından da Türkiye başarısız olmamalı. Buna Türk demokrasisi de dahil. ABD’de yeni yönetim, Türkiye’de, batı demokrasisinin kurallarıyla oynayanlar ve Türk halkının güvendiği kişilerle çalışacağını açıkça ortaya koymalı. Bir tane Pakistan yeterli.ÇIKARCI YAKLAŞIM: Bush yönetiminin, Türkiye ile ilişkilerde yaptığı hataların en başında ’sömürücü miyopluk’ bakarak gerçekleştirdiği “Türkiye bizim için ne yapabilir?” yaklaşımını vardır. Bush’un ulusal güvenlik ekibi, sadece bir şeye ihtiyaç duyduğu zaman Ankara’ya dikkatini verdi. Türk çıkarlarına karşı duyarsız kalındı. Kararsız davranıldı Bush’un dış politika ekipleri AKP konusunda kararsız davrandı. Uygun görüldüğünde parti liderleriyle yakınlaşma ve uygun görülmediğinde mesafeli davranma yaklaşımı izlendiği. Kemalistler Washington’ın, AKP’yi kullanarak Türkiye’de bir İslami Cumhuriyet kurmaya çalıştığına ikna olurken AKP destekçileri Bush yönetiminin, İran’da elini serbest bırakmak için Türk ordusuyla işbirliği yaparak partiyi iktidardan uzaklaştırmaya çalıştığından şüphelendi.Demokrasi işliyorİfade özgürlüğüne yönelik kısıtlamalar, azınlıklara karşı ayrımcılığın devam etmesi, AKP’nin elini ayağını bağlama çabaları, Türkiye’nin 21’inci yüzyıl batı demokrasisinin temel değerlerini paylaşıp paylaşmadığı sorularına neden oldu. AKP hakkındaki dava “seken kurşun” olmuştur. Parti kapatılsaydı, batıda Türkiye’deki demokrasinin başarısız olduğu yönünde ortaya çıkacak görüşe karşı durmak zor olacaktı. Bu, Ankara ile Washington’un ilişkileri bozulacaktı demek değil. Ancak ortak değerlere dayandıklarını söylemek zor olacaktı. Pakistan’da olduğu gibi, stratejik işbirliğine yönelik rasyonellik, değerlerden çıkarlara dönecekti. Amerikalılar için Anayasa Mahkemesi’nin AKP’yi kapatmama kararı, Türkiye’nin demokrasisinin işlediğini kanıtlamış oldu.PKK konusunda yanlış yapıldı Marc Parris makalesinde Bush yönetiminin en önemli hatalarından birinin PKK konusunda yapıldığını söyledi: Avrupa ve Ortadoğu ile uğraşan ABD bürokrasisi içinde birbirine denk olmayan sorumluluk ve yetkiler, Amerikan-Türk ilişkilerinin yönetiminde engel yarattı. PKK fiyaskosu bunun en açık örneğidir. PKK’ya karşı ABD’nin eyleme geçmemesi de hataydı. Bu, Washington’daki bürokratik çıkmazdan ve Irak’ta dikkat dağılmasından kaynaklandı. ABD’nin harekete geçmemesi Türkiye’de, ‘Amerikan politikalarının bir yansıması’ olarak algılandı. 2007 sonu itibariyle ABD’nin bağımsız Kürdistan’ı kurmak için Türkiye’yi bölme arayışında olduğuna inanılıyordu. Bush yönetiminin, Türkiye’nin yardım çağrılarına cevap vermeyişi ABD’nin, hem Türk kamuoyu hem de yetkilileri gözündeki değerini düşürdü. Kasım 2007’de, Bush ile Erdoğan’ın görüşmesinin ardından ortaya çıkan, ’üzerinde eyleme geçilebilir istihbarat paylaşımı’ kavramı, ’bir tren kazasını’ önledi. Yine de bu girişim, ABD’nin dostluğu ve güvenilirliği konusundaki şüpheleri gidermekte yeterli olmadı.Çıkarlar hala ortakDönemin Dışişleri Bakanı olarak Gül tarafından imzalanan Ortak Vizyon belgesi, ikili gerginliğin ardından hala ortak çıkarlar bulunduğunu açıkça ortaya koydu. PKK terörü, Türkiye’nin Suriye ile ilişkileri, Hamas ve İran konularında Amerikan politikalarıyla operasyonel düzeyde farklılıklar dolayısıyla Ankara tek başına hareket etme eğiliminde.
changeTarget(document.getElementById("news_content"))

DTP Parayla Molotofçu Tutmuş

Araç kundakçıları, DTP'li yöneticilerin kendilerine para verdiğini itiraf etti.

İstanbul'daki araç yakma, kundaklama ve izinsiz gösterilere ilişkin gözaltına alınan 72 kişiden 29'u tutuklandı. 89 adet molotof kokteylinin ele geçirildiği operasyonlarda zanlılardan 19'unun 18 yaşın altında olduğu belirtildi. Operasyonların en dikkat çeken yanı; zanlıların emniyetteki ifadelerinde verdiği bilgiler oldu. Zanlıların ifadesi doğrultusunda DTP'nin İstanbul'un ilçelerinden birinin başkan yardımcısı ve iki gençlik kolları üyesi de gözaltına alındı. Zanlıların, DTP'li bazı yöneticilerden eylemler için para aldıklarını söylediği öğrenildi. İstanbul'da özellikle araç sahiplerinin korkulu rüyası olan araç ve iş yeri kundaklamalarına karşı 9 -26 Ekim 2008 tarihleri arasında yapılan operasyonlarla ilgili basın açıklaması yapıldı. Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü'nde gerçekleştirilen açıklamaya Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah'ınn yanı sıra ilgili müdürler katıldı. Cerrah, gözaltına alınan 72 kişiden 19'unun yaşlarının 16 ile 18 arasında değiştiğini ve zanlıların suçüstü yakalandıklarını belirtti. Gözaltına alınan 72 kişiden 29'unun ifadelerinin ardından tutuklandıklarını anlatan Cerrah, gözaltında bulunan 3 kişinin eylemlerde yönlendirici ve azmettirici konumda bulunduklarını ifade etti. Operasyonlarda 89 adet molotof kokteyli ile birlikte 2 adet tabanca ve bu silahlara ait mermiler ele geçirildi. Ele geçen malzemeler arasında bulunan kar maskeleri, ameliyat eldivenleri ve molotofların daha etkili olması için hazırlanmış özel malzemeler dikkat çekti. - DTPLİ İLÇE BAŞKAN YARDIMCISI GÖZALTINDA - Operasyonlarda yakalanarak emniyette sorgulanan zanlıların verdiği bilgilerden yola çıkan polis, Demokratik Toplum Partisi'nin (DTP) İstanbul'daki bir ilçenin başkan yardımcısını gözaltına aldı. Aynı ifadeler doğrultusunda partinin 2 gençlik kolları üyesinin de yakalandığı öğrenildi. Zanlıların verdikleri ifadelerde 100 YTL karşılığı molotof kokteyli attıklarını söyledikleri ortaya çıktı. Parayı DTP'lilerden aldıklarını söyleyen zanlıların bu kişilerin kendilerini yönlendirdiklerini söyledikleri öğrenildi. - CERRAH: "HADLERİNİ BİLSİNLER, YOKSA BİZ HADLERİNİ BİLDİRİRİZ" - Operasyonlar ile ilgili bilgi veren Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, zanlıların çeşitli ilçelerde araç yakarken, molotof atarken suçüstü yakalandıklarını belirtti. Terörle Mücadele Şubesi ile İstihbarat ve İlçe Emniyet Müdürlüklerinin ortak çalışmasıyla yapılan çalışmaların başarılı sonuçlarını aldıklarını belirtti. Cerrah, gözaltında bulunan DTP'lilerle ile ilgili olarak, "Bu üçünün önümüzdeki günlerde adliyeye çıkarıldıktan sonra basın açıklamaları yapılacaktır. Bunların durumları molotof kokteyli atılması eylemlerindeki üstlenmiş oldukları rollerde bölücü terör örgütüne ne şekilde yardımcı oldukları da ortaya çıkarılmıştır." dedi. Celalettin Cerrah, İstanbul polisinin toplumsal barışı hedef alan saldırılara karşı girişimlerin boşa çıkartılmasında kararlılığa sahip olduğunu dile getirdi. Cerrah, "İstanbul halkı bize güvensin. Terör eylemlerini kanunlar çerçevesinde İstanbul polisi, İstanbul halkının huzur ve güvenliğini bozacak olanlara, mücadelesi sayesinde müsaade etmeyecektir. Bu işler güvenlik güçlerinin işidir. Bu işleri bize bıraksınlar, bize güvenmeye devam etsin İstanbul halkı. Bu işlere karışan, eylem yapmaya çalışanları en kısa sürede yakalar adalete teslim ederiz. Biz İstanbul'da görev yapmaktan, İstanbul halkına hizmet etmekten şeref duyuyoruz. Bölücü terör örgütleri şunu bilmelidir ki; karşılarında İstanbul polisinin, Türk polisinin kararlı duruşu vardır. Halkımıza zarar vermeye kalktıklarında göğsümüzü siper ederek canla başla mücadelemizi sürdürerek İstanbul halkına zarar vermelerine müsaade etmeyiz." diye konuştu. Cerrah, bütün unsurlarla bu mücadelenin süreceğini söyledi. Konuşmasının sonunda Cerrah, "Polis olarak can vermemiz gerekiyorsa, bayrak için can vermemiz gerekiyorsa önceden de yaşadığımız gibi canımızı da veririz. Terör örgütleri hadlerini bilsinler. Yoksa bugüne kadar olduğu gibi hadlerini bildirmeye devam ederiz." ifadelerini kullandı. (Cihan)
changeTarget(document.getElementById("news_content"))

Atatürk'e 72 Yıllık Mektup




Atatürk'e 72 yıl önce bir şehit oğlunun yazdığı mektup ortaya çıktı. İlkokul mezunu olan Şehit oğlunun mektubundaki dil hayranlık uyandırıken, içerik duygusallaştırıyor.




TBMM’ye bağlı Dolmabahçe Sarayı'nın deposundan, Atatürk’e 1936 yılında bir şehidin oğlu tarafından yazılan mektup çıktı. Çanakkale savaşında babasını kaybeden ve ailesine bakabilmek için iş isteyen gencin mektubundan çok duygulanan Atatürk de, bu gence Beyazıt’taki Talebe Yurdu'nda iş buldu. Milli Saraylar Daire Başkanlığı bugün "Atatürk ve Milli Saraylar" adlı bir sergi açacak. Dolmabahçe Sarayı'nın giriş katında açılacak olan sergide, 43 adet belge ve Atatürk’ün saraylarda çekilmiş 14 fotoğrafı yer alacak. Bunlar arasında Atatürk'ün yaverine hediye ettiği bir fotoğrafı da bulunuyor. Sergide, Atatürk'ün Dolmabahçe Sarayı'nda kalan şahsi eşyaları, manevi kızı Nebile Erdebil’in şahsi eşyaları ile Atatürk'ten iş isteyen bir gencin mektubu da bulunuyor. Sergi, 16 Kasım tarihine kadar her gün 09:30-17:00 arasında ücretsiz olarak gezilebilecek. Sergide yer alacak bir mektup ise Atatürk’ten iş isteğini içeriyor. Bu konuyla ilgilenip Beşiktaş Kaymakamlığı'ndan durumun araştırılmasını ve gence iş bulunmasını isteyen Atatürk’ün, daha sonra da Beyazıt’taki Talebe yurdunda genci işe yerleştirdiği anlaşılıyor. Çanakkale savaşında babasını kaybeden ’’ Hüseyin oğlu Ali’’ adlı Sinop’lu vatandaşın, Atatürk’e yazdığı ‘’Reisi Cumhurumuz, sevgili Atatürkümüzün yüce önüne’’ diye başlayan ve 72 yıl sonra gün ışığına çıkan mektubu şöyle:
O MEKTUP
‘’Ben yurt ödevini Selimiye topçu kıtasında yapmış ve babasını, Çanakkale savaşının yüksek istişarelerinizde, yurdu tarihe geçen bir kahramanlıkla korurken, şehit veren bir Türk evladıyım. Çelikten kollarım ve sarsılmaz bir metanetim var. Şehit babamın bana bıraktığı üç küçük kardeşimle, zavallı anamın ve iki de yetimin ve iki de malul halamın iştiraki ile sekiz kişilik bir ailenin, hem koruyucusu hem de ekmek getiricisiyim. Bu zavallı ailenin benden başka hiç kimseleri yok. Çok düşkün ve sefiliz. Onları beslemek için yurdun her yerinde herhangi bir işle, çalıştırılmaklığım için başvurmadığım yer kalmadı. İlkokulu bitirmiş, çok sağlam ve gürbüz bir Türk yiğidi olan ben fabrikalar doldurup, eşsiz yaptığınız bu cumhurluk toprağında her hangi bir tavassuttan mahrum olmaktan başka hiçbir kabahatim olmadığı halde, ben kendim ve hem de şehit babamın bana bıraktığı anam ve yavrularını açlıktan inletiyorum. Milli Saraylar Müdürüne dört ay önce bir dilekçe verip korunmamı yalvarmıştım. Belki de kayboldu. Bütün ulusu kurtaran varlığınıza bu ikinci dilekçem ve gözyaşlarımla sığınır, çok sevdiğinizi iyi bildiğim şehit yavrularından biri olan bana acımanızla bir iş verilmesi için yüksek buyruklarınızı yalvarırım. Sevgili önderimiz… Boyabat Benlibelen köyünden, Çoraklı oğullarından, Beşiktaş Akaretler, 3 numaralı, Hakkının kahvesinde sakin Hüseyin oğlu Ali…




Kategoriler

"Türk milletinin karakteri yüksektir. Türk milleti çalışkandır. Türk milleti zekidir... Türk milleti milli birlik ve beraberlik içerisinde güçlükleri yenmesini bilmiştir… Türk milletinin tarihi bir niteliği de güzel sanatları sevmek ve onda yükselmektir. Türk milletinin büyük millet olduğunu bütün medeni alem, az zamanda, bir kere daha tanıyacaktır..."
Mustafa Kemal ATATÜRK